> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Tur Suresi’nden Etkilenen; Cübeyr İbni Mut’ım
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Tur Suresi’nden Etkilenen; Cübeyr İbni Mut’ım
Mustafa Eriş
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 050
Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yakın akrabası sayılan bir sahabi!..

Hazreti Ömer radıyallahu anh gibi Kur’ân-ı Kerîm’in engin, derin mânâsının tesirinde kalarak İslâm’la şereflenen yiğitlerden!..

Tûr sûresini Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den dinleyen ve soyu Abdümenâf’ta Efendimiz’le birleşen bir bahtiyar!..

Yumuşak huylu ve ileri görüşlü bir kişiliğe sahib olan ve nesep konusundaki geniş bilgisiyle tanınan bir kahraman!..

O, İki Cihan Güneşi Efendimiz’in amcaoğullarından sayılır. Nevfeloğulları’nın ve Kureyş’in eşrafından olduğu için Câhiliye devrinde büyük bir itibara sahipti. Onun adı Ebû Muhammed Cübeyr b. Mut‘im b. Adî b. Nevfel b. Abdimenâf el-Kureşî’dir.

O, uzun süre Allah Rasûlü’nden uzak kaldı. İslâm’ın nurundan kendini mahrum bıraktı. Hicretten önce Dârü’n-nedve’de Efendimizi öldürmeye karar veren heyette bulundu. Bedir Gazvesi’nde müşriklerin arasında yer aldı. Fakat Hudeybiye antlaşmasından sonra Cübeyr ibni Mut’ım’de çok büyük değişiklikler oldu. Gönlü İslâm’a ısındı ve müslümanlara düşmanlıktan vazgeçti. Yaptıklarından pişman olup İslâm’ın nuruna koştu. (628 yılında) İslâmiyet’i kabul etti ve çok samimi bir müslüman oldu.

O, Hazreti Ömer radıyallahu anh gibi Kur’an-ı Kerim’in engin, derin mânâsının tesirinde kalarak İslâm’la şereflendi. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in mübarek fem-i seâdetlerinden Tûr Sûresi’ni dinledi. Bu sûrenin âyetlerini dinlerken kalbi ürperdi ve hissiyâtını; “Sanki kalbim çatlayacak sandım” diyerek ifâde etti. (Ahmed, IV, 83, 85)

Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh İslâm’la şereflenişini kendisi şöyle anlatır:

“-Bir görüşme yapmak üzere Medine’ye gitmiştim. Sabah namazı vakti Mescide vardım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda Tûr Sûresi’ni okuyordu. Bir kenarda oturdum ve sonuna kadar dinledim. Bu suredeki ilâhî, derin mânâlar gönlümü adeta yıkadı. “Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.” (Tur: 7-8) âyeti beni korkutup ürpertti. Kendi kendime düşünmeye başladım. O güne kadar yaptığım düşmanlıklar, kin ve nefretler bir anda içimden silindi. Kalbime bir huzur hali geldi. Gönül dünyam ışıyıverdi. Devam eden âyetler nedamet, pişmanlık ve tevbe etmeme vesile oldu. Bu âyetlerde Rabbimiz meâlen şöyle buyurmakta idi:

“O gün gök sallanıp çalkalanır. Dağlar yürüdükçe yürür. Yalanlayanların vay haline o gün! Ki onlar daldıkları bâtıl içinde oyalanıp duranlardır. O gün Cehennem ateşine itilip atılırlar da “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!” denilir.” (Tur: 9-14)

Bu âyetleri dinleyince tevbe ettim. Bir daha düşmanlık yapmayacağıma söz verdim. Hele şu âyet-i celilelere gelince kalbim heyecandan neredeyse uçacak gibi oldu. Rabbimiz bu âyetlerde meâlen:

«Onlar, bir yaratan olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa yaratanlar kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, onlar Allâh’a kesin olarak inanmıyorlar. Yâhut Rabbinin hazîneleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?» (Tûr, 35-37) buyurmaktaydı. (Buhârî, Tefsîr, 52)

Tur suresinin sonuna gelince kalbim dayanmaz oldu. Çünkü bu âyetlerde Rabbimizin tehdit ve tavsiyeleri yer almaktaydı. Şöyle ki:

“Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak. O gün plânları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler. Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları bilmezler. Rabbinin hükmüne sabret. Çünki sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur: 45-49) buyurmaktaydı.

Artık kaskatı olan kalbim iyice yumuşadı. İslâm’ın nuru gözümü gönlümü aydınlattı. Namazdan sonra hemen Rasulullah’ın huzurunda diz çöküp kelime-i şehadet getirdim.”

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Cübeyr’in İslâm’a girmesine çok sevindi. Ona babasının yaptığı iyilikleri hatırlatarak iltifat etti. Babası Mut’ım bin Adî Kureyş’in ileri gelenlerinden biriydi. Bedir Gazvesi’nden önce müşrik olarak ölmesine rağmen Mekke döneminde Sevgili Peygamberimize iyilik eden ve destek olan bir insandı. İki Cihan Güneşi Efendimiz tebliğ için Taif’e gidip döndüğünde Mekke’ye onun himayesini alarak girmişti. Hâdise şöyle vuku bulmuştu:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Tâif dönüşü Nahle’den Mekke’ye doğru gelirken Hirâ Dağı’na vardığında Mekkeli’lerden bir kimseye rastladı. Onu önce Ahnes bin Şerîk’e, daha sonra Süheyl bin Amr ve Mut’im bin Adî’ye gönderdi. Onlara:

“−Muhammed «Rabbimin bana verdiği risâlet vazîfesini teblîğ edip yerine getirinceye kadar, beni himâyene alır mısın?» diye soruyor” demesini istedi.

Diğer ikisi kabûl etmedi ancak Mut’im, müsbet cevap verdi. Varlık Nûru sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz o gece Mut’im’in evinde kaldı. Sabah olunca Mut’im, oğullarını ve kavmini yanına çağırdı ve onlara: “−Silâhlarınızı kuşanınız ve Beytullâh’ın rükünleri yanında bulununuz!” dedi.

Kâbe’ye vardıklarında kavmine dönüp: “−Ey Kureyş cemaati! Muhammed’i himâ­yeme aldım! O’na kimse dokunmasın!” diyerek seslendi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kâbe’yi tavâf edip iki rekât namaz kılarak evine dönünceye kadar Mut’im ve oğulları O’nu muhâfaza ettiler. (İbn-i Sa’d, I, 212; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 182)

Aradan seneler geçti. Îman şerefine nâil olamayan Mut’im ibni Adî, Bedir’de müslümanlara karşı savaştı ve öldürüldü. Düşman esirlerine ne yapılacağı tartışılırken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mut’im’in oğlu Cübeyr’e:

“−Şâyet Mut’im hayatta olup da benden esirlerin bağışlanmasını isteseydi, fidye almadan hepsini serbest bırakırdım” buyurdu. Ona olan vefâsını bu sözleriyle ortaya koydu. (Buhârî, Humus, 16; İbn-i Hişâm, I, 404-406)

Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh İslâm ordusuyla beraber Huneyn Gazvesi’ne katıldı. İki Cihan Güneşi Efendimiz kendisine bol miktarda ganimet verdi.

Gelecek Sayı: Rivayet Ettiği Hadis-i Şerifler…