> 2014 > Ekim - Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı > Ağlayabilseydiniz Anlayabilirdiniz
Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Ağlayabilseydiniz Anlayabilirdiniz
Rabia Christine Brodbeck
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 014

Kulak ve gönül ver ve ağla! İkra (oku) ve dinle ve ağla! Anla ve düşün ve ağla!

Ben varlık çölünden sabahlara kadar ağlayan ve yatağı bile gözyaşı seline dönen Peygamber Efendimizin dinine geldim.

Biz, en derin acının dinine (Taif şehrine) aitiz. En yüksek derecede yakınlığa (Mirac’a) aitiz. Bu en derin ve en yüksek makamları, gözyaşı okyanusu ile birbirine bağlıdır. Kişi gözyaşları ile bu okyanusa katılırsa, bizzat Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) gözyaşlarına katılmış olur. Resulullahın gözyaşından daha değerli bir şey var mı? Resulullah gözyaşlarıyla çölünü sulayandır! Resulullah hüzün peygamberidir! Ancak Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Nerede ve neden ağladığını idrak ettiğimizde onun yolunda bir toz parçası olabiliriz. Muhabbet-i Muhammed budur. Hz. Mevlânâ söylediği gibi; “Ben Seçilmiş olan Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum ve Kur’ân’ın kölesiyim.

Peygamber Efendimiz, “Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” buyurdu. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.), ümmetinin çektiği her türlü acıyı çekmiştir. Birinin ayağına diken batsa, kendi ayağına batmış gibi hissetmiştir. O bütün insanlık için dertlenmiştir. Kendisinden bin dört yüz sene sonra gelecekler için bile titremiştir.

Dünyada hiçbir insan onun kadar insanlık için şefkat beslememiştir. Onun acı gözyaşlarını paylaşmak onun sadık dostları için en büyük onur ve kalplerinde en büyük sürurdur.

Ağlamadan dine giriş yoktur! Ağlamamak Hak’tan uzak oluşun bir âlâmetidir ve kalp katılığının bir nişânı. Gözyaşları çaresizliğin, ihtiyacın, fakrın ve tevazu kapılarını açar. Gözyaşları bir kişinin Rabbine olan mutlak ihtiyaç ve bağımlılığına dair idrak ufuklarını açabilir. Gözyaşı kalbin dili. Yüreğinin gözyaşı sessiz ve sözsüz niyaz ediyor. Kalbin konuşmasının sessizliği. Gözyaşları, dünyanın içsel şahitliğinin tezahürüdür.

Gözden kalbe doğru bir yol vardır. Kalp büyük bir haz yaşadığında mutluluktan ağlar. Kalp derin üzüntüler yaşadığında acıdan ağlar. Kalp katılaştığında kalpten gözlere giden yolun akışı durgunlaşır ve gözyaşları kurur. O sürekli akıntı sekteye uğrar, manevi yaşam çürür, solup gider. Gözyaşı akmayan duygusuz, merhametsiz yaşar. Gözyaşı akmayan manasız, hedefsiz yaşar. Ahirete sırt çevirip bu dünyaya dönmek kalbi kilitler, o mübarek lütfun ve ilhamın akışını keser. Modern hayat cazibesini, bereketini, hareketini kaybetmiş. Hayatın akışı durmuş. Ahenkli, huzurlu nefes kaybolmuş. Boğulmuşuz, boğazlarımız sıkılmış, hayatın evrensel akımını teneffüs etmekten mahrum kalmışız.

İnsanın gözyaşları denizin derinliklerinden çıkartılan incilerden daha kıymetlidir. Rivayet edildiğine göre, Allah için dökülen bir damla gözyaşı müminin cehennem ateşini söndürmektedir. Büyük velî Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) şöyle buyurur; “Bizi ne namazlarımız, ne oruçlarımız kurtarabildi. Ancak seherlerde döktüğümüz bir damla gözyaşı müstesna.”

Manevi olgunluk gözyaşları ile olur! Bencillik ne kadar ortadan kalkarsa, kişi o kadar samimiyet alemine yaklaşır ve gözyaşları bir sel gibi kaynağından akmaya başlar. Gözyaşları, yokluk aleminden doğru akmaya başlar. Bahaüddin Veled, “Yokluğa bakarken, onun aşkından gözlerinden yaşlar akıtacak biri lazım,” buyurmuştur.

Gözyaşların sel olup aktığında, okyanusa karıştığı zaman, gözyaşlarının aşk’a kavuştuğu zamandır. Gözyaşları aşkının içinden aktığında, aşk seni ağlattığında, rahmet ve merhamet okyanusunun içinde kayboluyorsun.

Yeni doğmuş bir bebeğin ilk tepkisi ağlamak olur ve onu sevenler gülümser. Bir adam ölür, yüzünde bir tebessüm vardır ve onu sevenler ağlar.

Ağlamak, ikrar edilmiş çaresizlik yaşlarıyla insanın varlık çölünü sulamak demektir. Ağlamak, tevazu, hayâ ve mahviyetle kalpleri yumuşatır. Abdülkâdiri Geylânî Hazretleri, bize insanın gözyaşının kıymetini çok latîf bir örnekle tasvir buyuruyor; “Acil ihtiyaç alnını, ikrar edilmiş çaresizlik toprağına dayamazsan ve hüzün gözyaşları göz bulutlarından sağanak halinde yağmazsa, zevk nebatların hayat bahçesinde yeşillenmez. İnsanlık bahçeleri maksadına hizmet için verimli bir halde yeşillenmez. Sabır dalları, rıza yaprakları veyahut yakîn dostluğun hoş rayihalarını vermez, ne de seni ünse taşırlar.”

Hazreti Mevlânâ şöyle buyuruyor; “Şu ağlayan ve annesinin kendisine süt verdiği küçük bebeğe hayret ediyorum. Eğer; “Ağlamanın yararı ne? Sütün bana gelmesini sağlayan ne?” diye düşünse o zaman hiç süt bulamayacak. Ama ağlaması nedeniyle ona süt verildiğini görüyoruz. Küçük bebek ağlamasının kalpler üzerinde yaptığı etkiyi nasıl biliyor? Öyleyse ağla, sonuncunu bilmesen bile! Cennetin ebedî bahçeleri ve ırmakları senin gözyaşlarından doğacak.”

Kur’ân-ı Kerim’de; “Peygamber’e indirilen Kuran’ı dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün...” (Maide, 83) Necip Fazıl Kısakürek; “Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz” diyor. İslam dininde kalp ve akıl gözyaşları ile birbirine bağlıdır. Hz. Mevlânâ şöyle buyuruyor; “Varlık ve benlik, insanı adamakıllı sarhoş eder; aklını başından utanmak duygusunu gönlünden alır” “Bulutlar ağlamazsa bahçeler nasıl gülsün? Bulutun ağlaması ve güneşin yakması bu dünyanın sütunlarıdır; bu iki yakayı bul da bir araya getir. Güneşin kavurucu sıcaklığı ve bulutların nemi bu dünyayı taze ve tatlı tutması gibi - sen de akıl güneşini yakıcı bir parlaklıkta tut ve gözlerini de yaşlarla parıldat.”

Velîler sizi ağlatırlar, çünkü onlar sizde gizli bulunan Allah aşkını ortaya çıkarırlar! Aşk, gözyaşıdır. Gözyaşı, aşktır! Ağlayıp inlemeden ve acı duymadan insan aşkın sırrını keşfedemez. İnsan yalnızlığı ve ayrılığı tatmazsa Rabbiyle tevhidin lezzetini bilemez. İnsan açlık yaşamazsa, Allah’ın lütuf ve nimetlerinin farkında varamaz. İnsan fakirlik yaşamazsa, Allah’ın zenginliklerinin kıymetini takdirden aciz kalır. Yakıcı bir hasretle, gözyaşı ile yalvarmaya Allah’a olan ihtiyacımız ve Allah aşkı ortaya çıkabilir.

Bir zamanlar, sahibini tanıyan yanmakta olan bir kalp vardı. Sahibi ile birlikte, onun kölesi gibi yalvaran... Yalınayak, zavallı, çıplak, sürekli titreyen ve sürekli ağlayan. Bu kişi, Hz. Adem (a.s.) idi. Hepimizin soyundan geldiği Hz. Adem (a.s.) Onun kalbinin döktüğü gözyaşlarını paylaşmayı dilerdim. Onun yanıp tutuşan hasretinin ve acısının gözyaşlarını paylaşmak isterdim. Allah’ı ararken, yüce Allah-ü Teala’nın karşısında korkudan titreyerek, hatasından ve kötü davranışından ötürü utandığı için akıttığı inci tanesi terini paylaşmayı dilerdim...

Hz. Mevlânâ şöyle buyuruyor; “Âdem, Allah’ın gazabından gözyaşları dökerek kurtulabilirdi. Pişman bir insanın sözleri gözyaşları olmalı. Âdem dünyaya ağlayarak, matem ve hüzünle indi. Gözyaşlarından beslen ve bulutlar ve güneşle de kalbindeki cennet ateşi ferli dursun. Bu dünya ekmeğinden hoşlandığın sürece bir aşığın gözyaşlarının kıymetini nasıl takdir edesin? Kur’ân’da buyruldu; “Rabbimiz! (Biz) kendimize zulmettik, artık bize mağfiret etmez ve bize merhamet etmezsen, mutlaka hüsrâna uğrayanlardan oluruz.” (Araf, 23)

Hz. Mevlânâ da şöyle buyurmaktadır; “Bu görünen pislik bir parça suyla arınır, fakat içte olan pislik, artıkça artar. İçteki pislikler anlaşıldı mı gözyaşından başka bir şeyle temizlenemez.” Hz. Şems-i Tebrîzi bu konuda; “Ancak gözyaşları iç pisliğini temizler” buyurdu. “Şüpesiz iç temizlik şarttır ve içteki bir zerre kirlilik dıştaki binlerce zerre kirlilikten daha kötüdür. Üç veya dört tulum gözyaşı iç kirliliğini ancak temizletebilir. O her gözyaşından değil, içtenlikle akıtılan gözyaşlarından. Böyle bir iç temizliğinden sonra insan kurtulur ve huzur kokusu ona ulaşır.”

Hz. Mevlânâ; “Uyan da gör ey bir katre gibi olan! Kendiliğini tereddütsüz kurban et de bir katre karşılığında koca bir umman satın alasın!” buyurmaktadır. Dünya hayatımızdaki gayemiz bir damla olup vahdet denizine dalmaktır. Ruh tevhid ırmağında diğer ruhlarla birlikte kaybolmalı. Mevlânâ der; “Aşığın işi okyanusta boğulmaktır.”

İsrailoğullarından biri Allah’a hitap ediyor; “Yarabbi, ben ne günahlar işledim ve Sen bana onların cezasını vermedin!” Allah Teâlâ zamanın peygamberine vahyediyor; “Git ona de ki, ben kendisine cezaların en büyüğünü verdim, ama farkında değil... Ondan gözyaşı ve duayı kaldırdım!”

Hz. Mevlânâ kendisinden şöyle bahsediyor; “Beni tanımıyorsan o zaman geceye sor; gece âşığın sırdaşıdır; onun matemi ve gözyaşlarının şahididir. Neden gece? Çünkü âşık binlerce alamete sahiptir; en küçüğü gözyaşları, sarı yanaklar ve zayıf beden ve bozulmakta olan sıhattir. O, ağlamakta bulutlar, sebatta dağlar, secdede su, zillette yolun tozu toprağı gibidir.”

Rivâyet olduğuna göre soğuk bir kış gecesi medresede teheccüd namazıyla meşgul olmuş. Secdede duâ o kadar uzamış ki gözyaşları sakallarına karışıp donarak döşemeye yapışmış. Çevresindekiler onu sıcak su getirerek kurtarmışlar. Başka rivâyet olduğuna göre kendine geldiğinde; “Beni bıraksaydınız keşke...”

Bir bebeğin süt için ağladığı gibi Allah’a ihtiyaç duymadığımız sürece, Ya’kûb (a.s.)’ın oğlu Yûsuf (a.s.) için ağladığı gibi veya Âdem (a.s.)’ın Rabbi için ağladığı gibi ağlamadığımız sürece gözyaşının gerçek değerini bilmiyoruz demektir. Hz. Mevlânâ; “Yusuf değilsen bile Yakup ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla!” buyuruyor.

Gözyaşı dökmeden Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yattığı yeri ziyaret etmek nedir ki? Gözyaşı dökmeden salavat çekmek nedir ki? Gözyaşı dökmeden Kabe’yi görmek nedir ki? Gözyaşı dökmeden Kur’an-ı Kerim tilaveti dinlemek nedir ki? Gözyaşı dökmeden namaz kılmak nedir ki? Kabe bizi ağlatmıyorsa... Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizi ağlatmıyorsa... Hz. Fatıma (r.anhâ), Hz. Hatice (r.anhâ), Hz. Aişe (r.anhâ) bizi ağlatmıyorsa... Hz. Hüseyin (r.a.) ve Hz. Hasan (r.h.), Hz. Hamza (r.h.) bizi ağlatmıyorsa... âyetlerin sesi bizi ağlatmıyorsa... Rahman suresi, Yusuf suresi bizi ağlatmıyorsa... bizim durumumuz nedir? Yüreğimizin acısı gözyaşı olmadan nasıl dinebilir? Nasıl yumuşatılır? Nasıl temizlenebilir?

Acı insana Allah’ı hatırlatır - zikirden Allah aşkı tecelli eder - Allah aşkı’ndan gözyaşları akar - gözyaşları ayrılık acısından akar - acıdan zikir tecelli eder - acı insana Allah’ı hatırlatır. Sevgi zamanımızdaki her şeye cevaptır. Eğer zamanımıza cevap sevgi ise, zamanımıza derman gözyaşıdır. Allah’a olan sevgi gözyaşıdır. Ağlamak eşsiz bir duygu! Çünkü ağlatan O’dur!