> 2014 > Ekim - Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı > Vefa; Sadece Boza Markası ya da Semt Adı mı?
Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Vefa; Sadece Boza Markası ya da Semt Adı mı?
Mehmet Dinç
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 060

İnsani bir hayat yaşamamız için yol haritamız olan kavramlarımızı yitirdikçe kendimizden de bir şeyler yitirdiğimizi, eksildiğimizi düşünüyorum, her geçen gün hayatımızdan sessiz sakin çekilen kavramların yerine çarpık alışkanlıkların geçtiğini gördükçe. Vefa kavramı da diğer arkadaşları gibi sessiz sedasız çekildikçe hayattan ve yerine nankörlük, zalimce tahtını kurdukça kalplere, insanlığın insanların hayatından kaybolur gibi olduğunu görüp, bu kaybın derdini taşıyordum yüreğimde. Yüreğimde olan dilime gelsin de aynı derdi taşıyan insanlarla kayıplarımızı beraberce arayıp, kaybolmak üzre olanlara da daha bir sıkı sarılalım düşüncesiyle bir süredir vefa üzerine yazmayı düşünüyordum ki geçen hafta vefa ile ilgili, vefanın ne olduğu ve nasıl gösterildiği ile ilgili adam akıllı bir ders aldım.

Dersin hikayesi geçen seneye dayanıyor.

Geçen sene İstanbul’da tatilde iken, buradan bir dostum ailesi ile İstanbul’a gelmiş, oradan da memleketine gidecekti. Memleketine hemen gitmeyeceği için valizlerini başka bir arkadaşı vasıtasıyla önceden karayolu ile gönderecekti ve benden valizlerini havaalanından arkadaşının evine götürmemi istedi. Ben de şirketimizin geniş arabalarından birini alıp havaalanına gittim, arkadaşımı ve ailesini karşıladım, valizlerini aldım ve ilgili yere götürdüm. Üzerimde çok hakkı olan dostum için yaptığım göze gelmeyecek kadar küçük bir iyilikti ve ben çoktan unutmuştum. Geçen hafta söz konusu dostumun daveti üzerine beraberce pikniğe gittik. Piknikte geçen sene havaalanında konuştuğumuz ve o zamandan beri Türkiye’de bulunup henüz geçen hafta Avustralya’ya gelmiş olan arkadaşımın 80 yaşının üzerindeki babası da vardı. Bizden önce gelmişlerdi ve bir arkadaşıyla uzakta oturuyorlardı. Yemek zamanı geldiğinde herkes bir araya toplandı ve onlar da çağırıldı. Biz onlar gelmeden oturduğumuz için arkadaşım babası geldiğinde yerini ona verdi. Amca tam oturacakken beni gördü, kalktı ve masayı dolaşıp yanıma geldi. Selam verip halimi hatırımı sorduktan sonra herkese dönüp; “Ben bu arkadaşın iyiliğini gördüm. Çok yardımı oldu bize” dedi. Mahcubiyetimi anlatamam. Yaptığım onların bana olan iyiliklerinin yanında sözü bile edilmeyecek kadar küçüktü ve üzerinden bir sene geçmişti. Samimi olarak söylemem gerekirse orada değil de başka bir yerde karşılaşsaydık ben amcayı hatırlayamazdım. Ancak amca 80 yaşının üzerinde olduğu, beni bir defa gördüğü ve olayın üzerinden bir sene geçtiği halde İstanbul’da ona dolaylı olarak yaptığım küçücük iyiliği hatırladı ve herkesin önünde tekrar teşekkür etti.

Vefa kavramını bir cilt kitap belki bana bu kadar güzel anlatamazdı. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” atasözünü hiç bir açıklama bana bu kadar güzel kavratamazdı. O gün bir karar aldım ve dedim ki kendi kendime: “Seneler boyunca dolaylı-dolaysız bir çok insanın iyiliğini, yardımını ve desteğini gördüm/görüyorum. Bundan sonra bana en küçük iyiliği olan insanları bile hiç unutmayacak, hep iyilikleri ile hatırlayacak ve yeri geldikçe iyiliklerini hatırlatıp onlara teşekkür edeceğim.” Çünkü vefa insan olmayı tamamlayan en önemli ve vazgeçilmez parçalardan bir tanesi ve ben onu kaybetmeyi göze alamam.