> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Güz Güldürsün
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Güz Güldürsün
Mehmet Dinç
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 052
Yaz bitti, güz başladı. Artık güneşli sabahlara uyanmıyoruz. Gökyüzü maviliğini döküp yüreğimize gün boyu kendisine baktırmıyor hayranlıkla. Ağaçlar ve çiçekler bütün renkleriyle bize dönüp neşeyle selamlamıyor her adımımızda bizi. Hafta sonlarımızı ailece toplanıp ciğerlerimize bir hafta yetecek temiz hava, zihnimize güzel işler yaptıracak enerji ve yüreğimize çevremize bulaştıracağımız neşeyle dolduran mesire yerlerinde keyifle geçiremiyoruz. Bir sonraki yazı çok uzak görüp dilek tutar gibi tekrarını dilediğimiz yazdan kalma tatil hatıralarımız var eğlence namına konuşmak için.

Bunlarla beraber üzerimizde garip bir gerginlik de var sebebini açıklayamadığımız. Gökyüzü bugün gri diye moralimiz bozuluyor. Yağmurlu bir sabaha uyandığımızda yataktan hiç kalkasımız gelmiyor, mecbur olduğumuzdan yarı uykulu, zoraki adımlarla, ayaklarımızı sürüye sürüye işe gidiyoruz. Bu yüzden de kısalan günlerimizi doğru düzgün bir şey yapamadan, şöyle ağız dolusu bir neşeyle gülemeden, gönlümüzü ferahlatacak hiçbir şey bulamadan bitiriyoruz. Karşılaştığımız insanlarla ezbere hal hatır sormalar yapıp, keyifli bir sohbete dâhil olamıyoruz bir türlü. Sonra erken gelen akşamın devamındaki uzun geceyi nasıl bitireceğimizi sıkıntıyla düşünüp, sıkıntılarımızı bulaştıracağımız şikâyet dolu misafirliklerle dolduruyoruz vakitlerimizi.

Öyle ya adı bile hüzün kokan güz geldi ki güz demek; yapraksızlık, çiçeksizlik, güneşsizlik demektir. Esasında yaprak da vardır, çiçek de vardır, güneş de vardır ama değil mi ki yaprak renk değiştirmiş o güzelim yeşili bırakıp sarıya dönmüş ve dökülmeye başlamıştır, değilmi ki çiçek renklerini göğe uydurup soldurmaya ve solmaya yönelmiştir, değil mi ki güneş bize bir bakışımıza göz kamaştırma oyunu oynamıyordur, yazın çok az farkına vardığımız ama her an bilincimizin dışında bizi saran sevinç kaynaklarımız gitmiş demektir. O yüzdendir çatık kaşımız, somurtkan yüzümüz, tatsız dilimiz ve heyecansız bakışlarımız. Ancak bilmeliyiz ki haklı değiliz, hakkımız yok böyle davranmaya. Yani tüm bu hissettiklerimiz bir vakıa olsa da bilmeliyiz ki yazı yaşayıp kışa girmeden önce kışla bizim aramızı bulmaya çalışan güze biraz haksızlık yapıyoruz. Güz ki bizi yazdan bir anda kopartmadan kışa hazırlamaya, kışın soğuğuna karşı kalbimizi ısıtmaya ve böylelikle kışın ayazında ellerimizi yakan kestanelerin neşesini fark etmek için ihtiyaç duyduğumuz yaşam sevincini vermeye çalışıyor bize. Hal böyleyken bizim bizi seven güze dargın gibi hareket etmemiz, onun verdiği fırsatları görmezden gelip mutsuz olmak için bahaneler bulmamız ve suçu yine güzün omuzlarına atmamız kadirşinaslık olmasa gerektir.

O halde geliniz güzün yaşam hediyelerini teşekkürle kabul edelim de yaşadığımız günlerin doyasıya tadını çıkartalım. Parka gittiğimizde dökülen yaprakların arasında, yağmur yağdığında yağan yağmurun altında, güneş çıktığında önümüze düşen gölgemizin üstünde yürüyüşler yapalım da işte, evde, misafirlikte vs. her nerede olursak olalım dostumuz güzün dostluğundan habersiz insanları yaşamın kıyısından hayatın ortasına çekip bugünlerini mutlu kılalım. Güz bizi güldürsün, biz insanları güldürelim.