> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > IŞİD’den, Irak’a, Gazze’den, Mısır’a:Dertli Coğrafya
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

IŞİD’den, Irak’a, Gazze’den, Mısır’a:Dertli Coğrafya
Beytullah Demircioğlu
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 058

Hem iç hem dış politika açısından önemli bir ayı geride bıraktık. Türkiye, ilk kez halkın oylarıyla cumhurbaşkanını belirledi. Seçimlerden galip çıkan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin halkoyuyla Çankaya’ya çıkan ilk cumhurbaşkanı oldu.

Başbakanlık koltuğuna Ahmet Davutoğlu’nun oturması, çözüm sürecine yönelik provokasyonlar içeride gündemin öne çıkan gelişmeleriydi. 

Dış politikanın ana gündem maddesi ise başta Irak olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmeler oldu.

Irak’ta IŞİD, yeni adıyla İD örgütü, Ortadoğu’nun gündemini belirlemeye devam etti. ABD’nin örgüte yönelik hava harekâtıyla sınırlı askeri müdahalesinin zamanlaması, neden ve sonuçları, IŞİD’e karşı küresel strateji arayışları, dış politika gündeminin öne çıkan gelişmeleri arasındaydı.

Ve tabi İsrail’in Gazze’de soykırım niteliğindeki saldırılarına kısa bir ateşkesin ardından yeniden devam etmesi…

Mısır’da Rabia-tül Adevi’ye meydanında gerçekleşen katliamın yıl dönümünde yayınlanan rapor Mısır gündemine damgasını vurdu…

Arap Baharı’nın önemli duraklarından Libya’nın bir türlü iç savaş ortamından çıkamaması… Pakistan’daki siyasi istikrarsızlığın yeniden tavan yapması… Almanya’nın önde gelen dergilerinden Der Spiegel’in ortaya çıkardığı Alman istihbaratının 2009’dan beri Türkiye’yi dinlediği haberi… Amerika’da bir gencin polis tarafından öldürülmesi sonucu yaşanan olaylara Amerikan polisinin aşırı güç kullanımı geçen ayın dış politika gündemine dair altı çizilebilecek diğer gelişmeler arasında.

Dış politikada öne çıkan tüm bu gelişmelerin detaylarına ve olayların perde arkasına bakarak coğrafyamızda olup biteni anlamaya çalışacağız. Önümüzdeki günlerde ülkemiz ve bölgemizi neler beklediğine ilişkin uluslararası siyasi analizlere yansıyan değerlendirmeler eşliğinde görüşlerimizi sizlerle paylaşacağız.

Geçen ay Ortadoğu’da dikkatlerin en çok odaklandığı bölgelerden biri Gazze’deki katliamdı. Bir diğeri de Irak’taki gelişmeler oldu…

Irak ile başlayalım isterseniz. Irak’ta IŞİD gündemi belirlemeye devam ediyor.

Ortadoğu’nun ana aktörlerinden biri haline gelen terör örgütü, hem Irak hem de Suriye’deki etkinliğini sürdürüyor. Şimşekleri üzerine çeken ve tüyler ürperten eylemleriyle de konuşulmaya devam ediyor. Batı’daki İslamofobiyanın ekmeğine yağ süren örgüt, sosyal medyadan paylaştığı vahşi infaz görüntüleriyle bu anlamda İslam düşmanlarına bol bol malzeme vermeyi sürdürüyor.

Musul’u aldıktan sonra Bağdat’a yönelen örgüt, kısa bir süre sonra bu stratejisinden vazgeçip, silahlı güçlerini, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) kontrolünde olan kuzeye doğru yönlendirdi. Erbil’in kapısına kadar dayanan örgüt sadece bölgesel Kürt yönetiminde değil Batı cenahında da tedirginliğe neden oldu. IŞİD güçleri karşısında geri çekilmek zorunda kalan Peşmerge’nin imdadına ABD’nin hava harekatı yetişti ve örgüt ciddi kayıplar vererek geri çekildi.

Irak’a ilişkin bir diğer konu, izleye geldiği politikalarla Irak’taki bütün kesimlerin tepkisini çeken ve başbakanlık görevini bırakmamakta ısrar eden Nuri Maliki’in istifası oldu. Baskılara daha fazla dayanamayan Maliki görevini, Cumhurbaşkanı Mahsum tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen Haydar İbadi'ye teslim etmeyi kabul etti. Irak’ın geleceği açısından oldukça önemli bulunan bu adımın Irak’ta neleri değiştireceği merakla bekleniyor. Haydar el-İbadi, beklendiği gibi Sünnileri de kucaklayacak bir hükümet kurmaya muvaffak olabilecek mi?

Şii olan Haydar el-İbadi, Batı dünyasıyla ilişkileri iyi bir isim olarak tanımlanıyor. İbadi’nin, Saddam Hüseyin döneminde İngiltere'de yaşaması ve aynı zamanda İngiltere vatandaşı olması nedeniyle Batılı siyaset ve ekonomi çevreleriyle yakın ilişkiler kurma imkanına sahip olduğunun altı çiziliyor…

ABD’nin desteğini alan Haydar İbadi’yi İran da destekliyor. Nuri El-Maliki’ye nazaran daha ılımlı bir siyasetçi olduğu belirtilen Haydar İbadi’nin kuracağı hükümete, Sünnilere eşit haklar tanıması şartıyla Irak'taki bazı Sünni liderler de destek vereceğini belirtiler.

İbadi’nin Şii gruplar ve Kürtlerle yapacağı müzakerelerde özellikle Sünnileri siyasi sürece yeniden güçlü bir biçimde entegre etmeyi başarabilecek mi? Bu konuda derin kaygılar mevcut. Iraklı bazı sünni siyasi önderler, Haydar İbadi’in bu misyonu gerçekleştirebileceğine ilişkin oldukça temkinli yaklaşıyorlar. Bunların başında da Maliki döneminde Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı görevinde bulunan Tarık Haşimi geliyor.

Irak’ı Nasıl Bir Süreç Bekliyor?

Ha ydar İbadi’nin öncelikle Kürtlerin ve Sünnilerin onayını alacak bir hükümeti kurması gerekiyor. Kurulacak hükümetin icraatları oldukça önemli. Sünnilerin İbadi’den talepleri var. Bunların başında yeni kurulacak yönetimde etkin görevler bekliyorlar. Maliki döneminde başta ordu ve iç işleri olmak üzere devlet kademelerinin her alanından dışlanan Sünnilerin haklarının iade edilmesi talebi öne çıkıyor.

İbadi hükümetinin izleyeceği politika, Irak’ta ilerleyişini sürdüren IŞİD’in etkinliğinin sonlandırılması ya da en azından minimize edilmesi açısında önemli ölçüde belirleyici olacak.

ABD’nin IŞİD’e yönelik yürüttüğü hava harekâtları ile örgütün sonunun getirilmesi beklenmiyor. IŞİD’in ilerleyişinde çok önemli payı olan bazı Sünni aşiretlerin ve eski Baasçıların bu örgüte desteğinin kesilip kesilmeyeceği büyük oranda Irak’ın yeni başbakan adayı İbadi’nin Sünnileri tatmin edecek adımları atıp atamayacağı ile ilişkilendiriliyor. Sünnilerin ikna edilememesinin IŞİD’in Irak’daki etkenliğini sürdürmesi anlamına geldiği vurgulanıyor.

Başbakan Haydar İbadi’nin çok zorlu ve kimilerine göre imkânsız bir görev üstlendiği belirtiliyor. Gücünü yargı ve güvenlik üzerinde yoğunlaştırmış olan eski Başbakan Nuri El Maliki gönderilmiş olsa da, Dava Partisi etrafında kurulan koalisyon aynı şekilde durduğu belirtiliyor…

Irak’ta gelişmelere ilişkin altı çizilmesi gereken bir diğer husus Batı’nın Bölgesel Kürt yönetimine yönelik stratejisindeki değişiklik…

 İngiltere Başbakanı David Cameron, Batı’yı IŞİD’e karşı daha katı ve etkili önlemler almaya çağırdı mesela. Cameron bunun da Kürtlerin, IŞİD’e karşı daha güçlü silahlarla silahlandırılması ile olabileceğini belirtti. Batı’daki bazı çevreler, bölgeye “barış gücü” gönderilmesi gerektiğini dahi savunuyor. Batı’nın, IŞİD tehdidini durdurmak adına bölgeye yönelik ne gibi adımlar atacağı, bu adımların nasıl bir sonuç vereceği uluslararası siyasi analizlerde tartışılıyor. Batı’nın Irak’ta olup bitene daha fazla müdahil olmasının özellikle Kürtlerin daha ağır silahlarla silahlandırılmasının defacto olarak ayrılmış Irak’ın parçalanmışlığını resmileştirebileceği ifade ediliyor.

Suriye’de ve özellikle Irak’ta son dönemdeki ilerleyişiyle geniş bir alanı elinde bulunduran IŞİD’nin her iki ülkedeki mensuplarının toplam sayısı 80 bine ulaştı. Merkezi Londra’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, örgütün Suriye’deki üye sayısı 50 bini geçti. Suriye’deki IŞİD üyelerinin 20 bini yabancı ülke vatandaşlarından oluşuyor. IŞİD’e katılanlar arasında Çeçenistan, Çin, Avrupa ve Arap ülkelerinden gidenler bulunuyor

****

Almanya Neden Türkiye’yi Dinledi?

Geçen ayın dış politika gündemini en çok meşgul eden gelişmelerin başında hiç kuşkusuz Alman Der Spiegel dergisinin, Almanya istihbaratının 2009'dan beri Türkiye'yi izlediğini öne sürmesiyle patlak veren skandal oldu.

Dergiye göre Alman hükümeti, BND olarak bilinen istihbarat teşkilatına Türkiye'yi izlemesi için 2009'da talimat ve yetki verdi. Alman istihbarat çevrelerine göre, Türkiye ‘önemli’ olduğu için ‘hedef’ ülke ve sadece bir bölümü değil bütün ülke Almanya’nın takibi ve dinlemesine alındı...  Söz konusu istihbarat çevrelerine göre gözlemlenmesi gereken hedeflerin başında Türkiye’nin dış politikası, ekonomisi, petrol boru hattı, terörizmle mücadele konuları yer almaktaydı.

Yine, Almanya’nın Türkiye’yi neden dinlediğine ilişkin dillendirilen gerekçeler arasında  Türkiye’nin çok önem verdiği çözüm sürecini baltalamak, Ortadoğu'da değişen yeni petrol denkleminde Türkiye'yi kıskacına almaya çalışmak gibi çok ciddi suçlamalar da vardı.

Siyasi analizlerde tehlikeli noktanın sadece dinleme yapılmamasına dikkat çekiliyor. Ekonomik ve stratejik anlamda güçlenen Türkiye’nin Almanya’nın rakibi haline gelmesi nedeniyle devlet aleyhinde yıkıcı ve manipülasyonlara dayanan bir hareket planı oluşturulmaya çalışıldığına da vurgu yapılıyor.

****

Gazze’de Değişmeyen Tablo

Gazze kan ağlamaya devam ediyor. İsrail’in 7 Temmuz’da Gazze’ye yönelik saldırıları kısa süreli ateşkes görüşmeleri dönemi hariç geçen ay da aralıksız sürdü. Gazze’deki yürek burkan tablonun daha nereye kadar süreceği tartışılmaya devam ediyor.

Mısır’ın başkenti Kahire’de taraflar arasında yürütülen kalıcı ateşkes görüşmelerinden bir sonuç alınamaması pek çok analist için şaşırtıcı bulunmadı. Çünkü İsrail, Gazze’nin açık hapishane olarak kalmasında ısrarcı. İsrail, kalıcı ateşkes için Hamas ile masaya oturmuş olsa da Gazze’nin mevcut konumunun değişmesini asla istemiyor. Bu konudaki pozisyonundan taviz vermemek için  de sürekli bahane arıyor. Onu da bulmada zorlanmıyor.

Hamas, ise sekiz yıldan bu yana Gazze’de hayatı felç eden ambargo ve ablukayı kaldırma maddesinin dahil olmadığı hiçbir ateşkes teklifini kabul etmeyeceğini yıllardan beri dinlendiriyor.

****

Mısır’da Sisi’nin Geleceğini İsrail ve Ekonomi Belirleyecek

Mısır’ın gündeminde New York'ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), bir yıl boyunca Mısır'da yaptığı araştırmaları ihtiva eden rapor vardı. Rapor, Mısır güvenlik güçlerinin darbe karşıtı gösteriler sırasında en az bin 150 kişiyi sistematik biçimde öldürdüğünü, özellikle dünya Rabia Günü olarak kabul edilen 14 Ağustos'ta Rabia'tül Adeviye Meydanında 817 kişinin Mısırlı güvenlik güçleri tarafından katledildiğini, bunun da dünyada tek bir günde en fazla sayıda göstericinin öldüğü katliamlardan biri olduğunu kaydetti. Örgüt Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'na Rabia katliamını soruşturması için çağrıda bulundu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bu talebi uluslararası çevrelerde ne yazık ki bir yankı bulmadı.  Bu katliamın bir numaralı sorumlusu darbe lideri Abdulfettah Sisi hem Körfez hem de Batı dünyasının siyasi mahfillerinde itibar görmeye devam ediyor.

İngiliz Independent gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Batı’nın, eli bu denli masum insanın kanına bulaşmış bir darbe liderinin arkasında durmasının gerekçesini ise şöyle açıklıyor. “Abdulfettah Sisi’nin İsrail’in arkasını kollama konusundaki üstün gayreti sürdükçe Batı’nın desteğini almaya devam edecektir.”

Sisi’de İsrail’in güvenliğin temini noktasında üstlendiği vazifeyi Batı’nın kendisinden beklediği ölçüde karşılıyor denebilir...

Mısır’ın gündemine ilişkin not edebileceğimiz bir başka husus Mısır'daki Yüksek İdari Mahkeme’nin, Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın ardından onun siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi'nin de kapatılmasına ve ülkedeki faaliyetlerini yasaklanmasına karar vermesi oldu. Mahkemenin kararına temyiz yolu açık değil.

 Mısır Eylül ayında Müslüman Kardeşleri 'terör örgütü' ilan ederek ülkedeki tüm faaliyetlerini yasaklamıştı. Ancak karar Müslüman Kardeşler'in siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi'ne değinmediğinden partinin parlamento seçimlerine katılabilme ihtimalini doğuruyordu. Mahkeme aldığı kararla bunun da önünü kesmiş oldu.

Bu arada Körfezden gelen yardımlara rağmen, Mısır’daki ekonomik problemler katlananam devam ediyor. Mısır’da başta akaryakıt olmak üzere bir çok üründeki devlet sübvansiyonlarının kaldırılması Mısır halkının alım gücüne büyük darbe indirdi. Sisi yönetiminin önümüzdeki beş yıl içinde sübvansiyonların tamamını kaldırmayı hedeflediği belirtiliyor. Bu arada Körfez ülkelerinin darbe sonrasında olduğu gibi Mısır’a ekonomik yardımlarda bulunma konusunda eskisi gibi cömert davranmayacağı belirtiliyor. 85 milyon nüfuslu Mısır ekonomisinin taşıma suyla döndürülemeyeceğinin altı çiziliyor. Bunun da Mısır sokaklarında Sisi’ye yönelik öfkeyi kabartacağı vurgulanıyor.

Taksim'de Geveze, Ferguson'da dilsiz

ABD'de Ferguson kentinde siyahi bir gencin öldürülmesiyle gelişen olaylar ABD’nin ikiyüzlülüğünü bir kez daha göstermesi açısından dikkat çekiciydi. Çıkan olaylara otomatik silahlı, antiterör timlerinin plastik mermiyle müdahale etmesi, dünyayı şoke etti. Türkiye'ye ders veren ABD'nin, 'Bizi vurmayın!' diye dua eden göstericilere uyguladığı şiddet terör operasyonlarını aratmadı. Gezi'de biber gazı ve tazyikli suyu 'aşırı şiddet' diye niteleyen ABD yönetimi ve medyasının ikiyüzlülüğü böylece bir kez daha görülmüş oldu. Gezi eylemleri sırasından Türkiye'nin 9 kentine savaş muhabiri gönderen CNN'in Ferguson’daki polis terörünü görmemesi “Taksim’de geveze, Ferguson’da dilsiz” yorumlarını beraberinde getirdi.