> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > İstikamet ve İnâyet
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İstikamet ve İnâyet
Cafer Durmuş
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 050

İsrâ suresinde Rasûlullah (s.a.v.)’e öğretilen bir dua cümlesi içimize doğduğu anda yolumuzu aydınlatıyor. Buyruluyor ki; “Ve şöyle niyaz et (Ey Muhammed aleyhisselam!): Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver!” (17/80)

Allah Kelamı’ndaki bu dua cümlesini okurken “Beni Hûd suresi ve benzerleri ihtiyarlattı” (Tirmizî, Tefsiru sure, 56, 6.) buyuran Efendimiz (s.a.v.)’in bizi istikamet üzere sabitleyen dua cümleleri hatırıma geliyor. O ki, hayatın bütün oluş ve işleyişini dua cümleleriyle süslüyor. Korktuklarından Allah’a sığınıyor. Umduklarına nail olmayı yine O’ndan istiyor. Ayakkabının bağını bile Allah’tan istemeyi öğretiyor ümmetine. O’na yaslanmak, O’na güvenmek, O’na iltica etmek, O’ndan ümit etmek ve sadece O’nun gazabından sakınmak. O’nu gücendiririm kaygısıyla kalbi hep O’na rabt etmek. Ve bu hassasiyet üzere yaşarken, “hata yaptıysam affoluna” anlamında günde en az yüz kere istiğfar etmek…

İşte bu hassasiyetin sahibine, “Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla!” diye niyaz etmesi emrediliyor. Bunun manası nedir, anlamaya çalışıyorum.

Rûhu’l-Beyân’da belirtildiğine göre ayet-i kerimedeki ifade, kötülük üzere girdirmek ve kötülük üzere çıkarmaya mukabil olarak zikredilmiştir.

Buradaki “girdirmek ve çıkartma”dan maksadın Medine’ye girdirmek ve Mekke’den çıkartmak olduğu belirtilerek ayet-i kerimenin Medine’ye hicret emri sırasında nâzil olduğunu söyleyenler vardır. Nitekim “Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için nerdeyse dünyayı başına dar getirecekler.” (İsrâ suresi, 17/76) âyeti bu manaya delâlet eder denilmiştir.

Ancak ekseriyetin tercih ettiği görüşe göre ayette kastedilen; “Rabbin, herhangi bir yer veya işe girdirmesi ve çıkartması”dır. Bu durumda âyetin mânâsı: “Rabbim! Beni nereye girdirir veya nereden çıkartırsan doğruluk üzere kıl. Beni ikiyüzlülerden eyleme! Çünkü ikiyüzlü olan güvenilir değildir ve güvende olamaz.” demektir.

Bu duanın daha kapsamlı açılımı herhalde şöyle demektir: “Rabbim! Herhangi bir işe başlayacağım zaman tam bir dürüstlükle başlamamı sağla; bir yere gireceğim zaman aynı şekilde dürüstlükle beni girdir. Yine herhangi bir işi bitireceğim zaman tam bir dürüstlükle bitirmemi sağla ve bir yerden çıkacağım zaman aynı şekilde dürüstlükle beni çıkar. Böylece her işimi ve sözümü hoşnutlukla kabul edeceğin ve razı olacağın bir şekilde yapmaya beni muvaffak eyle. Emrettiğin kulluk vazifelerinin girişinde ve çıkışında beni dürüstlük üzere bulundur. Din-i Mübin-i İslam’ı tebliğ görevinin yerine getirilmesinde doğruluk ve dürüstlükle çalışarak başarılı olmaya beni muvaffak eyle!

Ve dürüstlükle başladığım bütün işleri aynı çizgide başarıyla bitirebilmem için tarafından bana inayet eyle. Allah yolunda çalışanlara tuzaklar kuranları mağlup edecek kuvvetli bir yardımcı ver. Kahredici bir delil, mağlup edici bir kudret tahsis eyle. Ki senin kudretinin tecellileri karşısında kâfirler mağlup ve perişan olsunlar. İman edenler de üstün gelip zafere erişsinler! Zaten bizim hakkın galip geleceğine ve batılın da mutlaka mağlup olacağına inancımız tamdır.”

Biz burada, konumuzu teşkil eden dua cümlelerinin beş vakit namaz ve teheccüdle ilgili ayetlerden sonra gelmiş olmasına özellikle dikkat çekmek istiyoruz.

Şimdi, Efendimiz (s.a.v.) vesilesiyle bize böyle dua etmemiz ve tam da bu çizgide durmamız emrediliyor ki, burada şunu diyebiliriz: Doğruluk Müslüman’ın en belirgin özelliği, değişmez vasfı olmalıdır. Müslüman’ın adı doğrulukla beraber anılmalı; işleri doğruluğu ile ayırt edilmelidir. Çünkü Müslümanlığın diğer vasıfları ancak doğruluğun üzerine bina edilebilir ve o şekilde gerçek anlamını bulur. Allah’ın inayeti doğrulukla başlanıp bitirilen işler/sözler üzerine iner. Yahut da işin/sözün doğru olduğu müddetçe Cenab-ı Hakk’ın yardımını beklersin. Fussilet suresinde bildirilen; “Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size va’d olunan cennetle sevinin! derler.” (41/30) müjdesine ancak doğrulukla nail olunabilir.

Mealini arz ettiğimiz son ayet-i kerimede vasıfları belirtilen mü’minlere meleklerce bildirilecek müjdelerin, ölüm sırasında verileceği tefsirde beyan edilmiştir. Ve buradaki “istikamet”i Hz. Ebu Bekir (r.a.), söz ve davranışla düzgün olmak; Hz. Ömer (r.a.) münafıklık etmemek; Hz. Osman (r.a.), amelde ihlaslı olmak, Hz. Ali (r.a.), farzları eda etmek şeklinde açıklamışlardır. Meleklerin, “korkmayınız” müjdesi, ölüm sonrası ve geçmiş amellerle ilgilidir denilmiştir. “Tasalanmayınız” müjdesi ise, geride bırakılan evlat ve aile ile ilgilidir.”

Velhasıl dünya işlerinde ilâhî inâyete nail olmak, ahrette müjdelenenlerden olmak için her zaman ve her yerde istikamet üzere bulunmak elzemdir.

OKU / DÜŞÜN

YÜREĞİNİ KARDEŞLİĞE AÇ

Fussilet suresinde mü’minlerin birbirine karşı olan durumu; “Müminler ancak kardeştirler.” diye tespit ediliyor ve “kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Bkz; 49/10) tembihatında bulunuluyor. Âl-i İmrân suresinde ise: “…Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz…” (Bkz; 3/103) buyrulmakla, dünyada fitne ateşinden, ahirette ebedi azaptan kurtulmanın kardeşlik iklimiyle mümkün olacağını bildiriliyor.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) lüzumu ayetlerle tescil edilen “kardeşler toplumu”nun nasıl inşa edileceğini ve nasıl yaşatılacağını maddeler halinde bize talim ediyor: Kardeşin kardeşe zulmetmeyeceğini, kendisi muhtaç da olsa onu nefsine tercih edeceğini, zalim de olsa mazlum da olsa kardeşin kardeşlerini yardımsız bırakmayacağını, gıyabında çekiştirilmesine müsaade etmeyeceğini öğretiyor.

Sadece bu konudaki nebevî tavsiyeleri yeniden önümüze koysak, inanın buradan bütün İslam coğrafyasını ve belki de -müseccel Allah düşmanları hariç- bütün insanlığı kuşatacak bir yürek sıcaklığına ulaşabiliriz. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görmek gibi bir merhamet deryasına kulaç açabiliriz. Elverir ki, kardeşlik duygusunun ümmet şuurunu besleyen ana damar olduğunu bilelim. Din kardeşliğini ilmek ilmek dokuyan ayet ve hadisleri yeni bir heyecanla gündeme taşıyalım. İhtilaflı alanları değil; birlik ve beraberliğe hizmet edenleri büyütelim, geliştirelim.

Nerede bir sancı varsa orada İslam’ın erdemlerini pratiğe taşımada yetersiz kalmışız demektir.