> 2014 > Ekim - Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı > Uluslararası toplum aylardır IŞİD denen terör örgütünü konuşuyor…
Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Uluslararası toplum aylardır IŞİD denen terör örgütünü konuşuyor…
Beytullah Demircioğlu
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 010

Bu durum geçen ay da değişmedi.

Örgüt yine dış politika gündemini belirleyen en önemli aktördü…

NATO zirvesi sonrası IŞİD ile mücadele kapsamında ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası çekirdek koalisyonun benimsediği strateji ve bu stratejinin nasıl bir sonuç doğuracağı sorusu geçen ayın dış politika gündeminin ana eksenini oluşturdu denebilir…

Yine bu bağlamda Cidde zirvesinde belirlenen yol haritasına Türkiye’nin imza koymamasının yankıları… Suriye’den Türkiye’ye devam eden göç dalgası… Terör örgütü IŞİD’i Türkiye ile etiketleme gayretleri, Batı medyasının ve onların gönüllü yerli taşeronları vasıtasıyla yürüttükleri Türkiye aleyhtarı algı operasyonları altı çizilmesi gereken gelişmeler olarak zikredilebilir…

Ve geçen ayın en flaş gelişmesi hiç şüphesiz, örgütün elinde 102 günden beri rehin bulunan Musul Konsolosluğu çalışanlarının MİT’in başarılı bir çalışması sonucu kurtarılmaları, IŞİD meselesiyle ilintili geçen ayın dış politika gündeminde öne çıkan gelişmelerin başında geldi…

Yazımızda öne çıkan tüm bu gelişmelerin perde arkasına eğilmeye çalışacağız, önümüzdeki sürece ilişkin tahminlerimizi, siyasi analizlerden süzülen değerlendirmeleri paylaşacağız.

 Dilerseniz Batı’nın, ortaya çıkmasında başat rol oynadığı, bir başka deyişle Ortadoğu’ya yönelik siyasetlerinin bir sonucu olan IŞİD’in tasfiye edilmesi için benimsenen uluslararası koalisyonun stratejisi ile başlayalım değerlendirmemize…

Malum, Suriye’de 200 bine yakın insanın devlet terörüyle vahşice katledilmesine Batı dünyası üç yıldır seyirci durumunda. Batı dünyası, ne soykırım denebilecek cinayetlerin önüne geçmek için ne de bu vahşetten kaçanlar için kayda değer bir şey yapmıyor.

Irak’ta da benzer bir durum hakim. Stratejik çıkarları nedeniyle Maliki yönetiminin despotizmine, Sünniliği suç haline getiren politikalarına göz yumdular hatta destek veriyorlardı.

İşte ortaya çıkmasında Batı’nın bu tür politikalarının büyük etkisi olan IŞİD Batılı üç kişiyi öldürünce, on binlerce hatta yüzbinlerce insanın ölümü karşısında uyuyan Batı dünyasının vicdanı uyanıverdi. Batı dünyası, “tüm dünyayı tehdit eden örgüt ile mücadele için ortak hareket edilmesi” gerektiğinden dem vurmaya başladı.

NATO zirvesinin ardından, IŞİD’la mücadele konusunda ABD’nin izleyeceği stratejiyi Beyaz Saray’dan yaptığı bir açıklamayla dünyaya duyurdu. Obama, hava saldırıları, IŞİD’le savaşan güçlere destek olma, terörle mücadele ve insani yardım başlıklarından oluşan dört aşamalı planı anlatırken, “Ülkemizi tehdit eden teröristleri nerede olurlarsa vuracağız” dedi. Ve Irak’tan sonra Suriye’de de IŞİD’in artık hedef olduğunu ilan etti.

IŞİD ile Mücadelede Türkiye’nin Rezervleri

Barack Obama’nın dört aşamalı stratejisini açıklamasından sonra Türkiye, ABD, Mısır, Ürdün ve Körfez İşbirliği Konseyi’ne üye ülkelerin katılımıyla Cidde’de bir zirve daha gerçekleştirildi.

Aralarında Suudi Arabistan’ın da yer aldığı 10 Arap ülkesi ABD’nin planını desteklediklerini açıkladı. Ancak toplantı sonrası yayınlanan ortak bildiriye Türkiye imza koymadı. Türkiye’nin söz konusu bildiriye imza atmamasının en önemli gerekçelerinden birisi o tarihte henüz kurtarılmamış olan IŞİD’in elindeki 49 konsolosluk çalışanlarını riske atmak istememesiydi.

Ancak Türkiye’nin IŞİD ile mücadelede izlenecek yola ilişkin rezervleri sadece örgütün elindeki rehineler meselesi değildi. O rezervler arasında bir başka önemli husus ise IŞİD sorununun çözümü noktasında sadece askeri metodun öncelenmesi idi.

 Ankara, IŞİD’i ortaya çıkartan siyasal sorunların gözardı edilmemesi gerektiğini ve onların başında da Irak ve Suriye’deki iç savaş bulunduğunu dillendirmeye devam etti. Tıpkı IŞİD belası ortaya çıkmadan önce yaptığı gibi…

Ankara, Suriye’de Esed vahşetinin tavan yaptığı günlerde, “Özgür Suriye Ordusu gibi ılımlı güçleri destekleyin yoksa bu durum radikal unsurların alan kazanmasına neden olur” demişti ama Batı dünyası Ankara’nın bu tavsiyelerine kulaklarını tıkadı.

 Irak’ta Sünniliği adeta suç haline getiren Maliki’ye bu kadar yüz vermeyin, bu durum Sünni aşiretleri terör örgütlerinin kucağını itiyor” dedi, yine kulak asmadılar. Bugün Türkiye’nin haklılığı çok net bir biçimde ortaya çıktı. Ama ba’de harabi Irak ve Suriye(!)

IŞİD’e yönelik Operasyon ve Esed’in Geleceği

Türkiye’nin IŞİD ile mücadele sürecinde özellikle Suriye özelinde izlenecek yolun Esed’in elini güçlendirecek sonuçlar doğurmasının önüne geçilmesi gerektiğini de savunuyor. Bunun nasıl sağlanacağı konusunda ABD’nin çok net bir stratejisinin olmadığını bizzat Obama kendisi dillendirdi.

 ABD yönetimi ılımlı Suriye muhaliflerine destek olacağını açıkladı ama o ılımlı kesimin kimler olduğu konusunda net bir adres göstermedi.  Bu konuda yani sahadaki bazı unsurların silahlandırılması konusunda Türkiye’nin ciddi endişeleri var. Türkiye, bu silahların yanlış örgütlerin ve kişilerin eline geçmesine yönelik endişelerini dile getiriyor.

Terör örgütü PKK’nın, bir diğer terör örgütü IŞİD ile mücadele ediyor diye terör örgütü listesinden çıkartılması gerektiği yönündeki kampanyanın devreye sokulduğu bir zamanda Türkiye’nin bu yöndeki kaygıları derinleşiyor haliyle…

Silah yardımları konusunda Türkiye’nin dikkat edilmesi gerektiğini belirttiği hususlardan bir tanesi de Maliki döneminde tamamen Şiileştirilen Irak ordusuna verilecek silahların önümüzdeki dönemde Bağdat yönetimi tarafından ötekileştirilen Sünni muhaliflerin tasfiyesinde kullanılma riski. Bu durumun IŞİD’i besleyen en önemli faktörlerden biri olduğu gerçeğinin unutulmamasını gerektiğini altını çiziyor Ankara.

ABD’nin öncülük ettiği uluslararası koalisyonun Türkiye’nin bu hassasiyetleri karşısında ne tür adımlar atacağı belirsiz. Belirli olan bir şey var o da Batı’nın ve onların proje ve stratejilerinin bölgedeki finansörleri olan rejimlerin geçmişten çok da ders çıkarmadıkları.

Ortadoğu’nun Hata Yapmaya Alışmış Rejimleri

Ortadoğu’daki siyasi analizlere bakıldığında, hata üstüne hata yapmaya alışmış rejimlerin IŞİD ile mücadele kapsamında da yine hata yapmaya zorlandığı anlaşılıyor. Ortadoğu’nun önde gelen kalemleri bir kez daha, Ortadoğu gerçeklerini bir türlü kabullenemeyen Batı’nın oyununa gelmeleri sebebiyle bölge ülkelerinin yönetimlerini kıyasıya eleştiriyorlar.

Batı’nın Terörle Mücadeleden Anladığı

IŞİD’i ortadan kaldırmak için belirlenen stratejinin en önemli ayağı havadan bombardıman. Bu stratejinin nasıl sonuçlar verdiği Afganistan’da, Pakistan’da, Yemen’de ortada. Yüzlerce, binlerce masum insanı katletmekten başka hiçbir işe yaramayan bir strateji. Bu strateji terörü bitirmek şöyle dursun radikal unsurları daha da güçlendirmekten başka bir işe yaramadı, Batı’ya karşı duyulan öfkeyi daha da körükledi. 

 Dahası gerek Irak’ta gerekse Suriye’de hava bombardımanı ile bir şekilde boşaltılacak IŞİD’in kontrolündeki alanların kimler tarafından dolduracağı muamma. Batılı ülkeler karadan yürütülecek savaşa katkı vermeye yanaşmıyor. Bunu bölgedeki unsurlara, Peşmerge ve Irak ordusuna bırakmak istiyor. Ancak onların yetersizliği ortada. Daha fazla güce ihtiyaç duyuyor.

Türkiye’ye Yönelik Algı Operasyonu ile Hedeflenen Neydi?

ABD’deki neo-con çevrelerinin Türkiye’yi terör örgütlerini destekleyen ülke olarak gösterme çabaları, Batı medyasının da Türkiye’yi IŞİD ile etiketleme gayretlerinin arkasında yatan neden de işte tam bu noktada ortaya çıkıyor.

Hedeflenen, siyasi olarak ikna edemedikleri Türkiye’ye, medya baskısı ile Batı’nın Ortadoğu’daki günahlarının kefaretini ödetmek. Seçilen bu stratejinin yetersiz olduğunu söyleyen Türkiye’yi, medya üzerinden sözüm ona hizaya sokmak.

Bu, eski Türkiye’de belki mümkün olabilirdi ama artık yeni Türkiye var. Batı basınının ve onların mütercimliğini yapan yerlilerinin attığı çamurun tutması artık çok zor.

Rehinelerin Kurtarılması Sonrası Türkiye’nin Pozisyonu

IŞİD’in elindeki rehinelerin kurtarılmasından sonra Türkiye’nin pozisyonu değişecek mi? Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Ankara’nın rezervleri sadece rehineler meselesi ile sınırlı değildi. Türkiye IŞİD gibi terör örgütleriyle mücadelede bataklığın kurutulması gerektiğini savunuyor. O bataklığı oluşturan siyasi nedenlerin kaldırılması için adımlar atılması gerektiğini belirtiyor. O adımlar atılmadığı takdirdi Türkiye’nin sonunu görmediği bir tünele girmeyeceğnii Ankara’daki karar verici mercilerin demeçlerinden okumak mümkün. Türkiye hele Batı’nın ipiyle kuyuya inilmeyeceğini çok iyi biliyor.