> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Yeni Yıla Girerken Hayatın Muhasebesini Yapmak
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Yeni Yıla Girerken Hayatın Muhasebesini Yapmak
Doç. Dr. Kerim Buladı
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 044
Allah Teâlâ hiçbir varlığı ebedî kılmamıştır. Gökyüzü ve yeryüzündeki bütün varlıklar fânidir. İnsanın geçici olan dünyaya gönderilmesinin asıl sebebi, Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmektir. İnsanın ölümlü kılınması ve ona hayatın lütfedilmesi de, güzel amel yapıp yapmadığının ortaya çıkarılması ve sınanması içindir. Bu yüzden insan, bu fani âlemde kısa bir ömür içerisinde âhiret yurdunu kazanabilmek için çalışmalı ve bütün işlerini ebedî âlemi merkeze alarak gerçekleştirmeye gayret etmelidir.

Allah’ın zatından başka her şey yok olacaktır. Aşağıdaki âyet bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

“Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.”1

Mü’min, bütün faaliyetlerini ve çalışmalarını fânilik merkezi üzerine kurmalıdır. Bir başka deyişle geçici olarak geldiği dünya hayatındaki bütün etkinliklerini âhireti merkeze alarak planlamalı ve tasarlamalıdır.

İnsan, âhiret hayatını dünyada kazanacak ve bu âlemde yapıp ettikleri ile ebediyet yurdunda mutlu ya da mutsuz olacaktır. İnsan hür iradesi ile ya dünyanın geçici nimetlerini âhiret yurdunun kazanılması için vasıta kılacak ya da onu asıl gaye edinerek âhirete karşı ilgisiz kalacaktır. Allah Teâla, kişinin iradesine ve talebine dünyalık isteyene dünyalık, âhiretin mükâfatını talep edene de onun sevabını vereceğini şöyle açıklamıştır.

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهٖ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِهٖ مِنْهَا وَسَنَجْزِى الشَّاكِرِينَ

“Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de âhiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.”2

Yukarıdaki âyette görüldüğü gibi Allah Teâlâ, kişinin iradesine göre sevap takdir etmekte ve mükâfat vermektedir. Aşağıdaki âyetlerde de bu önemli hususa dikkat çekilmiştir.

مَنْ كَانَ يُرٖيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فٖيهَا مَا نَشَاءُ لِمَنْ نُرٖيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلٰیهَا مَذْمُومًا مَدْحُورًا وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولٰئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا

Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. “Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.”3

Âyetlerde, dünya menfaatlerini isteyenlere bunların peşinen verileceği, âhireti isteyen ve onu kazanmak için gereği gibi gayret sarf eden kimselerin çalışmalarının da boşa gitmeyeceği ve görmezden gelinmeyeceği anlatılmaktadır. Ancak çalışmalarının boşa gitmemesi, mü’min olma şartına bağlanmıştır. Zira Kur’ân, kâfirlerin amellerinin boşa çıkacağını çeşitli vesilelerle belirtmekten geri durmamıştır.4

Allah’ın insana lütfettiği hayat, imanla değer kazanır, Allah’a teslimiyetle anlamını bulur, O’na kullukla güzelleşir ve yaratılışındaki gerçek gayesine ulaşır. Akıl, irade ve muhakeme ile tezyin edilen ve bunlara rehberlik edecek vahiyle desteklenen insan hayatı, bütün bunları kendisine lütfeden yaratıcısının emri doğrultusunda varlığını tüketmez, O’nun tayin ettiği hududa göre hareket etmezse, vahiyle muhatap olmayan, akıl ve iradeden yoksun varlıklardan ne farkı olabilir? Hatta böylelerinin, daha aşağı derecede olduğunu Kur’ân şöyle vurgular.

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰیهُ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكٖيلاً اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبٖيلًا

 “Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.”5

Kur’ân’ın, hayatını vahyin ilkelerine göre tanzim etmeyerek nefislerinin arzusuna teslim olanları, ilah derecesine yükselterek onları tanrı edinenleri akılsızlıkla suçlaması ve hayvanlardan daha aşağı olduklarını bildirmesi, dikkate şayan olduğu kadar ibret verici ve ders çıkarılması gereken önemli bir mesajdır.

Kâinatta Allah’ı tanımayan hiçbir varlık yoktur. Kendi hal lisanları ile her şey Allah’ı zikreder, tesbih ve takdîs eder.6 Fakat insan, kendisine lütfedilen akıl, vahiy ve bunların rehberliği ile mertebelerin en yücesi olan kulluk emanetine karşı cahillik ve nankörlük ederse, hayvanlardan daha aşağı dereceye düşer. Aşağıdaki âyet, bu konuda güzel bir örnek teşkil eder.

وَلَقَدْ ذَرَاْنَا لِجَهَنَّمَ كَثٖيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا اُولٰـئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ اُولٰـئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

 “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.”7

Nefsânî arzuların, bencil duyguların, tepeden bakmanın, gurur, kibir ve büyüklenmenin bir yaşam tarzı haline dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Ulusal ve küresel ölçekte, birey ve toplum bazında menfaatlerin kutsandığı, çıkar düşüncesi ve kaygısı ile hukukun çiğnendiği, katliamların, etnik kıyımların, işgallerin yoğun bir şekilde sürdüğü, silah üreten ülkelerin kendi haklarının refahı için kan üzerinden siyaset yaptığı kısaca, kan, gözyaşı ve mazlumların ağıtının göklere yükseldiği ve yürekleri dağladığı bir ortamda milâdî yeni yıla giriyoruz.

Gerçek, ama, acı olan şu muhasebeyi yapabiliyor muyuz? Fani olan hayatımızdan yeni yıla girerken bir yaprak daha eksildi. Bir adım daha ebedî âleme, asıl geldiğimiz âleme yaklaştık. Nefsimizi arıtabildik mi? Bunun için ibadetlerimizde bir artma ve ihlâs merkezli bir ilerleme var mı? Sevaplarımız katlanarak mı yeni yıla giriyor yoksa günah yükünün kahredici ağırlığı ve ezikliği ile mi yeni bir milâdî yıla ayak basıyoruz? Acaba, Allah rızası için mazlumun yanında yer alabildik mi? Ümmetin yetimlerine ne kadar sahip çıkabildik? Ümmetin muhacirlerine ne kadar ensar olabildik? Zalime karşı nasıl bir yürekle karşı koyabildik? Allah Teâlâ’nın kadrini, yüceliğini, azametini fark edemeyenlere karşı tavrımız nasıl oldu? Günaha batanlara, şehevânî arzularını ilahlaştıranlara karşı tepkimiz, etkimiz ne oldu? Hiç olmazsa onlara yardım etmek şöyle dursun onların safından uzak durabildik mi? Sahi bir Müslüman olarak saflarımızı Allah için belirledik mi? Müslümanların sulhu için gücümüz nispetinde çevremizde muslih olabildik mi? Bu soruları ve maddeleri çoğaltabiliriz.

Böyle bir sorgulama ile yılbaşını-yıl sonunu idrak edebilir ve yıllık hayat muhasebemizi ve bilançomuzu çıkarırsak o zaman yeni bir yıla girmenin mahiyetini kavramış oluruz. Gözyaşının dinmediği, insan kanının aktığı ve mazlumların hamisiz kaldığı bir dünyada hangi yılbaşını kutlayacak ve birbirimizi tebrik edeceğiz? Aksi takdirde zalimlerin arkasına takılır ve zulüm çukuruna düşerek âhirette zarara uğrayanlardan oluruz.

Dipnotlar: 1) Rahmân, 55/26-27. 2) Âl-i İmrân, 3/145. 3) İsrâ, 17/19-19. 4) Bkz. İbrahim, 14/18; Kehf, 18/104-105 vb. 5) Furkân, 25/43-44. 6) İsrâ, 17/44; Hadîd, 57/1; Cuma, 62/1; Teğâbun, 64/1 vb. 7) Enfâl, 8/179.