Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Mârifetullah
Sâdık Dânâ
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 031
Mârifetullah vecd ilmidir.

Mârifetullah şevk ilmidir.

Mârifetullah aşk ilmidir.

Mârifetullah bir tattır. Ancak Hâlık -teâlâ ve tekaddes- hazretleri, bu büyük nîmeti dilediğine, sevdiğine tattırır. Bu tatma şahsa göre değişir. Bazı kimseler azıcık tadar, bazıları da doyuncaya kadar, bazıları da yetecek kadar tat alır. Bazılarına da sonuna kadar verilir, isterse aklı gitsin, isterse dağlara düşsün.

Bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur:

“Dünyada muhakkak bir cennet vardır. Onu bulan kimsede cennet arzusu kalmaz. O cennet de mârifetullahtır.”

Yine bir haberde: İnsanlar bu dünyadan göçüp gittiler. Hâlbuki buranın en hoş zevkini tatmadan öldüler. Bu lezzetli şey de Allah’ı bilmektir ki, bu dünyadaki her nîmetten lezzetli ve zevklidir.

*

Cüneyd-i Bağdadî hazretleri Seriyy-i Sakatî -kuddise sirruh-’tan sordu:

- Dün gece nasıl sabahladın?

Seriyy-i Sakatî -kuddise sirruh- buyurdu:

- Allah’ın yanında sabah akşam diye bir şey yoktur. Yani ârifler, saat vakit diye bir şey bilmezler. Çünkü onlar her an Allah’ın mârifetiyle meşgul olup, huzur-u ilâhîde kendilerinden geçmişlerdir.

*

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurur:

“Yalnız Allah teâlâ var. O’nunla beraber ikinci bir varlık yok.”

Davud el-Kebir -kuddise sirruh- buyurur:

– Hakîkî irfan sahibi, zât-ı ilâhîden gayrı ile olamaz ve kalamaz. Durum ne olursa olsun. Hak tarafından kendisine tecellî yolu ile gelen bir nîmete kapıldığı takdirde: Rabbı ile arasına perdeler gerilir.

Davud el-Kebir -kuddise sirruh- buyurur:

İrfan sahiblerinin bu dünya evinde yaptıkları amel, ne bir hâl içindir, ne de bir makam... Onlar, ancak amellerini zât-ı ilâhîde bulunan yer ve makamlarını tahkike erdirmek için yaparlar. Bunu elde ettikten sonra başka ne isterler ki? Bütün hâl ve makamlar orada dürülür durur. Beğen beğen al ve seç seç giy. Bulana mübârek olsun.

*

Ârif ne kadar medh edilse, gene lâyıkıyla târif edilmiş olamaz. Çünkü onun her hâli Rabbı iledir, ancak onunla sükûnet bulur. Ne uyku ne de uyanıklığı onu sevdiğinden ayıramaz. Onun nazarında Allah’tan başka varlık yoktur. Yalnız Allah’ı bilir. O kendini bile unutmuştur, dâimâ hayret içindedir. Haktan başka bir düşüncesi yoktur. Zâhiren sağırdır, dilsizdir, hiçtir. Hiçlikle var olmuştur. Dilsizdir ama mânevî hadiselere vukufu vardır. Sağırdır ama bütün mânevî duygulardan haberdardır.

Çünkü ârifler rızâ makamındadırlar. Onların kalbleri bütün hadiseler karşısında sakindir. Rızâ, her kalbin herhangi bir kederine sevinmektir. Ârif Allah’ı sevmeği ve kaderine boyun eğmeği zevk hâline getirmiştir. Çünkü rızâsının aslı, Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerine güvenmektir.

Mârifetnâme’den:

Dört husûsiyet vardır ki, dünya ve âhiret saâdetini sağlar: Tevekkül, tefviz, sabır ve rızâ.

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-1, s. 52-55