> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > Kur’ân Bağlamında Mü’min Adam ve Gazze Muhasebesi
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Kur’ân Bağlamında Mü’min Adam ve Gazze Muhasebesi
Doç. Dr. Kerim Buladı
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 046

İsrail’in 7 Temmuz’dan beri bombaladığı ve çağın en gelişmiş silahlarının masum bedenlerinde denendiği Müslüman Gazze halkının ikâmet ettiği bir avuç toprak parçasındaki dramı bilmem dile getirmeye gerek var mı? Zira işlenen katliam, soykırım ve vahşet, çocuk, yaşlı, kadın, okul, hastane, ayırımı gözetilmeksizin akıl almaz iletişim araçları ile dünyaya servis edildi. Merhamet ve vicdanı sönmemiş bazı kimseler, yazar ve idareciler hariç, Hıristiyan bloğu tamamen yağız hırsızın yanında yer aldı. Akan masum Müslüman kanını petrolden daha değerli buldukları için ses çıkarmadılar. İrili ufaklı 22‘ye yaklaşan Arab ülkesi birkaçı hariç ciddi bir tavır almadı ve katliama, işlenen insanlık suçuna ortak olmayı yeğledi. En başta Gazze’nin komşusu Mısır ve öteki İslam ülkeleri kâtili hiç olmazsa sözlü olarak bile kınamadı. Bu kısa yazımızda konumuzu Yasin Sûresi’nde de anlatılan bir hadise ile ilgi kurarak anlatmaya çalışacağız.

Yasîn-i Şerîf’in ikinci sayfasında Allah Teâlâ’nın Antakyalılara gönderdiği elçilerden söz edilmiş, onların şehir halkı tarafından yalanlandığı ve tebliğlerinden vazgeçmeleri için tehdit edildikleri açıklanmıştır.1 Habib’ün- Neccâr olduğu bildirilen2 mü’min bir adam, elçilerin yalanlandığını haber alır almaz Kur’ân’ın ifadesiyle şehrin öbür ucundan koşarak gelmiş ve “Ey kavmim! Bu elçilere uyun”3 diyerek bütün cesaretiyle elçilere sahip çıkmıştır. Kavmine şu nasihatte bulunmaktan çekinmemiş ve en azından diliyle zulme karşı olduğunu “Sizden (davetleri için) herhangi bir ücret istemeyen elçilere tabi olun. Çünkü onlar, hidayete erdirilmiş kimselerdir”4 sözleriyle açıkça göstermiş ve onları ikaz etmiştir.

Ancak onlar, şehrin öbür yakasından gelen mü’min adamın sözlerine kulak verme yerine onu taş yağmuruna tutmuş ve şehit etmişlerdir. Mü’min adam’a, şehadeti sırasında Allah’ın kendisini bağışladığının ve ikram edilenler arasına kattığının müjdesi verilmiştir. Mü’min adam, ruhunu teslim ederken bir mü’minin ne kadar engin bir merhamete sahip olduğunu bütün insanlığa göstermiştir. Kur’ân, onun bu çağrı ve özlemini şöyle dile getirmiştir:

اِنّٖى اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ قٖيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمٖى يَعْلَمُونَ بِمَا غَفَرَ لٖى رَبّٖى وَجَعَلَنٖى مِنَ الْمُكْرَمٖينَ

Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin! (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.5

Allah Teâlâ, mü’min adamın şehâdetinden sonra dehşet verici bir ses (deprem, yıldırım çarpması)6 ile onları helâk etmiştir.7

Onların, ilahî azapla cezalandırılmalarını sebebi, kendilerine gelen resulleri ve onların getirdikleri gerçekleri yalanlamaları ve alaya almalarının yanı sıra elçileri canla başla savunan mü’min adamı şehit etmeleridir.8

Gazze’ye dönelim. Avrupa ülkeleri ve A.B.D. İsrail’in uyguladığı katılama ve etnik temizlemeye göz yummak şöyle dursun, açıkça destek vermişler, masum insanların acımasızca öldürülmesini tasvip eder pozisyon almaktan kaçınmamışlardır. Gazze’nin bir başka deyişle tecavüze uğrayan şehrin, hem din kardeşliği, hem komşuluk hem de akrabalık hakları bulunan bitişiğindeki halkı Müslüman olan ülkenin (Mısır’ın) idarecileri ümmetin çocuklarına, kadınlarına, yaşlılarına sahip çıkmamıştır. Karadan, denizden, havadan en gelişmiş silahlarla saldırıya uğrayan ve sığınacak yerleri kalmayan çaresiz Müslüman halka Siyonistlerle işbirliği yaparak Refah sınır kapısını açmamıştır.

Gazze’nin uzağındaki öteki İslam ülkeleri, yine birkaçı hariç, işlenen katliamı ve vahşeti kınama cesaretini gösterememişlerdir. Katile, zalime, mütecavize, işgalciye bu sıfatları bile yakıştıramamışlardır. Antakya ahalisine Allah tarafından gönderilen elçilere, şehrin en uzak ucundan gelerek sahip çıkan mü’min adam gibi, iman ve şecaatlerini sergileyememişlerdir. Cesaretini, özgüvenini, islamî duruşunu kaybetmiş Müslüman devletlerin başında bulunan idarecilerden soylu ve cesaretli bir çıkış beklemek belki de hayaldir.

İslam ülkelerinin başlarında bulunan liderlerin acıklı ve zillet halini anladık. Peki bu ülkelerde yaşayan, akademisyenler, âlimler, evliyalar, şeyhler, yazarlar, sanatkarlar ve Haremey’nin imamları, ne zaman konuşacaklar, ümmetin mazlumlarının yanlarında yerlerini alacaklardır? Ölümden daha öte bir ölüm yoktur. Şehrin en uzak yerinden koşarak gelip Allah’ın resullerine destek çıkan Antakyalı mü’min adamın, yukarıdaki âyette kendisini şehit edenlere söylediği gibi, Gazze’nin şehitleri, bir taraftan “Rabbimiz bizi bağışladı, bize en yüksek makamlardan olan şehitliği lütfetti. Keşke bu katliamı yapmasaydınız da cehennemdeki yerinizi hazırlamasaydınız” diyerek terör uygulayan İsraillilere ders vermektedirler. Öte yandan da, kardeşlerine sahip çıkmayan Müslüman idarecilere, âlimlere vb. acı acı, mahzun mahzun gülmekte ve acımaktadırlar.

Kur’ân’ın ifadesiyle Firavun azmış9, ilahlık iddiasında10 bulunmuş ve İsrailoğullarının yeni doğan çocuklarını ihtirası uğrunda boğazlatmıştır.11 Bu seviyede azmış olan Firavun, Hz. Musâ’yı öldürmeye kalkmış ve elinden gelen her kötülüğü ona reva görmüştür. Firavun’un ailesinden olup, imanını gizleyen bir mü’min adamın cesaretini, firasetini, dirâyetini ve muhakemesini Kur’ân şöyle dile getirir:

وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ اٖيمَانَهُ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّىَ اللّٰهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذٖى يَعِدُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدٖى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ

Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.”12

يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرٖينَ فِى الْاَرْضِ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَاْسِ اللّٰهِ اِنْ جَاءَنَا قَالَ فِرْعَوْنُ مَا اُرٖيكُمْ اِلَّا مَا اَرٰى وَمَا اَهْدٖيكُمْ اِلَّا سَبٖيلَ الرَّشَادِ

Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama başımıza geldiğinde bizi, Allah’ın azabından kim kurtarır?”…13

وَقَالَ الَّذٖى اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِ مِثْلَ دَاْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْ وَمَا اللّٰهُ يُرٖيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ

İman etmiş olan adam dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”14

وَيَا قَوْمِ اِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِ يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرٖينَ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”15

Ne Gazze’nin en yakın kardeşi ve komşusu Mısır’dan ne de başka bir Arab ve İslam ülkelerinden İsrail’in katliamını şiddetle kınayacak ve telin edecek bir ses duyulmadı. Türkiye’nin ve Katar’ın dışında? Ama ne Arap devletlerinden, ne de Haremeyn’den; ümmetin çocukları, kadınları, hastaları, yaşlıları öldürülürken, camileri bombalanırken, evleri başlarına yıkılırken, dünyayı titretecek bir ses duyulmadı, bir şecaat sergilenmedi. Firavun’un karşısına çıkarak Hz. Musa’nın hesabına çalışan bir yiğit henüz zuhur etmedi. Bağrışıp çağrışma günü olan kıyamette Allah’a nasıl cevap vereceğiz? Rasûlullah’ın yüzüne nasıl bakacağız? Mescid-i Haram’ın, Mescid-i Nebî’nin ziyaretini hicap duymadan nasıl gerçekleştireceğiz? “Müslümanlar nerede, İslâm kardeşliği nerede?” diyerek feryat eden Gazzelinin, Suriyelinin, Iraklının, Mısırlının, daha nice zulme maruz kalmış Müslüman kardeşlerimizin feryadına ne zaman cevap vereceğiz? İslam kardeşliğinin vakarını, sıcaklığın, samimiyetini, hamiliğini ne zaman ortaya koyacağız? Kısaca söylemek gerekiyorsa, derin ve geniş bir nefis muhasebesine ve iman sorgulamasına ümmetin ve hepimizin ihtiyacı vardır.

Dipnotlar: 1) Yâsîn, 36/14-19. 2) Beydâvî, a.g.e., V, 202; Nesefî, a.g.e., V, 202; Hâzin, a.g.e., V, 202. 3) Yâsîn, 36/20. 4) Yâsîn, 36/21. 5) Yâsîn, 36/25-27. 6) Hayreddin Karaman ve arkadaşları, Kur’ân Yolu Türkçe Meâl Ve Tefsir, Diyânet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2006, IV, 485. 7) Yâsîn, 36/28-29. 8) Bkz. Yâsîn, 36/30. 9) Tâ Hâ, 2043; Nâziât, 79/17. 10) Kasas; 28/38; Nâziât, 79/24. 11) Bkz. Bakara, 2/49; A’raf, 7/141; Kasas, 28/4. 12) Mü’min, 40/28-32. 13) Mü’min, 40/29. 14) Mü’min, 40/30-32. 15) Mü’min, 40/32-33.