> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Asr-ı Saadet’te Mânevî Eğitim
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Asr-ı Saadet’te Mânevî Eğitim
Adem Saraç
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 020
İslâm, kendi insanını kendi kuralları içinde eğitip yetiştirir. İslâm kuralları içinde eğitilip yetişen kişiye Müslüman ya da İslâm insanı denir. Aslında her inanç, her sistem ve her kurum kendi insanını, kendi kuralları içinde eğitip yetiştirir. Kişi, hangi sistemin kuralları ile yetişirse, o sistemin insanı olur. Kişinin kişilik yapılanması, ona verilen eğitim ölçüsünde olur. Kişilik eğitiminin özü de manevi eğitimdir.

Mânevi eğitim o kadar önemlidir ki, İslâm, ilk vahiyle beraber bu hassasiyeti vurgulamıştır. Eğitimin anahtarı da okumaktır. Bu bize İslâm’ın ilk emridir. Fakat gözden kaçırmamamız gereken en önemli husus “Rabbinin adıyla oku” kısmıdır. Bizi en iyi bilen, hiç şüphesiz ki bizi yaratandır. Allah’tır en iyi bilen. Belki bundan dolayı “yaratan” boyutu özellikle vurgulanmıştır. Burada açıkça kulun Rabbi ile sürekli beraberliği isteniyor. Allah Teâlâ Hazretleri ile bağın sürekliliği emrediliyor. Bu mânevî bağ, ancak mânevî eğitim ile mümkündür. Ki buna tasavvufta maiyyet derecesi denir.

Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin emrini doğru anlamalıyız. Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın çağrısını iyi anlamak ve ona göre yaşamakla mükellefiz. Allah ve Rasûlü, her şeyi ile çöküp bitme noktasına gelmiş bir toplumu, kurtuluşa davet ediyor. Temizleyip arındırmak için, öncelikle Tevhîd inancına çağırıyor. Îmân arınmadır, temizlenmedir; kurtulmadır. Şirk başta olmak üzere, bütün pisliklerden arınmadır îmân.

İslâm, teslimiyet; Müslüman da teslim olan insandır. Her şeyin başı, Allah ve Rasûlü’ne teslimiyettir. Teslimiyet, her türlü güzellik ve temizliğin kaynağı olduğu gibi, mânevi eğitimin de temelidir.

Kendimizi ahlâki kötülüklerden uzak tutmamız ve en güzel ahlâkla donatmamız isteniyor. İç dünyamızı şirkten, küfürden, inkârdan temizleyeceğiz. Yalandan, nifaktan, gıybetten, dedikodudan temizleyeceğiz. Mânevi eğitimin temelinde bu vardır.

“Gece kalk” buyuruyor Yüce Rabbimiz! Seni bekleyen büyük görev için, senin tarafından sırtlanmak üzere hazırlanan ağır yükün altına girmek için ayağa kalk! Çalışmak, yorulmak, sıkıntı çekmek ve eziyetlere katlanmak için, ayağa kalk! Kalk, bu büyük ve mukaddes görev için hazırlan, onun gerektirdiği eğitimden geç! Bu eğitimin özü de gece kalkıştır! Gecesi olmayanın gündüzü de olmaz çünkü!

Günümüzde bizim eksikliklerimizden bir tanesi de gece ibadetlerimizin az olmasıdır. Allahu Teâlâ Hazretleri, Rasûlü’ne, verilecek mücadelede başarılı olmanın yolunu gösteriyor. Gece ibadetinde Rabbiyle beraber olup güçlenmesini istiyor. Mânevî eğitimin özünde de bu vardır işte.

Rasûlüllah Aleyhisselâm, insanları İslâm’a davet ederken, îmân ile beraber sadece bilgi vermekle yetinmiyordu. Îmân-ilim-amel-ihlâs/takva dörtlüsüyle davetteydi.

Her insan, öncelikli olarak îmân ile mükelleftir. Îmân ile insan, Müslüman olur. Müslüman, neye ve niçin inandığını bilen insandır. Müslüman’ın ilmidir bu. Müslüman, inandığını ve öğrendiğini mutlaka hayatına geçirmelidir. Yani inanıp öğrendiği gibi bir hayat yaşamalıdır. Bu da Müslüman’ın amelidir. İnandığı, öğrendiği ve hayatına geçirdiği amelleri, ihlâslı bir şekilde yapmalıdır. Yani meşhur adıyla her Müslüman aynı zamanda takva sahibi seçkin bir insan olmalıdır. İşte bu da ancak mânevi eğitim ile sağlanır ki, bu da tasavvuftur!

Peygamberimiz Aleyhisselâm, mânevî eğitim ile gönülleri îmar etti. “Cahiliyye toplumu” olarak çökmüş insanlardan “Asr-ı Saadet Toplumu” oluşturdu. 23 sene gibi bir zaman içinde, yepyeni bir nesil oluştu. Ashâb-ı Kirâm Efendilerimiz, her biri birer yıldız olarak dünyayı aydınlattılar. Her biri birer yıldızdı, ama aynı zamanda her yıldızın ayrı bir özelliği vardı.

Mânevi eğitimde zirve isimlerin başında hiç şüphesiz ki, Hz. Ebûbekir (ra) gelir. Aslında bu büyük Sahâbî, her alanda zirvedir. Rasûlüllah Aleyhisselâm’ın sürekli yanındaydı. İslâm’ın, gelecek nesle doğru bir şekilde ulaştırılmasında en büyük pay onundur.

Asr-ı Saadet’te adı konmasa da, hayatın her yönüne yansıyan mânevi eğitim, sonraki asırlara “Tasavvuf” olarak yansıyacaktı. Tasavvuf, İslâm’ın kalbî hayatı, özü ve rûhânî yönüdür. Hem arınma ve hem de tekâmüldür tasavvuf. Her bakımdan mükemmel olan insan-ı kâmil yetiştirmektir.

İnsan-ı Kâmil dendiği zaman, elbette ki ilk akla gelen zât, hiç şüphesiz ki Rasûlüllah Aleyhisselâm’dır. Kur’ân-ı Kerîm ifadesiyle “üsve-i hasene / en güzel örnek” O’dur. “En Güzel Örnek” olan Rasûlüllah Aleyhisselâm, en güzel örnekler yetiştirdi. İçiyle dışıyla pırıl prıl bir toplum oluşturdu. Mânevi eğitim dediğimiz iç yapılanmaya çok önem verdi.

Peygamberimiz Aleyhis­se­lâm, bu iç yapılanmada en önde gelen isim olan Hz. Ebûbekir Efendimiz’e dikkatlerimizi çekmiştir. Mekke’den Medine’ye Hicret esnasında yanına Hz. Ebûbekir’i almıştı. Sevr Mağarası’nda beraber geçirdikleri üç gece, bütün herkesin hayatına bedeldir. Bunu en çarpıcı bir şekilde Hz. Ömer (ra) şöyle ifade eder; “Hz. Ebûbekir’in, Rasûlüllah Aleyhisselâm ile Sevr Mağarası gecesi (günleri), Ömer ve sülâlesinin bütün hayatından daha hayırlıdır!” (Hâkim, Müstedrek, III, 7/4268)

Peygamberler Sulta­nı’n­dan, derslerin en güzelini alan Sahâbîler Sultanı, aynı zamanda altın silsilenin başındaki zât oluyordu.

Hicret yolculuğunun Sevr durağında, mânevi dersin en yücesi yapılıyordu! Hz. Ebûbekir (ra), üç gün üç gece içinde Rasûlüllah Aleyhisselâm’dan çok özel dersler aldı. Mânevi dersi almak için, ona hazır olmak lâzımdı. Hz. Ebûbekir (ra), buna hazırdı artık. Daha doğrusu, 13 yıl süren Mekke Dönemi imtihanlarının hepsini büyük bir başarı ile vermişti. Bu anlamda mânevi derse hazırdı yani. Peygamberimiz Aleyhisselâm, bu en yakın arkadaşını 13 yıl boyunca böylesine ulvi bir gaye için hazırlamıştı âdeta! Ciddi işin, alt yapısı da ciddi olurdu. İşte bu mânevi derstir ki, Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar uzayıp gelir. O günlerden, bu günlere altın silsile yolu ile gelir bu mukaddes emanet.

Hz. Ebûbekir (ra), sadece Mekke Dönemi ve Hicret esnasında değil, Medine Dönemi boyunca da sürekli Peygamberimiz Aleyhisselâm ile beraberdi. Her şeyini O’na feda ettiği gibi, bütün hayatını da O’na adamıştı.

Hz. Ebûbekir (ra), Asr-ı Saadet’in en parlak yıldızıydı. Mâneviyat Sultanı’ndan aldığı mânevi terbiye, Asr-ı Saadet’te mânevi eğitim olarak kaynaklara geçti. Peygamberimiz Aleyhisselâm’dan aldığı mânevi emaneti Hz. Selmân-ı Fârisî’ye verdi.

Hz. Selmân-ı Fârisî (ra), öyle çabuk terakki etti ki, kısa zamanda seyr-ü sülükünü tamamladı. Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Selmân’ı çok severdi. Üstün ahlâk ve faziletleri sebebiyle Ensâr ve Muhâcir arasında paylaşılamayan Hz. Selman için; Selman bizdendir, ehl-i beyttendir buyurdu. (Hakîm, Müstedrek, c. 3, s. 691; İbn Hişâm, c. 3, s. 241).

Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın vefatından sonra, Hz. Ebûbekir’e tabi oldu. Onun sohbetlerinden hiç ayrılmadı. Sürekli olarak Hz. Ebûbekir (ra) ile çok yakın bir münasebet içindeydi. Ondan feyz aldı. Öyle ki, kısa sürede zâhirî ve bâtınî ilimlerde çok yüksek derecelere ulaştı. Hz. Selmân-ı Fârisî (ra), derslerini öncelikle Peygamberimiz Aleyhisselâm’dan almıştı. O’ndan sonra da Hz. Ebûbekir (ra) ile devam etti. Bir yandan Hz. Ebûbekir’in sohbet halkasında adamakıllı pişerken, bir yandan da sohbetler yapıyordu.

Hz. Selmân-ı Fârisî (ra), kendisi gibi Sahâbî olan birçok şahsiyete hocalık yapıyordu. Bunlar arasında Hz. Ebû Saîd el-Hudrî, Hz. Abdullah bin Abbâs, Hz. Evs bin Mâlik gibi büyük Sahâbîler de vardı. Aynı şekilde tabinin büyüklerine de hocalık yapıyordu. Bunların başında da Kâsım bin Muhammed (ks) geliyordu…

Asr-ı Saadet gülistanından derlediği gülleri, Kâsım bin Muhammed’e aktarmıştı. Diğer anlatımla, Asr-ı Saadet’te oluşan mânevî eğitim, Kâsım (ks) ile gelecek nesle taşınacaktı.

Altın silsile Rasûlüllah Aleyhisselâm’dan sonra, Hz. Ebûbekir (ra) ile başlıyordu. Hz. Ebûbekir’den sonra Hz. Selmân-ı Fârisî (ra) geliyordu. Hz. Selmân’dan sonra da Kâsım bin Muhammed ile devam ediyordu…

Biz burada, kısaca Asr-ı Saadet’te mânevî eğitim üzerinde genel hatlarda durduk. Bu arada, altın silsilenin Asr-ı Saadet ve başlangıç boyutuna, yani kısaca tasavvufun doğuşuna da özetle işaret etmeye çalıştık.

Asr-ı Saadet, her yönüyle herkese ışık tutacak örneklerle doludur. Yeter ki örnek almasını bilelim. Örnekler Örneği’nden örnek alıp, örnek bir hayat yaşamamız arzusu ve duâsıyla…