> 2014 > Ekim - Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı > Müslümana Karşı Merhametli Din Düşmanına Karşı Onurlu
Büyük Fitne Tekfir ve Cinayet Sapkınlığı
344.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Müslümana Karşı Merhametli Din Düşmanına Karşı Onurlu
Prof. Dr. Süleyman Derin
2014 - Ekim, Sayı: 344, Sayfa: 008

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de hem şahıs hem de toplum hayatının ölçülerini bizlere net olarak sunmuştur. Yüce kitabımız gerçek Müslümanları dindaşlarına karşı son derece merhametli, din düşmanlarına karşı ise sert olarak tarif etmektedir: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler.” (Feth, 29) Ne yazık ki günümüzde sözü geçen Kurani ölçülerin zıddına davranışlar iyice yaygınlaşmıştır. Kimi aşırı gruplar Müslümanları en ufak hatalarından dolayı tekfir etmekte, kimileri de gayri Müslimlere gösterdikleri hoşgörünün yüzde birini Müslümanlardan esirgemektedirler. Hatta Müslümanları bırakıp da gayri Müslimleri kendilerine dost edinmektedirler.

Özellikle bazı sufi gruplar da sevgi ve hoşgörü adına dini sınırları çiğnemekte bir beis görmemektediler. İmam Rabbani her konuda olduğu gibi bu konuda da duruşu ile herkese örnektir. Ona göre bir mümin ne kadar hata yaparsa yapsın terkedilmez, kendisine dua ve himmet kesilmez. Fetih suresinde yukarıda verdiğimiz ayetin tefsirinde İmam şöyle buyurur: Hak Sübhânehû bu âyette; birbirlerine karşı kâmil bir rahmet ve sevgi içinde olmaları sebebiyle Beşeriyetin Efendisi’nin (s.a.v.) ashabını övmüştür. Zira «Ruhamâ» kelimesinin müfredi olan «rahîm» kelimesi merhamette mübalağayı, sıfat-ı müşebbehe olması hasebiyle de merhamette sürekliliği ifade etmektedir. Onların arasındaki muhabbet ve birbirlerine gösterdikleri bu merhamet hem Peygamberimiz sağ iken hem de vefatından sonra devam etmiştir. Birbirlerine karşı olan bu rahmet ve muhabbete ters düşen her tür yakışıksız tavır onlardan daimi olarak uzaklaştırılmıştır. Birbirlerine buğz etme, kin, haset ve düşmanlık besleme gibi adi işler bu büyüklerden dâimi anlamda kaldırılmıştır. (Mektubat, II, 24. Mektup) İmam’a göre peygamberliğin en önemli şartı merhamettir, bu durum Hz. Peygamber’e inanan ve ona tabi olanlar içinde olmazsa olmaz bir şarttır: Peygamberliğin gereklerinden birisi halka karşı son derece şefkatli ve merhametli olmak olunca, Kâinatın Efendisinin (s.a.v.) sohbetiyle şereflenmiş bir topluluktan şefkate ve merhamete zıt düşen haset, kin, öfke ve düşmanlık gibi kötü huyların sadır olması nasıl tasavvur edilebilir? İmam’ın başta ashab-ı kirama sonra da Hz. Peygamberin izinden giden ümmete yakıştıramadığı bu merhametsizlik, kin ve öfke bugün maalesef İslam ülkelerinde kol gezmektedir. Kimi cahiller İslam adına Müslüman kanı dökmekte, kimisi de temiz Müslümanlara her tür laneti yapmakta ve din düşmanları ve yabancılarla iş birliği yapmakta hiçbir beis görmemektedir. İmam’a göre bırakınız Müslümanları, kafirlere bile lanet etmek bir Müslümana yakışmaz. Zira dinimiz lanetlemeyi bir ibadet olarak kabul etmez: Eğer bir kişiye hakaret etmek ve sövmek ibâdet olsaydı, Kur’ân’ın hükmüyle lânetlenen ve reddedilen Ebû Leheb ve Ebû Cehl’e küfretmek ibâdet olurdu ve bundan dolayı birçok sevap elde edilirdi. Fuhşiyyat kelimeleri ve düşmanlık içeren sövgüde hiç hayır olur mu?! Hele de bu sövgü, hak etmeyen birine yapılırsa ne kadar çirkin olur! Müslümana lanet etmek, düşmanlık beslemek bile büyük bir vebal olunca onu dinin dışında görmek ve göstermek ise şüphesiz çok daha vahim bir durumdur. Samimi Müslümanlar bu konuda çok ihtiyatlı davranır, şüphe ile hüküm vermez:

Bidatçı fırkalar ehl-i kıbleden olmaları hasebiyle, dinden olduğu tevâtürle sabit olmuş hükümleri ve dinin inanılması zarûri olan esaslarını inkâr etmedikleri sürece onları tekfire cüret etmek uygun değildir. Nitekim âlimler, “Bir meselede küfrü gerektiren doksan dokuz sebep olsa, diğer taraftan aynı meselede küfre zıt olan müsbet bir yön bulunsa, o tek yöne itibar etmeli ve küfür hükmü verilmemelidir” demişlerdir. En doğruyu bilen ve sözü en muhkem olan Allah Teâlâ’dır. (II, 38. Mektup)

Bununla birlikte İmam Rabbani din düşmanlarına, İslam’a tuzak kuranlara karşı sert davranılmasını, onlara tabasbusta bulunulmamasını açık yüreklilikle tavsiye eder: İmam kafir de olsa bir insanın kalbinin na-hak yere kırılmasını hoş görmez, ama onlara yaranmak için Müslümanların onlar gibi yaşamasını, onların bayramlarını kutlamasını son derece kerih görür. Maalesef bugün pek çok Müslüman gayri müslim adetlerine hatta inançlarına sempati ile bakmakta, Allah’a şirk koşulmasından rahatsız olmamaktadır. Halbuki ashab-ı kehf dinlerinden taviz vermemek için şirk ehlinden kaçmışlardır. İmam’a göre onların kazandığı yüce makamın sebebi küfür ehlinden uzak durma, onlara benzememe konusundaki hassasiyetleridir: “Ashâb-ı Kehf bu yüksek mânevî dereceye, mu­hâ­liflerin istîlâsı döneminde îman nûru ile Hak Teâlâ’nın düşmanlarından uzaklaşmaları şeklindeki bir sevapları sâyesinde ulaşmışlardır.” (Mektubat, I, 44. Mektup) İslam aleminin büyük bir herc ü merc yaşadığı bu günlerde imam Rabbani’nin bu altın prensiplerine ne kadar da ihtiyacımız var. Birbirimizi sevmeye ve saymaya, birlik ve dirlik olma hususunda İmam’ın yaptığı bu çağrıya kulak verelim. Mektubumuzu Eroğlu Nuri hazretlerinin bir şiirine amin diyerek bitirelim:

İlâhî senden hâcâtım
Sev, sevil, sevdir İlâhî
Kabûl eyle münâcâtım
Sev, sevil, sevdir İlâhî