Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Olması Gerekene Doğru
İdris Arpat
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 020

"Olanla olması gereken arasındaki farkı kavradığın gün çok büyük bir gündür.”

Bu tespit Sezai Karakoç üstâdımıza âittir.

Cümlenin muhtevâsı, gelişime açık bir bakış açısı kazandırmaktadır. İyiliğin, güzelliğin ve kusursuzluğun âzamisini hedef olarak göstermektedir.

Olan, gerçekleşen bellidir ama, olması gereken nedir? Mâhiyetini, seviyesini, kusursuzluğunu kim belirleyecektir, ölçüleri nedir?

Olması gerekenin belirlenmesinde dünyayı tanımış olmak, iyi yetişmiş beyinlere, engin gönüllere sâhip olmak mühim rol oynayacaktır. Dünyayı tanımıyorsanız, büyük insanlarınız yoksa, “olması gerekeni” hayâl etmeniz kolay olmayacaktır. Bu da olana razı oluşu, dolayısıyla durgunluğu getirecektir. Olanı, olması gereken zannetmek tam bir yanılgıdır.

“İki günü bir olan aldanmıştır” hadîs-i şerifi de yükselmenin sınırını kaldırmaktadır.

Gerek ferdî, gerek ictimâî/toplumsal hayatımızda her günümüz bir önceki günden daha güzel yaşanmış olmalıdır. Eserlerimiz bir öncekini aşmalıdır.

Bu mükemmelliğin sınırı var mı?

Hayır, yoktur. Daha mükemmeli imkân dâ­hi­lin­de­dir. Onun için dahâ iyisini gerçekleştirmenin araştırması, hesâbı ve kitâbı yapılmalıdır. En güzel şiir daha yazılmamış, en güzel binâ daha yapılmamıştır.

İki günün bir birine eşit olmaması için bir yere kadar kemmiyet, daha sonrası için keyfiyet geçerlidir. Şu demek oluyor: İlanihâye sayıyı artırmak mümkün değildir ama, vasfı ve kaliteyi artırmak mümkündür.

Kur’ân’daki ihsan kavramı, olması gereken açısından, hârika bir düşünce sunmaktadır. Bu kavram, her yaptığımız işi, Cenâb-ı Hakk’ın müşâhedesi altında icrâ ettiğimizin şuurunda olmayı da içinde bulunduruyor. Her ne iş yapıyorsak, Cenâb-ı Hakk’ın beğeneceği evsafta gerçekleştireceğiz. İşimizi, eserimizi sunduğumuz makam çok büyük bir makamdır. Büyük makamlara sıradan eserler değil, zirve eserler takdim edilir.

Diğer bir hadîs-i şerifte, “Kul bir iş yaptığında, Allah Teâlâ ister ki, o işi en güzel, en sağlam bir şekilde yapsın” buyrulur. Yani, işin hakkı verilsin.

Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadisinde, her işin birinci sınıf uzmanlar tarafından, tam bir dikkat ve itina ile yapılmasını ifade buyurmaktadır. Bu, ümmet-i Muhammed’in işlerinin daha iyiye, daha güzele gitmesi için o kadar kıymetli bir ilkedir ki, neredeyse “bundan daha ötesi söylenemez” diyesimiz geliyor. İş ehline verilecek. Bu, ne demek? En iyi netice hedeflenecek.

Efendimiz (s.a.v.) “Buna riâyet etmezseniz, toplumsal kıyâmeti bekleyiniz” buyuruyor. “İş, ehil olmayan verildiğinde bekle kıyâmeti.”

Allah Rasûlü, küçük yaşta ölen oğlu İbrahim’in defnedileceği mezarın tabanının iyi tesviye edilmediğini görür. Mezarcıya, düzeltmesini söyler. Mezarcı, “ölüye zararı mı var” diye sorar. Efendimiz “hayır” der, “ölüye zararı yok ama göze hoş görünmüyor.”

Bu olay üzerinde kafa yoran herkes hemen şunu anlayacaktır ki, Efendimiz işin kusursuz yapılmasını, estetiğe riâyet edilmesini istemektedir.

Muhyiddin ibnü’l Arabî hazretleri de, Müslümanların iki önemli meseleyi ihmâl ettiklerini söyler. Birincisi insanın yüceltilmesi, ikincisi estetik. Yani hem insan ilim, irfan, ahlâk, nezâket yönüyle güzelleştirilmeli, hem de dünyası çok güzel bir dünya olmalı.

Bu tespite katılmamak mümkün müdür?

Kur’ân-ı Kerim’deki mucizelerin, gelecek nesillerin önüne bir hedef olarak konulduğu, bunların bilimsel alt yapısının oluşturularak, kanunlarının bulunarak reel hâle getirilmesi, hayâta sunulması irâde buyrulmuştur. Bu anlayış Müslümanlara çok geniş ufuklar açmaktadır. Mucizelerin ilmen de gerçekleştirilmesi hedeflenirse, bu hedefe ulaşılmasa bile, büyük mesafeler alınır. Bu da, hayat seviyesinin yükselmesi demektir.

Bu noktada istişârenin, bir mesele üzerinde beraberce düşünmenin, düşüncelerini serbestçe ifâde etmenin önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü birinin görmediğini diğeri, diğerinin göremediğini öbürü görebilir. “Akıl akıldan üstündür.” Maksat kusurları gidermek, özellikleri artırmaktır. Hakk’ın hatırını dostun hatırından üstün tutmaktır. Düşündüklerini serbestçe ifade etmenin mümkün olmadığı yerlerde eksikler, kusurlar söylenemeyecek, mükemmele ulaşmanın yolu ifâde edilemeyecek, “olan” olduğu gibi kalacaktır. Hele, “Hayır meydana gelendedir”, “olan, olması gerekendir” gibi tehlikeli laflar benimsenirse, artık “otur oturduğun yerde.” Olan, olması gerekense daha güzel dünyalar, daha gelişmiş şartlar, daha seviyeli toplum hayâl etmenin mânâsı var mı?

Burada bilhassa sosyal hayatta, ictimâî meselelerde “emr’bil ma’ruf, nehy ani’l münker”i de, konumuz açısından göz önünde bulundurmalıyız.

Nedir İslam’daki bu güzel ilkenin mâhiyeti?

Hayrı ve iyiliği çoğaltmak, şerri ve kötülüğü azaltmak. Efendimiz (s.a.v.) bunu, İslam’ın olmazsa olmazları arasında görüyor. “Ya bu prensibi hayâta aktarırsınız ya da, zalimlerin zulmü altında perişan olursunuz” buyuruyor.

İnsanda hem takvâ, hem de fücur potansiyeli varsa, dış dünyada da melek ve şeytan mevcutsa, iyilik de, kötülük de dünyanın sonuna kadar varlığını sürdürecektir. Durum bu minvâl üzere olunca, “Dîn-i Mübîn bize demektedir ki, iyilikleri ve hayrı çoğaltma, kötülükleri ve şerri azaltma gayreti içinde olunuz. Bu iş için teşkîlât lâzımsa teşkîlâtı, para lâzımsa parayı, kuvvet lâzımsa kuvveti, devlet lâzımsa devleti ihmâl etmeyiniz. Yalnız îkâzlarda, tenkit ve tekliflerde dostça niyetler, ilmîlik, âdâp ve usûl çok önemlidir.

Dikkât etmek lâzım gelir ki, kelime-i tevhidin bir “lâ ilâhe”si vardır. Bu, batılın, şerrin, yanlışların reddine tekâbül eder. Bir de “illallah’ı” vardır. Bu da Hakk’ın, hayrın ve doğruların kabulüyle ötüşür. Şer, bir şekilde izâle edilmeye, hayır geliştirilmeye çalışılacaktır. Hak ile bâtılın birlikte harmanlanmasına aslâ müsâmaha edilmeyecektir. Böyle bir karışıma “eyvallah” çekmek olur şey değildir.

İçtimâî, iktisâdî, siyâsî meselelerde, hayâtın bütün alanlarında bu duyarlılığın ihmâli içinden çıkılmaz problemleri beraberinde getirecektir. Müslüman, usulü dairesinde doğruyu doğru, eğriyi eğri bilecektir. “Gerektiğinde ‘hayır’ diyemeyenlerin şahsiyeti gelişmemiştir.”

İnsanlık, daha nezih, daha güzel dünyalar özlemiyle yanıp kavrulan, bunun mücadelesini veren büyük evlâtlarına müteşekkirdir.