> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Nokta-i Süveydâ
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Nokta-i Süveydâ
Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 038
Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya (ks) göre, nokta-i süveydâ, âdeta bir kelimeye benzer. Bu yönüyle kelimenin mânâsı, (bütün) hakikatlerin toplandığı noktadır. (Nokta-i Hakikat-ı Câmia)

Bir özet halinde asılları toplayanın (hakikat-ı câ­mia’nın) açılımı/açıklanması da, bütün ulvî ve süflî varlıklarıyla kâinâtın tamamıdır. Bu, her meyvenin çekirdeğinde, kendi ağacını özet olarak bulundurmasına benzer.1 Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin ıstılahında bu hakîkatü’l-hakâik’e tekabül etmektedir. Hakîkatü’l-hakâik’in mana olarak açılımı da şudur: Bu; Hakk’ın ve âlemin akledilen mâhiyetlerini kendinde toplayan akledilir bir hakikattir. Başka bir ifadeyle bu; ilâhî ve kevnî iki mertebenin mahiyetlerinin bileşimidir. O, bu yönüyle âlemin aslıdır.2

İbrahim Hakkı’nın (ks) bu ifadesinden, bütün kâinatın ulvî-sûflî bütün varlıklarıyla toplu olarak, her insanın kalbindeki nokta-i süveydasında, özet olarak/icmalen var olduğu sonucu ortaya çıkar. Yani yaratılmış maddî-manevî, ulvî-süflî ne kadar varlık varsa, hepsinin hakîkati insanın nokta-i süveydâ’sında hazır/evvelî (primordial) olarak mevcuttur.

Esasen bu görüş, tasavvufta genelde insanın nüsha-i camia3 olarak kabul edildiği görüşüyle aynıdır. Bu insan merkezli (humana-centric) kâinat anlayışıdır. Ve halife olarak insanın değerinin/mükerremiyetinin seviyesini gösterir. Ayrıca bu ayrıca “İnnî câilün fi’l-ardı halîfeh”4 ve “ Velegad kerremnâ beni Âdem” in5 tasavvufi yorumudur/açılımıdır.6

Sonuç olarak nokta-i süveydâ, bütün varlığın cem olduğu yer olması hasebiyle İbrahim Hakkı’ya göre bu durumda insanın gönlü, ilahî nüshadır, bitmek tükenmek bilmeyen sırların yüklenicisi ve taşıyıcısıdır. Her kim kendi gönlüne/nokta-i süveyda’sına girerse, o su ve toprak (maddî kayıt) zahmetinden kurtulur. Can sohbetini bulur, Allah (cc) tarafından cezbedilerek ünsiyet huzur meclisine kabul edilir.7 Murakabe uygulamasının nihâî gayesi de zaten Hak ile bu ünsiyeti/sohbeti bulmaktır.

Ona göre üns ve huzur meclisine kabul edilenin kalbine nokta denirken, kalbine (yani o noktaya) gelen düşüncelere yani havâtıra da harfler denir. Ancak gerek bu nokta ve gerekse noktaya gelen doğan harfler manevîdir. Bu, bildiğimiz şeklî nokta ve harfler değildir. Surî/şeklî harfler bölünme ve taksim kabul eder, kalbe gelen manevî/soyut harfler (yani düşünce ve havâtır) ise bölünme ve taksim kabul etmez.8 İbrahim Hakkı bu şekilde, kalemle yazdığımız, gözle gördüğümüz harf ve nokta ile, gönle gelen ve gözle görünmeyen harfleri ve noktayı iki farklı kategoriye ayırır. Şekilli ve şekilsiz.9

9) Ruh adı verilen emr’in makamı ve merkezi bu nokta-i süveydâ’dır. Ruh, Allah (cc)’ın emr’indendir.10 Emr’de ise, hayy-ı müdrike, yani başkasına hayat ve idrak edicilik özelliği verme kabiliyeti vardır.11 İşte emr özelliğine sahip olan bu ruh, insanın hakîkatidir ve insanın bu hakikati de nokta-i süveydâ’nın sırr-ı istivâsıdır.12 İbrahim Hakkı’ya göre ruhun hayat verici özelliği yani hayat nokta-i süveyda’da başlar. Dolayısıyla ölünce orası maddi hayatın bittiği yerdir.13

Bu durumda İbrahim Hakkı Hazretlerine (ks) göre nokta-i süveydâ’nın;

a) İstivâsı vardır.

b) Bu istivâsının da sırrı vardır. Bu da insanın hakikati olan ruhtur. Dolayısıyla ruhun merkezi de bu nokta-i süveydadır. Yani ruhun insandaki bir dayanak noktasıdır da diyebiliriz.

10) Nokta-i Süveydâ iki yüzü olan cilâlı bir aynaya benzer ve yuvarlaktır. Yani gayb alemine de şehâdet alemine de yönelik olarak yaratılmıştır.14

Yani nokta-i süveydâ gaybın ve şehâdetin buluştuğu ortak paydadır.

Gayb âlemi bilinmeyen âlem, şehâdet âlemi bilinen âlemdir.15 Dolayısıyla bilinenlerle bilinmeyenlerin eridiği, kaynaştığı yer nokta-i süveydâdır. Burada ne ilim vardır, ne de cehl vardır, Hacı Bayram-ı Veli’nin (ks) dediği gibi:

“Şâr dedükleri gönüldür

Ne âlimdür ne câhildür.”16

Burada bilmek bilmemeye, bilmemek bilmeye eşittir ve birbiriyle cem’ olarak karışmış tevhîd olmuş, ikilik kalkmıştır. Yani Serrâc’ın da ifade ettiği gibi buradaki tevhid; cem’le fark ikiliğinin kalkmasıdır.17

Bu durumdayken “Mâ araf­nâ­ke”18 diyen Peygamberimizin (sav) bildiği, ârif olduğu husus, “bilmedik”, “ârif olmadık”a dönüşmüştür. Yani Allah (cc) bildiğimizden de öte müte‘âl bir varlıktır. Mutlak Gayb mertebesinde Allah (cc) tamamen gizlenmiş gayb olmuştur.19

Allah’ı (cc) hakkıyla bilmek, imkan harici.

Peygamberimizin (sav) bildiği Allah’ı (cc) bilmediğini bildirmesi söz konusu iken bu denklemi kendi yüce Peygamberlik ulviyyeti içinde Peygamber Efendimiz (sav) çözümlemişti. Yani O, Allah’ı (cc) Hakkıyla bilmesi önünde, bu ma’rifetini/bilmesini yeterli görmemenin acziyetini dile getirmişti.

Halbuki O, en büyük Peygamber’di (sav). Geçmiş ve gelecek bütün bir insanlık ailesinde Allah’ı (cc) en iyi bilen de O’ydu. Ve O (sav) , bu haliyle “Mâ arafnâke” sonucuna varmıştı. O’nun (sav) durumu bu iken bizim durumumuz nasıl olur? O’na göre hiç şüphesiz kâbil-i kıyas bile olamaz.

Nokta-i Süveydâ’yı her insanda sanki bir ayna gibi ve yuvarlak, olduğunu söyleyen İbrahim Hakkı (ks) Hazretleri, zımnen dairenin içe doğru küçültülmüş en son halinin nokta olduğuna, noktanın dışa doğru açılmış halinin de daire olduğuna işaret etmektedir. Nokta-i Süveydâ’yı daire olarak nitelemek, hiç şüphesiz nokta-daire arasındaki bağlantıdan kaynaklanmaktadır.20

Bilindiği gibi daire noktanın büyümüş, açılmış hali iken, nokta da dâirenin en küçültülmüş hâlidir. Nokta en mükemmel olduğu için noktanın dâiresel açılımı yani daire en mükemmel geometrik şekildir. Bu yönüyle noktaya soyut/mücerred dâire denilebileceği gibi, daireye de somut/müşahhas nokta denir. ‘Vetera’l-melâikete hâffine’21 ayetinde belirtilen meleklerin dairevî ibadeti, bu mükemmeliyete işaret eder. Ve bu dairenin merkezî de insan-ı kamildir.22 Prof. Dr. Burhan Toprak’ın da işaret ettiği gibi, daire sonsuzluğu ifade ettiği için, İslam mimarisi, daire geometrisi üzerine dizayn edilmiştir.23

11) İşte Nokta-i Süveydâ olan bu ayna çoğu kez netliğini kaybedip bulanık hâle gelir. Peki bu nokta-i süveydâ aynasını neler kirletir?

a) Cahillik kirleri,

b) Gaflet pusları,

c) Gazab mücadeleleri,

d) Şehvet kavgaları,

e) Ve çeşitli dünya sevgisi renkleri,

Hiçbir şeyi göstermeyecek şekilde kirlenip, bulanan24 bu aynayı tekrar parlatmak için;

a) Hakikat ilmi,

b) Şeriata (Kur’ân ve Sünnete) sımsıkı yapışmak,

c) Aleme ibret nazarıyla bakmak,

d) Yumuşak huyluluk (hilm),

e) Namuslu (iffetli) olmak,

f) Dürüst olmak,

g) Dünyadan yüz çevirmek (zühd)

h) İbadet etmek,

ı) Zikretmek,

i) Ve fikretmek gerekir.25

Hülasaten İbrahim Hakkı Hazretleri (ks) kötü amellerin, bu siyah noktayı kilitleyeceğini anlatır. Ve bu kilitlenmenin giderilip nokta-i süveydâ’yı fonksiyonel hale getirmek için de sâlih amellere yapışmanın gerekliliğini vurgular. Her günah, hadis-i şeriflere göre kalpte bir kir ve leke meydana getirir.26

12) Nokta-i süveydâ, vücûdun aynasıdır. Allah’tan (cc) gelen feyzi kabul eder ve daha önce bahsedilen emr’in (yani ruhun) merkezidir. Emr’in (ruhun) sahibi Allah (cc) bu emr (ruh) ile beraberdir. İşte bu maiyyet/beraberlik sırf bir iyilik ve inâyetdir/yardımdır.

“Sizler, ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz”27 ayet-i kerimesi bu beraberliğe ve yardıma (izne) işâret eder. Ayrıca “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir”28 âyeti de bir hidayet olarak emr sahibinin, emr ile beraber olduğunu gösterir. “Biz ona şahdamarından daha yakınız!”29 da bu beraberliğin bir başka delilidir.30 Delillerde kısaca anlatılmak istenen; Allah’ın (cc) nokta-i süveydâ’da yani zikrin darb edildiği vahyin indiği bu noktada insanla kesin bir irtibat halinde oluşudur, diyebiliriz

Yukarıdaki anlatımlardan da anlaşılacağı üzere İbrahim (ks) nokta-i süveydâ’nın onbir başlık altında mahiyetini anlatmıştır.

Özet olarak ifâde etmek gerekirse, İbrahim Hakkı’ya (ks) göre; her insanda bulunan zamansız ve mekansız olan nokta-i süveydâ’nın şu özelliklere sâhip olduğu görülür.

Nokta-i Süveydâ

1-Bütün kâinatın/âlemin ruhudur.

2-İnsan âleminin arşı olan maneviyat güneşinin doğduğu yerdir.

3-İnsan ruhunun çıkış yeri olan büyük noktanın aynasıdır.

4-Büyüklüğü sırr-ı istivâsında (kuşatma sırrında) ortaya çıkar.

5-Nokta-i süveydâ’nın sırr-ı istivâsı, şekil ve renklerden uzak ve tamamı mücerred/soyuttur.

6-Nokta-i süveydâ, nokta-i kübrânın aynasıdır ve tamamen onu gösterir. Büyük nokta; akl-ı evvel ve en mükemmel ruh (Allah’ın (cc) ruhu)’dur. (Nefahtu fihi min rûhî)

7-Nokta-i süveydâ’nın sırrı, insânî hakikattir.

8-Nokta-i süveydâ kelimeye benzer. Kelime ise bütün hakikatlerin toplanıp bir araya geldiği noktadır. Yani nokta-i süveydâ nokta-i hakikat-ı câmia’dır.

9-Emr âlemine ait ruhun makamı ve merkezi, nokta-i süveydâ’dır. Yani “emr”in canlılığın/diriliğin merkezidir.

10-Nokta-i süveydâ; iki yüzü, cilalı bir aynaya benzer ve dairevî/yuvarlaktır.

11-Nokta-i süveydâ, günahla kirlenir/kilitlenir, salih amelle cilalanır/açılır.

12-Nokta-i süveydâ, vücûdun/varlığın aynasıdır. Allah’tan (cc) gelen feyizlerin kabul edicisidir.

Başta da ifade ettiğimiz gibi Nokta-i süveydâ, anlatılması ve anlaşılması son derece zor olan bir kavramdır. Kalb soyuttur. Nokta-i süveydâ ise, bu soyut kalbin yapısında yer alan, soyutun soyutu bir yapıya sahiptir. Soyut kalb bile tam anlaşılamamışken, ondan daha ileri derecede soyut olan kalbin nokta-i süveydâsı nasıl anlaşılacaktır? En önemlisi Bursevî’nin de ifade ettiği gibi, insan, nokta-i süveydasının hakikatıyla Allah’ın (cc) sırrıdır, Allah da (cc) insanın sırrıdır.31

İşte bu bereketli Anadolu topraklarının ürünü, büyük mütefekkir, mutasavvıf ve ilim adamı Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (ks) nokta-i süveydâ’nın mahiyetine onca birikimine rağmen bu kadarlık bir açıklama getirebilmiştir.

Zikir çeken dervişin, Allah (cc) kelimesini darb ettiği/vurduğu bu nokta-i süveydâ, maddi âlemin bittiği, insanın hakîkatinin başladığı iman merkezidir vesselam.

Dipnotlar: 1) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.321. 2) Suâd el-Hakîm, Ibnu’l-Arabî Sözlüğü, İstanbul 2004, s. 228. 3) Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, ss. 314-5. 4) Bakara, 30. 5) İsra, 70. 6) Muhyiddin İbnü’l-Arabî, et-Tedbîrâtü’l-İlâhiyye, Leiden 1136/1617, s.131; ayrıca bkz. El-Futûhâtü’l-Mekkiyye, Beyrut 1997, c.II, s. 102. 7) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.321. 8) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.322. 9) Harf için bkz. İbnü’l-Arabî, Kitabu Istılâhu’s-Sûfiyye (Resailü İbn Arabî içinde), Beyrut 1997, s. 537. 10) İsra, 85. 11) Ayrıca bkz. Ebu’l-Mevâhib Cemâleddîn Muhammed eş-Şâzelî, Kavânînu Hükmi’l-İşrâk, Dımeşk 1309/1891, s.84. 12) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.323. 13) Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî, Kitabu Câmi’l-usûl fî usûli’l-evliyâ ve enva‘ihim ve kelimâti’s-sûfiyye, Mısır 1298, s. 126. 14) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.323. 15) Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, ss.38-9. 16) İsmail Hakkı-i Burûsevî, Şerh-i Rumûzât-ı Hacı Bayram-ı Velî, Süleymaniye; Es’ad Efendi, no:1521, vr.20a-21a. 17) Serrâc, Lüma’, s. 416. 18) Münaî, Feyzu’l-Kadir, 2,410; Mer’i b. Yusuf el-Makdisi, Ekavilu’s-Sikat, 1,45. 19) Kaşanî, Abdurrazzak, Istılâhâtu’s-Sûfiye, s.168. 20) Cürcânî, Ta’rîfat, s. 104. 21) Zümer, 75. 22) Suâd el-Hakîm, Ibnu’l-Arabî Sözlüğü, İstanbul 2004, ss. 367-374. 23) Burhan Toprak, İslam ve San’at, Varlık Yay., İstanbul 1964. 24) Mutaffifîn, 14. 25) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.323. 26) İbn Mâce, Zühd, 29; İbn Hanbel, Müsned, II, s. 297. 27) İnsan, 30. 28) Hadid, 4. 29) Kâf, 16. 30) Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ma’rîfetname, s.323-24. 31) Bursevî, Ruhû’l-Beyân, c.III, s. 8.