> 2014 > Aralık - Grup Nefsinin Terbiyesi > Allahın Sevdikleri, Sevmedikleri
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Allahın Sevdikleri, Sevmedikleri
Cafer Durmuş
2014 - Aralık, Sayı: 346, Sayfa: 010
Bu günkü okumalarımda Âl-i İmrân sûresinin 134. âyet-i kerîmesi var. Şöyle buyruluyor; “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da ihsân edenleri sever.”

Bu mübarek âyet-i kerîmenin son cümlesi sanki gönlüme yeniden doğuyor. Allah’ın sevdikleri ve sevmediklerini topluca önüme koymalıyım diyorum. Bakıyorum ki Yüce Mevlâ, sevdikleri ve razı olduklarıyla, sevmedikleri ve gazap ettiklerini bize bildiriyor. Rızasına giden yolu gösteriyor, gazabından sakındırıyor.

Nitekim muhtelif ayetlerde; “Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.”1 “Muttakileri sever.”2 “Sabredenleri sever.”3 “Tevekkül edenleri sever.”4 “Âdil olanları sever.”5 ifadeleri geliyor.

Allah’ın razı olduğu kulları bildiren âyetlerin manası şöyle; “(O gün) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır...”6

“(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlardan Allah razı olmuştur.”7

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır...”8

“İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır…”9

Hakikaten, buradaki “sevilen ve razı olunan­lar”ın vasıflarına baktığımızda Müslüman’da mutlaka bulunması gereken iyilik ve güzellikleri görüyoruz. Ahlâk-ı ilâhîyi görüyoruz. Haklarında “muhsinlerdendi”, “evvâhun halîm” idi ve “o ne güzel kuldu” buyrulan enbiyâ ahlâkını görüyoruz. Bütün bunların özeti mesabesinde Üsve-i Hasene (s.a.v.)’in tel tel ördüğü erdemleri görüyoruz. Nitekim onun (s.a.v.); “Allah Teâlâ müttakî, gönlü zengin, kendi işiyle uğraşan kulunu sever.”10 buyurmuş olması ve Abdülkaysoğulları’ndan Eşecc (r.a.)'a; “Sende Allah’ın sevdiği iki özellik var: Yumuşak huyluluk ve ihtiyatkârlık”11 demesi de bu Kur’ânî hakikatlerin ifadesi cümlesindendir.

***

Allah’ın sevmedikleri ve gazap ettiklerini bildiren âyetleri şöylece sıralayabiliriz:

“Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”12 “Aşırı gidenleri sevmez.”13 “Bozgunculuğu sevmez.”14 “Küfür ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.”15 “Kâfirleri ve zalimleri sevmez.”16 “–Zulme maruz kalanın uğradığı haksızlığı anlatması dışında- kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez.”17 “Haddi aşanları sevmez”18 “İsraf edenleri sevmez.”19 “Hain ve nankörleri sevmez.”20 “Şımarıkları sevmez.”21

“Kasten adam öldürenlere buğz eder.”22 “Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara buğz eder.”23 “Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenlere buğz eder.”24 “İman ettikten sonra kalbini kâfirliğe açanlara buğz eder.”25

Rasûlullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuşlardır: “Allah Teâlâ kıyamet gününde üç kişiyle konuşmaz, onları temize çıkarmaz, yüzlerine bile bakmaz; üstelik onlar korkunç bir azâba uğrarlar. Bunlar; zina eden ihtiyar, yalan söyleyen hükümdar, kibirlenen fakirdir.”26

İşte bunlar da Firavun, Karun ve Hâmân gibi sonu ebedî hüsran olan bedbahtların hal ve davranışlarıdır. Onlara yakın durmaktan ve benzemekten sakınmak gerekiyor. Burada açıkça zikredilmeyen hususları ise mukayese ederek ve ehline sorarak yerli yerine oturtmak gerekiyor. Kısacası bu listeyi belli aralıklarla güncellemek ve durum muhasebesi yapmak icap ediyor.

Bu yazıyı bir dua ile bitirelim istiyoruz:

Yâ Rab! Sevdir bize sevdiklerini! Yerdir bize yerdiklerini! Yâr et bize erdirdiklerini!

Âmin.

Dipnotlar: 1) Tevbe sûresi, 9/108. 2) Tevbe sûresi, 9/4. 3) Âl-i İmrân sûresi, 3/146. 4)  Âl-i İmrân sûresi, 3/159. 5) Hucurât sûresi, 49/9. 6) Maide sûresi, 5/119. 7) Tevbe sûresi, 9/100. 8) Mücâdele sûresi, 58/22. 9) Beyyine sûresi, 98/7-8. 10) Müslim, Zühd, 11. 11) Müslim, Îmân 25, 26. 12) 4/36. 13) Bakara sûresi, 2/190. 14) Bakara sûresi, 2/205. 15) Bakara sûresi, 2/276. 16) Âl-i İmrân sûresi, 3/32-57. 17) Nisâ sûresi, 4/148. 18) Mâide sûresi, 5/87. 19) En’âm sûresi, 6/141. 20) Hac sûresi, 22/38. 21) Kasas sûresi, 28/76. 22) Nisâ sûresi, 4/93. 23) Fetih sûresi, 48/6. 24) Mücâdele sûresi, 58/14. 25) Nahl sûresi, 16/106. 26) Müslim, Îmân, 172.

 

Talebinde Samîmi Olmak

Pek çok ayet-i kerîme bizi cennete lâyık olmaya teşvik ediyor. Nitekim Âl-i İmrân sûresinde; “Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”27 buyruluyor. Muhammed sûresinde ise müttakîlere vâ’d olunan cennet nimetleri; “İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar.…”28 şeklinde tavsif ediliyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) cennet nimetleriyle ilgili; “Allah Teâlâ, ‘Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım’ buyurdu.” haberini vermişlerdir. Bu hadisi rivayet eden Ebû Hüreyre (r.a.) daha sonra şöyle demiştir. İsterseniz “Mü’minlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.”29 ayetini okuyunuz.

İmam Gazalî (rh.a.) şöyle diyor; “İnsanoğlu fakirlikten korktuğu gibi cehennemden korksaydı, her ikisinden de kurtulurdu. Yine zenginliği istediği gibi cenneti arzulasaydı, her ikisini de elde ederdi. Eğer dış görünüşü ve davranışlarında insanlardan çekindiği kadar, iç âlemi ile Allah Teâlâ’dan korksaydı, hem dünyada hem de âhirette mesut olurdu.”

Demek ki insan, neyi istediğinin ve neyi istemediğinin bilincinde olmalı. Talebinde samimi olmalı. Diliyle istediklerini kalbiyle tasdik etmeli, yaptıklarıyla doğrulamalı.

Dipnotlar: 27) 3/133. 28) Bkz; 47/15. 29) Secde sûresi, 32/17; Buhârî, Bed’ul-Halk 8.