Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İbrahimî Tevekkül
Sezai Engin
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 054

İtimat”, “güven” manalarına gelen “tevekkül” kelimesi İslam literatüründe “Allah’a güvenmek”, “Allah’tan gelene razı olmak”, “Allah’a teslim olmak” manalarında kullanılmaktadır.

Tevekkül sahibi anlamına gelen “mütevekkil” sıfatı ile Allah Teâlâ’nın bütün peygamberlerini tavsîf etmek elbette ki mümkündür. Peygamberler ilâhî davet görevlerini îfâ ederlerken bu sıfatı kişiliklerine ilhâk etmişler, davet yolunda bu sıfat çizgisinde davranmışlardır.

Ama “tevekkül” ifadesinin zihinde meydana getirdiği çağrışımlar içerisinde Hz. İbrahim’in ayrı bir yeri vardır. Kur’an-ı Kerim O’nun bu ayrı yerini şu ifadelerle perçinlemektedir: “Evet, İbrahim, elbette çok yumuşak, çok içli ve her durumda Allah’a rücû eden bir kimseydi.” (Hûd Sûresi 11/ 75)

Şüphesiz ki peygamberler örneklik teşkîl edebilmeleri için insanlar içinden seçilmişlerdir. Onların insânî özelliklerden berî oldukları fikri mümkün değildir. İnsânî özellikler onların nezdinde somutlaşarak zirve noktaya ulaşmıştır. İşte bu bahsettiğimiz insânî özelliklerin en faziletlilerinden olan “tevekkül” Hz. İbrahim’in şahsında adeta filizlenmiş ve O’nunla bütünleşmiştir. Diğer bir ayette bu bütünleşme şu şekilde anlatılmaktadır: “Gerçek şu ki; İbrahim insana yakışan bütün erdemleri kendinde toplamasını bilen, yalan ve sahtelik taşıyan her şeyden yüz çevirerek Allah’ın iradesine yürekten bağlanıp boyun eğen biriydi.” (Nahl Suresi 16/ 120)

Peki neydi Kur’an’ın İbrahim’i (a.s) bu şekilde anlatmasına sebep. İbrahim (a.s) bu iltifatlara nasıl nâil olmuştu?

O göz nuru, kendinden bir parça olan evladı ile imtihana tâbî tutulmuştu.

“Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik. (Oğlu) yanında koşma çağına gelince: “Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bu konuda ne düşünürsün?” dedi. (Çocuk da): “Babacığım sana ne emrolunanı yap! Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın!” dedi. Ne zaman ki ikisi de bu şekilde (Allah’a) teslim oldular, (İbrahim) onu tuttu, şakağı üzerine yatırdı. Ve ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim! Rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız. Şüphesiz ki bu apaçık ve kesin bir imtihandı.” dedik. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Sonradan gelenler içinde kendisine iyi bir nam bıraktık. Selam İbrahim’e! İşte iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Çünkü O bizim mü’min kullarımızdandı. (Saffât Sûresi 37/ 101-110)

Gönlünün en derinliklerinden muhabbet duyduğu, varlığıyla sekînet bulduğu birinin ölümü, yok oluşu sebebiyle hissedilen kederin acısını amcası ve çok sevdiği eşini kaybettiği zaman Hz. Peygamber’in hayatında görmekteyiz.

Şâh-ı Rusül bile bu nevî bir acıya zorlukla dayanırken İbrahim (a.s) oğulcuğunu kendi elleriyle boğazlamağa teşebbüs ettiğini rüyasında görmüş ve bu fiili yerine getirmelerini idrâk etmiş, konuyu oğluna açtıktan sonra O’nun da onayını almıştır. Ve artık bu görevi yerine getirmeye ikisi de azmetmişlerdir. Bu durumda bir baba olarak İbrahim’in (a.s) ruh hali yaşanılmadan, hissedilmeden anlaşılamayacak bir vâkıadır.

İşte O’na bu zor anda, bu zor göreve azmedecek cesareti veren O’nun Allah Teâlâ’ya karşı olan sonsuz “tevekkül” hissidir.

Değerli İslâm alimi Muhammed Esed konuyu şu şekilde değerlendirmeye tâbî tutmuştur. “Hz. İbrahimi’in rüyasının mânevî- ahlâkî anlamı, onun hayatındaki en değerli varlığını Allah’ın isteği olarak gördüğü bir işaret üzerine kurban etmeye hazır olup olmadığının denemesinde yatmaktadır. (Kur’an Mesajı, İşaret yayınları, s. 917)

Ayette geçen “Eslemâ” fiili Müslüman kelimesinin türemiş olduğu fiildir. “Eslemâ” “O ikisi teslimiyet gösterdi” anlamına gelmektedir. Baba ve oğulun bu zor imtihanı gerçekleştirmelerinin ilk aşamasında bu fiilin kullanılması adeta müslümanlara bir sesleniştir;

“Şayet “Müslümanız”, “Allah’a teslim olduk” diyorsanız, müslüman kimliğini sahipleniyorsanız, İbrahim’in (a.s) tevekkülünü siz de bünyenizde barındırmalısınız. Gerektiğinde dünya hayatında sizin için en kıymetli varlığınızı Allah’a kurban edebilmelisiniz. Böyle davranabilirseniz İbrahim’in (a.s) üzerine olan “Selam”, “Esenlik” sizin de üzerinize olacak ve iyilerin (İbrahim’in) ödüllendirildiği sûretle ödüllendirileceksiniz, bu sâyede “gerçekten inanan kullar” dan olacaksınız.

Şüphesiz ki Allah Teâlâ müminlerden oğullarını boğazlamalarını, mallarını telef etmelerini irâde buyurmamıştır. Allah Teâlâ’nın müminlerden istediği “İbrahimî Tevekkül” noktası da değildir. Çünkü Allah Teâlâ “Kişiye kaldıramayacağı yükü yüklemez.”

Yüce Allah’ın inanan kullarından isteği, mallarının cüz’î bir miktarıyla İbrahim (a.s) ile oğlu İsmail’in (a.s) Cenab-ı Hakk’ın buyruğuna itaat konusunda verdikleri başarılı imtihandaki duygularını biraz olsun hissetmeleri ve simgesel bir davranışla dahi olsa bu tevekkül, teslimiyet misalini anarken toplumsal yardımlaşma ve dayanışmaya katkıda bulunmalarını sağlamaktır.

Bu hissediş ve katkıda bulunuşun önemine Hz. Peygamber’in yaptığı vurgu ise müminlerin bu konuda ne kadar hassas olmaları gerektiğine ışık tutmaktadır: “ Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın.” (İbn Mâce, Edâhî, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321)