> 2014 > Kasım - İnsanlık İçin 'Hayırlı Ümmet Olun' > Örnek Kul-Son Resül’den Uyarılar: Haramlardan Sakın
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Örnek Kul-Son Resül’den Uyarılar: Haramlardan Sakın
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
2014 - Kasım, Sayı: 345, Sayfa: 021

اتَّقِ الْمَحَارِمَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ يَأْخُذُ مِنْ أُمَّتِي خَمْسَ خِصَالٍ فَيَعْمَلُ بِهِنَّ أَوْ يُعَلِّمُهُنَّ مَنْ يَعْمَلُ بِهِنَّ قَالَ قُلْتُ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ فَأَخَذَ بِيَدِي فَعَدَّهُنَّ فِيهَا ثُمَّ قَالَ اتَّقِ الْمَحَارِمَ تَكُنْ أَعْبَدَ النَّاسِEbû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre o, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem;

– (Ashap ve) ümmetimden kim, (benden) beş hasleti/meziyyeti alır/öğrenir de bunlarla amel eder ve(ya) onları, amel edecek kimselere öğretir? buyurdu. Ben de – Ben alırım ya Resulellah, dedim.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.) elimden tuttu ve onları tek tek saydı:

– “Allah’ın haram kıldıklarını işlemekten sakın, Müslümanların en âbidlerinden olursun.”1

Müslüman-Kemal İlişkisi

Her Müslümanın kemâle/olgunluğa meyilli ve istekli olduğunu düşünmek ve kabul etmek esastır. Çünkü böyle bir niyeti ve hedefi olmayan dindarın da dindarlığın da pek bir kıymeti yoktur. Din, dindarlık ve kemal “inandım” demekle başlayıp biten bir güzellikten ve özellikten ibaret değildir. O sürekli enine boyuna gelişmek, derinleşmek ve yücelmek ihtiyacındadır.

أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَİnsanlar imtihan edilmeden sadece “inandık” demekle serbest bırakılacaklarını mı sandılar?” âyet-i kerimesinde2 ve diğer birçok ayet-i kerimede açıkça dünyanın sınav sahnesi olduğu ve kimlerin “kulluk/amel açısından daha güzel/mükemmel” olduklarının ortaya çıkarılması gibi bir temel hikmete dayandığı bildirilmiştir.

Kulluk sınavında fiilî açıdan üç önemli davranış bulunmaktadır. Bunların da ilk ikisi fevkalâde ehemmiyet arz etmektedir:

Fi’lu’l-me’mûrat: Emredilenleri güç ölçüsünde yerine getirmek,

Terku’l-mahzûrât: Sakıncalı (haram) olanları mutlaka terk etmek,

Tevakkuf ale’ş-şubuhât: Şüpheli konularda duraksamak.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, açıklamaya çalıştığımız hadis-i şerif’te bu üçlü davranışın birbirlerine etki bakımından en önde gelenine işaret buyurmuş bulunmaktadır: Haramlardan sakınmak yani Terku’l-mahzûrât.

Nitekim Peygamber Efen­di­miz bir başka hadis-i şeriflerinde de konuya yasak ve emir sırasıyla açıklık getirmiş bulunmaktadır. Şöyle buyurmuştur:

“…Ben size neyi yasaklamış isem ondan derhal ve mutlak olarak kaçının, size neyi de emretmişsem gücünüz ölçü­sünde onu yerine getirin!”3

Haramlardan sakınmak

Bilinen bir gerçektir ki, “haramlardan sakınmak” ya da haramları terk etmek, bütün nehiy edilmiş olan şeyleri terk etmeyi kapsadığı gibi, aynı zamanda emredilmiş olan farzları işlememekten uzak durmayı da içerir. Zira terku’l-me’mûrât yani emredilenleri yerine getirmemek de sakınılması emredilen “mehârim” cümlesindendir. Haramlardan sakınmakta dikkatli olanın, şüpheliler karşısında uyanık davranacağı ise açıktır.

Durumu şöyle de ifade etmek mümkündür: Haramlardan sakınmak, pek tabii olarak emirleri/farzları yerine getirmeyi de gerektirir. Fakat emirleri/farzları yerine getirmek, mutlaka haramları terk etme sonucu doğurmayabilir. Bu durum özellikle günümüz Müslümanları olarak bizlerin hayatında görülen inkârı mümkün olmayan acı bir gerçektir. Namazında niyâzında, ibâdetinde olan kimi Müslümanların ne gariptir ki günlük yaşayışlarında haramlar da görülebilmektedir. Özellikle günümüz şartlarında ne kadar dikkat edilirse edilsin, haram ve yasakların istilasına uğramış şehir hayatı büyük tehlike oluşturmaktadır. Hemen nerede ise, çağdaş ilkelliklerden ve haramlardan arındırılmış bir köşe bulmak mümkün değildir. Kitle iletişim ve haberleşme araçları, sözlü-görüntülü ve yazılı yayınlar Müslüman evlerinin -belki istenmeyen- misafirleri olarak haramların şu ya da bu ölçüde işlenmesine vesile olmaktadır. Böylesi bir ortamı dikkate aldığımızda, Peygamber Efendimizin “Haramlardan sakın, Müslümanların en âbidlerinden olursun” uyarı ve teşvikinin anlamı günümüz için çok daha ciddileşmektedir.

İki Müslüman

Allah kendisinden ve babasından razı olsun Câbir b. Abdillah’ın haber verdiğine göre, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bir kişi ibâdet ve gayretiyle, bir başka kişi de vera’ı (haramlardan uzak durması) ile övülüp anıldı. Böylece bu iki kişiden hangisinin daha isabetli davrandığı sorulmuş oldu. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem; “لَا يُعْدَلُ بِالرِّعَةِ Vera’ gibisi yoktur” buyurdu.4

Farzları yerine getirmeye çalışsa bile haramlardan pek de sakınmayanlar ile farzlar alanında kusuru ve borcu olup da nâfileler ile meşgul olmayı yeğleyen Müslümanlar arasında da görevler arasındaki önceliği ve kemale giden yolda öncelenmesi gerekenleri takdir etmek ve yaşamak bakımından ortak bir yanılgı söz konusudur.

Hiç kuşkusuz Müslümanlık nizam, düzen ve değerler sıralamasına sahip bir dindir. Bu sebeple de Müslümanların hayatında her fikir ve davranışın öncelik sırası bulunmaktadır. Kemale/olgunluğa yükselişin de bir başlangıç noktası ve takip edilmesi gerekli basamakları, aşamaları vardır. Hadisimizdeki uyarı, işte bu başlangıç noktasını iyice dikkatlere sunmaktadır.

Olgunlaşma, Vera’ ile Başlar

Vera’, korunma, sakınma, takvâ, şüpheli şeylerden kaçınma, daha ileri aşamada mübah ve mekruhlarda bile dikkatli ve titiz davranmak anlamına gelir. Kendisini ilgilendirmeyen gereksiz şeyleri (mâlâyânî) terketmek de vera’ sayılır. Nitekim Hz. Peygamber bir hadis-i şerifte, “Mâlâyâniyi terketmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğinden/kemalindendir”5 buyurmuştur. İşte böyle bir vera’ ve böyle bir güzellik, giderek atılacak daha güzel adımların ve ortaya konacak makbul amellerin itici gücü olacaktır.

Konuya ait en temel noktayı Sevgili Peygam­be­rimiz, Muaz b. Cebel radıyallahu anh’ı Yemen’e uğurlarken, ona hitaben;

-Ey Muaz, belki sen, bu seneden sonra benimle karşılaşamayacaksın. Belki şu mescidimi veya kabrimi ziyaret edeceksin, buyurdu. Muaz, Hz. Peygam­berden ayrı düşeceğinin üzüntüsüyle ağladı. Re­sul­ullah sallallahu aleyhi ve sellem üzüntüsünü Muaz’ın görmemesi için mübarek yüzünü Medine yönüne çevirdi ve sonra şöyle buyurdu:

“إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِي الْمُتَّقُونَ مَنْ كَانُوا وَحَيْثُ كَانُMüslümanların bana en yakın ve şefaatime en layık olanları, kim olurlarsa olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, müttakîlerdir.”6

Burada açıkça görüldüğü gibi, Müslüman hangi milletten, hangi cemaatten, hangi renk ve ırktan olursa olsun, toplumun ileri gelenlerinden veya sade vatandaşlarından olsun ve yine nerede, Mekke’de, Medine’de ya da Yemen’de, Basra’da Kûfe’de, İstan­bul’da vs. yaşıyor olursa olsun, bunların hiç biri kuralı değiştirmez. Müslümana sadece ve sadece ittika, yani haramlardan sakınmaktan başlamak üzere Allah Teâlâ’ya karşı saygılı bir yaşayış değer katar ve onu Hz. Peygamber’e “en yakın” kılar.

Esasen âyet-i kerimede de asıl itibarın ve değerin takvâ’da olduğu bildirilmiş bulunmaktadır:

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ اَتْقَاكُمْAllah katında en değerliniz, takvâsı en üstün olanınızdır.7 Bir başka âyet-i kerimede ise, bu kuralın tüm ümmetler için geçerli olduğu bildirilmektedir:

وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنْ اتَّقُوا اللَّهَAnd olsun ki biz, sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de “Allah’tan korkun” diye emrettik.”8

O halde hiçbir Müslümanın ben şunlardanım veya şurada şu asırda yaşıyorum diye ne bir üstünlük ne de bir mahrumiyet duygusuna kapılması, şans veya şanssızlık hesapları yapması doğru değildir. Önemli olan, haramlardan sakınmakla başlayan Müslümanca bir hayata sahip olmaya çalışmaktır.

Dipnotlar: 1) Ahmed . Hanbel, Müsned, II, 310; XVI, 289; Tirmizî, VIII, 275; Mişkat’l-mesâbih, hds no: 5171. Hadisin bundan sonraki kısmında şu tavsiyeler yer almaktadır.

- Allah’ın sana verdiği rızka razı ol, insanların en zengin(lerinden bir)i olursun.

- Komşuna iyilik ve ihsan da bulun, olgun mü’min (komşunu şerrinden emin kılmış) olursun.

- Kendi nefsin için sevip istediklerini insanlar için de sev ve iste, kâmil Müslümanlardan olursun.

- Aşırı derecede gülme, çünkü çok gülmek, kalbi öldürür.

2) El-Ankebut (29), 2. 3) Buhârî, İ’tisam 2. 4) Tirmizî, Kıyâme 60 (IX, 59, (hds. No. 2519); Beyhakî, ez-Zühdü’l-kebîr, II, 312, (hds. No. 831). 5) Tirmizi, Zühd 11; İbn Mâce, Fiten 12; Muvatta, Hüsnü’l-hulk 3, Kelam 17. 6) Mişkatü’l-Mesâbih, 5227. hadis. 7) El-Hucurat (49), 13. 8) En-Nisa (4), 131