> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Din ve Dindarlık (Tevhit, İstikamet, Dürüstlük ve İbadet)
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Din ve Dindarlık (Tevhit, İstikamet, Dürüstlük ve İbadet)
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 012
Din kavramı, sonuçları ahirete uzanan inanç ve uygulamalardan oluşan bir bütündür. Terim olarak din, akıl sahiplerini, kendi arzularıyla hayırlara sevk eden ilâhi bir nizam, Allah Teâlâ tarafından vaz edilmiş ve insanları Allah’a ulaştıran bir yol, bir kulluk çerçevesidir. Bu sebeple de ilk insandan beri var olagelmiş bir olgu, bir gerçektir. Din denen kavramın son ve en mükemmel temsilcisi, Allah Teâlâ’nın Müslümanlar için kemale erdirdiğini ve seçip razı olduğunu bildirdiği İslâm’dır, Müslümanlıktır.1

Kitaplardaki değil, hayattaki hâliyle “Müslüman, kendini yitirmiş bir değerdir” denilse yeridir. En büyük hastalığı, “dünya hayatına fazla rağbet etmek” diye özetlenebilir. Çünkü yiyecek ve giyecek meselesinden başka hiçbir şeye yeterince önem vermiyor.” Hatta ekonomik, siyasal ve mensubiyet çıkarlarını dinî görevlerine ve din kardeşliğine tercih ediyor.

Kimi Müslümanlar artık bir anlamda kendilerinin yokluğuna alışmışlar, bâtılda, seküler ortamda yeni bir kişilik kazanmışlardır. Anormalleri normal görme ve karşılama eğilimini giderek daha büyük ölçüde paylaşmaktadırlar. Oysa her Müslüman, gücü yettiğince İslâm esaslarını eksiksiz yaşamak ve sorumluluğu altındakilere yaşatmakla yükümlüdür. Çünkü Müslüman “İslâm’ı yaşama” azim, irade ve sorumluluğuna sahiptir. Bir başka ifade ile din ve dindarlık, gösteriye kaçmadan samimiyetle ve dürüstçe yaşanıp örneklendirilirse kendisinden beklenen etkiyi gösterir. Buna bugün dindarlar dâhil, her kesimde ve her kademede büyük ölçüde ihtiyaç bulunmaktadır. Zira yaşanma şansı bulamamış ya da gerekli kıvamı yakalayamamış dindarlık iddiaları en hafif tabiri ile aldatmacadan ibaret kalır.

O halde anlamlı bir dindarlık için başkalarının dünyacı anlayış, uygulama ve telkinlerine kapılmadan, hayatı bize bahşeden Rabbimizin emirleri, uyarıları ve “âlemlere rahmet” olan örnek kul - son Resul Peygamber Efendimizin sünneti çerçevesinde yaşamak gerekmektedir.

Burada bu çerçevenin bazı temel özellik ve gereklerini hadis-i şerifler ışığında -özetle de olsa-, hatırlayıp paylaşmakta “ümmet bütünleşmesi” açısından fayda vardır diye düşünüyorum.

Tevhid ve İstikâmet

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sadece beş hadis rivâyet etmiş olan Ebû Amr Süfyân İbni Abdullah es-Sekafî radıyallahu anh  diyor ki;

-“Yâ Resûlallah! Bana İslâm’ı öylesine tanıt ki, onu senden sonra hiç kimseye (Ebu Üsame’nin rivayetinde,  senden başkasına) sorma ihtiyacı duymayayım,” dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

قُلْ اٰمَنْتُ بِاللَّهِ فَاسْتَقِمْ Allah’a inandım de, (peşinden de) dosdoğru ol!” buyurdu.2

İslâm’ı ve imanı, din ve dindarlığı değişik açılardan tanımlayan ve tanıtan hadîs-i şerîfler, hadis kitaplarımızın iman bölümlerinde ve müstakil Kitabü’l-iman’larda yer almaktadır. Bu hadislerin içinde İslâm’ı son derece özlü ve âdeta bir matematik formülü halinde tevhid + istikâmet = İslâmiyet diye ortaya koyan bu hadis-i şeriftir.

İslâm Dininin tanım ve tanıtımında tevhid ve istikâmet, iki temel unsur olunca, istikamet, hâlis bir tevhid inancına dayanacaktır, demektir. Temelinde tevhid inancı bulunmayan istikametten/dürüstlükten söz edilemez. Ancak hemen işaret edelim ki, “Tevhid inancına sahip olan herkes, mutlaka dürüst bir hayata sahiptir” de denilemez. Gerçi ilke olarak, gerçek iman, istikâmeti gerektirir. Fakat imandaki kıvam ve kalite farkına bağlı olarak uygulama her mümin için aynı sonucu vermeyebilir. O halde tevhid inancı, istikametin ön şartıdır ama istikâmet, tevhidin zorunlu neticesi değildir. Ancak hiç kuşkusuz olgunluk (kemâl), tevhit ve istikâmeti bir araya getirebilmektedir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in cevabı, az sözle engin mânalar dile getirme (cevâmiü’l-kelim) özelliğinin bir örneği olduğu kadar aynı zamanda peygamberlik görevinin ve getirdiği dinin özünü tam anlamıyla ortaya koyan, eski ifadesiyle lübbü’l-lüb, hülâsatü’l-hülâsa bir cevaptır. Nitekim hadis-i şerîf, Müslim’in Sahih’inde “Câmiu evsâfi’l-İslâm (İslâm’ın niteliklerinin özü) başlığı altında verilmiştir.3

Dürüstlük

Ebû Hüreyre (v.58) radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

الدِّينُ النَّصِيحَةُ  Din, dürüstlüktür.” Kendisine;

-Kime karşı yâ Resûlullah? diye sordular.

“- لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمAllah'a, Resûlüne, kitabına, müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara buyurdu.4

Çoğu kere “din nasihattır”, “din, öğüt vermekten ibârettir” diye tercüme edilen hadis-i şerifteki nasihat kelimesi sadece öğüt anlamında değildir. Balın mumdan süzülmesi anlamına gelen nush, sözün ve amelin hile ve yalandan arındırılmış olması demektir. Bu duruma göre din, samimiyet, dürüstlük ve hayırhahlık anlamında bir nasihattır. Nitekim bir âyet-i kerîmede bu mâna açıkça yer almaktadır:

لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاءِ وَلَا عَلَى الْمَرْضَى وَلَا عَلَى الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا لِلَّهِ وَرَسُولِهِ“Zayıf ve ma’lul olanlar, hastalar, harcayacak bir şey bulamayanlar, Allah ve peygamberine sâdık ve samimî kaldıkça ( izâ nasahû lillahi ve resûlih ), harbe çıkmadıkları için ayıplanmazlar..”5

Buradan hareketle hadis-i şerifi “din dürüstlüktür” diye anlamlandırmak mümkündür. Aslında “din dürüstlüktür” anlamı, hadisin devamıyla da tam uyum arz etmektedir:

Allah’a karşı dürüstlük, Allah’ın birliğine sağlam bir iman ve O’na kullukta ihlaslı bir niyet sahibi olmak, emir ve yasakları karşısında amelî/pratik ve dürüst olmak demektir.

Resûl’e karşı dürüstlük, onun peygamberliğini ve getirdiklerini tasdik ile emrettiği ve yasakladığı konularda dürüst davranıp ona samimiyetle itaat etmek, sünnetine sımsıkı sarılıp yaşamaya ve yaymaya çalışmaktır.

Kitab’a karşı dürüstlük, onun Allah’ın kitabı olduğuna inanmak ve içindeki hükümlerle takat ölçüsünde amel etmektir. Âyetleri red-kabul çizgisinde her hangi bir ayırıma tabi tutmamaktır. Yani kitaba karşı dürüst davranmaktır.

Müslümanların yöneticilerine karşı dürüstlük, doğru ve hak olan konularda kendilerine itaat etmek, yardımcı olmak, gerektiğinde gerçeği uygun şekilde kendilerine hatırlatmak, isyan etmemektir. “Yaratıcıya isyan olan yerde yaratılmışa itaat etmemek” çizgisinde durmaktır. Yani onlara karşı dürüst davranmaktır.

Müslümanlara karşı dürüstlük, din ve dünyalarına faydalı olan şeyleri kendilerine göstermek, öğretmek, emir bi’l-ma’ruf ve nehiy ani’l-münker yapmak, kendi nefsi için istediğini onlar için de istemek, onlara karşı böylesine samimi bir iyilik düşünce ve uygulaması içinde olmaktır. Herhalde Kur’an-ı Kerim’de yer alan nâsihun emîn “güvenilir nasihatçı”, ancak bu vasıflara sahip olmakla gerçekleşir. Peygamberler bu anlamda birer nâsihun emîn’dirler.

Bu kısa açıklamalardan da anlaşılacağı gibi din ve dindarlık, insanın gerek inanç olarak gerekse sosyal anlamda ilgili bulunduğu odaklara karşı gönülden, katıksız, samimi bir hayırhahlık ve dürüstlük içinde olması demektir.

İslâm anlayışında, Allah’a giden yolun adı “sırat-ı müstakim,” yani “dosdoğru yol”dur. Bu yolun yolcusunun imandan sonra en önemli sıfatı da dürüstlüktür. Müslümanın doğruluğunun/dürüstlüğünün sınırı yoktur. Öz nefsi aleyhinde de olsa doğru konuşmak, dürüst olmak, gerçeği olduğu gibi ortaya koymak zorundadır. “فَاسْتَقِيمۤوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ = Hepiniz Allah’a giden doğru yolu tutun, O’ndan bağışlanmak dileyin...” ayet-i kerimesi6 açıkça herkese yönelik bir istikamet/dürüstlük çağrısıdır. Bu çağrının tabiî sonucu ise, kalben, kavlen veya fiilen emirlere bağlılıktan uzaklaşanların ya da yasaklardan herhangi birini işleyenlerin yani dindarlık/kulluk kusuru bulunanların istikâmetten ayrılmış olacağıdır. Çâresi ise, tövbe edip dindarlık/kulluk kusurlarından bağışlanma dileyerek yeniden istikâmete ve dürüstçe kulluğa dönmektir.

İbadet/Kulluk

Sakif kabilesi elçileri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den putları Lat’a dokunulmamasını, hiç değilse putlarını kendi elleriyle kırmalarını istememesini ve namaz kılmaktan muaf tutulmalarını talep etmişlerdi. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- Putlarınızı kendi ellerinizle kırmaktan sizi muaf tutarız ve fakat namaz’a gelince, gerçek şu ki لَا خَيْرَ فِي دِينٍ لَا صَلَاةَ فِيه Namazı olmayan dinde hayır yoktur (ondan sizi muaf tutamam.)7

Bu olay ve Peygamber Efendimizin bu beyanı namazı-niyazı olmayan dinde hayır olmadığı gibi ibadetlerden, kulluktan soyutlanmış bir dindarlıkta da hayır olmadığını göstermektedir. Bu sebeple de ibadet noktasında kusuru, eksiği olanların, imanlı olduklarını öne sürerek kendilerini aldatmalarının ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Yapılacak iş, dînî emirleri gücü yettiğince yerine getirmek, yasakları da mutlak surette terk etmekten ibarettir. Efendimizin bildirdiği dindarlık ölçüsü budur:

Sakif kabilesi elçilerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından verilen cevapta, tevhid ülkesinde puta yer olmadığı, dinin emirleri konusunda hiçbir kimse ya da gruba muafiyet ve ayrıcalık tanınması söz konusu olamayacağı açıkça ortaya konulmuş bulunmaktadır.

Bu demektir ki gerçek dindarlık tevhid, istikamet, dürüstlük ve ibadet/kulluk erdemlerini birlikte sahiplenip yaşanmaktan elde edilebilir.

Dipnotlar: 1) Bk. El-Maide (5), 3. 2) Müslim, İmân 62; Nesâî, es-Sünenü’l-kebir, VI, 458; İbn Hibban, Sahih, III, 221; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, VIII, 69. 3) Bk. Müslim, İman 13. 4) Nesâî, Bey’at 31,41;Dârimî, Rikak 41. Aynı hadisin Temim ed-Dârî rivâyeti için bk. Müslim, İman 95; Ebû Davud, Edeb 59; Tirmizî, Birr 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 102,103. Muallak olarak bab/konu başlığında rivâyeti için bk. Buhârî, İman 42. 5) et-Tevbe (9), 91. 6) Fussilet (41), 6. 7) İbn Hişâm, Siyre, II, 538.