Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Kâbe'nin Rabbine İbadet
Ali Rıza Temel
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 024

Kâbe’den maksat varmaktır Yâr’a
Kör gibi tapınma kuru duvara

Neyzen Tevfik

İbadetlerin özü yüce Mevla’ya saygı ve teşekkürdür. Bu saygı ve teşekkürü ifade eden belli semboller vardır. Allah tarafından belirlenen, O’na kulluk etmeye vesile olan, saygı gösterilmesi ve korunması gereken belli ibadet, işaret ve sembollere Şeâir denir. Bu ifade haccın konu edildiği dört yerde Allah’a izafe edilerek “İlahi semboller” olarak zikredilmiştir. Ayetlerde belirtilen bu semboller; Safa-Merve, kurbanlıklar, Müzdelife, Kâbe, Kur’ân, Namaz, Makam-ı İbrahim gibi kutsal sayılan, ibadet ve ibadet mahalli olan şeylerin tamamını kapsar.

İbadetler genellikle semboller vasıtasıyla yapılır. Semboller birer hatırlama ve hatırlatma vasıtasıdır. Asıl gaye ise kalbin Allah’a yönelmesi, O’na karşı ihlas ve samimiyet içinde davranılmasıdır.

İnsanlar, genellikle ibadetlerde sembollere ihtiyaç duyarlar. Zira mücerred (soyut) kavramları idrak etmek ve bu kavramlarla meram anlatmak kolay değildir. Dindarlık, iman ve amelle ifade edilir. Dinin nazariyeden ibaret olan felsefeden ayrıldığı nokta burasıdır. İmanın pratik hayata yansıması demek olan ameller belli mekanlarda belli hareketlerle ve belli materyallerle yapılır. Burada da ister istemez simge ve sembollere ihtiyaç duyulur.

Halkı harekete geçiren, düşünce ve tasavvurlardan ziyade görüp-duyduklarıdır. İbadet kastıyla yöneldiği varlığı hatırlatacak işaretlere ihtiyaç duyar. Kâbe de bu önemli işaretlerdendir. Tevhid’in sembolüdür, taşıdığı hatıralar, ifade ettiği anlam ibadete heyecan katar. Birlik ve bütünlüğü sağlar. Kâbe’nin kıble oluşu ümmet bütünlüğünün en canlı sembolüdür. Arafat, Müzdelife, Mina, Kâbe, Makam-ı İbrahim, Hacerü’l-esved, Ravza-i Mutahhara Allah ve Peygamberine yakın olmanın, ibadeti zevkle, aşkla, heyecanla yapmanın vasıtalarıdır.

Vasıtalar, asıl gayeye götüren araçlardır. Maksat hedefe ulaşmaktır. Vasıtalara sarılıp gayelerin unutulması, hedeflerin göz ardı edilmesi büyük kayıptır. Emek kaybı, zaman kaybı, para kaybıdır.

Kâbe; insanların kendilerini Allah’a en yakın hissettikleri, ibadete yoğunlaştıkları yerdir. Onun için burada kılınan bir vakit namaz, başka yerlerde kılınan yüz bin vakit namaza bedeldir. Zira burada namazda tam bir huşu ve yoğunlaşma söz konusudur. Uzaklarda hayalen yönelinen Kâbe karşımızda durmaktadır.

Görüldüğü gibi, Kâbe başta olmak üzere bütün dinî semboller Allah’ı hatırlatan, ibadet gayret ve neşesini artıran vasıtalardır. Vasıtalarla gayeleri bir birine karıştırmamak gerekir. Her şeye taşıdığı değer kadar ilgi göstermek gerekir. Hacerü’l-esved Hz. İbrahim’den Hz. İsmail’den bir hatıradır, tavafın başlangıç noktasıdır. Netice itibariyle Hz. Ömer’in dediği gibi taşlardan bir taştır. Hz. Peygamber selamladığı için selamlanır. Hatırasına hürmet edilir, abartılıp, kutsama cihetine gidilmez.

İnsanlar, genellikle de halk, vasıtalara, sembollere takılıp daha öteye geçemiyorlar. Vasıtaları gaye haline getiriyorlar. Akıllarıyla değil gözleriyle hareket ediyorlar. Hudeybiye’de, altında biat edilen ağaç, çaput bağlanıp kutsanmaya başlanınca Hz. Ömer o ağacı kestirdi. Cahiliye arapları da putları Allah’a yaklaştıran aracılar olarak benimsediler. Sonunda Allah yerine ikame ettiler.

Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisinin sadece bir kul ve insan olduğunu, Hz. İsa’ya yapıldığı gibi kendisi için aşırılığa kaçılmamasını söylemiş, putlaştırılmasına daima karşı çıkmıştır. Rasûlullah, diğer peygamberler ve din büyükleri insanlara Allah’ı tanıttıkları ve sevdirdikleri için sevilirler, onlar put olmayı değil, putları yıkmayı hedeflemişlerdir. Gaye değil Allah’a giden yolda rehber olmuşlardır.

Kâbe de, Kur’an ifadesiyle Allah’ın Evi (Bey­t­ul­lah’tır). Ev önemli olmakla beraber asıl önemli olan evin sahibidir. Ziyaretler evlere değil, ev sahiplerine yapılır. Misafirlikte ev sahibinden ziyade eve ilgi gösterilmesine ev sahibi üzülür. Demek ki benim ev kadar değerim yokmuş der ve bu yüzden misafire karşı ilgisi ve sevgisi azalır, hatta ilgi ilgisizliğe, sevgi sevgisizliğe dönüşür.

Kâbe için de aynı şey söz konusudur. Kâbe’nin Rabbi unutulur da, taştan yapılan Kâbe’ye odaklanılırsa bu hal Mevlâ’yı gücendirir. Onun için Kureyş sûresinde Rabbimiz bu noktaya işaret ederek şöyle buyuruyor: “Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve kendilerini korkudan emin kılan bu Kâbe’nin Rabbine kulluk etsinler.” (Kureyş, 3-4) Mevla burada Kâbe’ye değil, onun Rabbine kulluğu emretmektedir. Kâbe tevhidin sembolü ve yeryüzünde ilk bina edilen ibadethanedir. Sembol değeri taşımaktadır. Asıl olan Mevla’nın rızasıdır. “Doğu da batı da Allah’ındır. Her nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır.” (Bakara, 115)

“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz iyilik değildir fakat iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman edip, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere, köle ve esirleri kurtarmaya seve seve verenlerin, namazı kılanların, zekatı verenlerin, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenlerin davranışlarıdır. İşte doğru olanlar ve Allah’tan korkanlar onlardır.” (Bakara, 177) Ayetlerden de anlaşıldığı gibi; Aslolan kalıbı doğuya-batıya, sağa-sola çevirmek değil kalbi Allah’ın rızası istikametine çevirmektir. Tavaftan asıl maksat duvarın etrafında değil Yâr’in etrafında dönmektir. Dostumuz Gazanfer Şanlıtop ne güzel söylemiş:

“Kayboldu bütün boyutlar, bir noktayım evrende,
Görülmek ümidiyle kapısında dönüyorum.
Hiçliği yaşıyorum, şu koskoca alemde,
Pervaneler gibiyim, dönüyor, dönüyorum.”

İbadetlerde Aslolan niyet ve gayedir. Niyetsiz sevap olmaz. Ameller niyetlere göre anlam kazanır. Hac turistik bir seyahat değil, Mevla’nın rızasını kazanmak için tertiplenen kutlu bir seferdir. Ziyaret edilen yerler Mevla’nın daha fazla hatırlanmasına, heyecan duyulmasına vesile olan yerlerdir. Yunusumuz ne de demiş?

“Dervişlik baştadır, taçda değil
Hararet nârdadır suçta değil
Ararsan Mevla’yı kalbinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil”

Belirttiğimiz gibi semboller elbette anlamsız değildir. Allah’ı hatırlattıkları, kulluğa heyecan ve neş’e kattıkları için önemlidirler, bu açıdan saygıya layıktırlar. Biz edeben Kâbe cihetine yani kıbleye karşı abdest bozmayız. Mushaf’ı yere koymayız, ibatelerde şekli hususları yerine getiriniz. Fakat bütün şekil şartlarının hedefe, yani ilahî rızaya nail olmaya yönelik olduğunu unutmayız.

Mânâ eri Mevlâna sembollere takılıp gayeyi unutanlardan şikayet ederek şöyle diyor: “Herkes Kâbe’den, evden bahsediyor fakat ev sahibinden bahseden yok.”

İbadetlerde asıl maksadın Allah’a karşı ihlas ve samimiyet olduğuna dair pek çok ayet-i kerime ve hadîs-i şerif vardır. Meselâ hacda kesilen kurbanlarla ilgili olarak “O hayvanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hac, 37) Verdiğimiz sadaka ve zekatlar da Allah’a değil, fakirlere, muhtaçlara ulaşıyor. Allah’a ulaşan ise bizim niyet ve samimiyetimiz, Mevlâ’nın emrine saygıyla yerine getirmiş olmamız, O’na gönülden bağlılığımızı ifade etmemizdir.

İman ve ibadette tevhit asıldır. Tevhidin zıddı şirktir. Mevlâ asla ortaklık kabul etmez. Sembolleri Allah yerine ikame etmek onları putlaştırmaktır. Kıblenin önce Kudüs’e sonra tekrar Kâbe’ye çevrilmesindeki hikmet de, aslolanın yön ve bina değil her şeyin sahibi ve halikı olan Allah rızası olduğunun belirtilmesidir. Asıl kıble de kalıbımızı Kâbe istikametine değil, kalbimizi Mevlâ’nın rızası istikametine çevirmektir. Kâbe de bu istikameti bulmada, topyekûn oraya yönelmede pusula görevi görmektedir.

Mevlâ bizleri daima kendisini hatırda tutan ve kendisini hatırlatan ilahi sembollere de saygılı davrananlardan eylesin. Amin...