Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Katillere Lânet
Ali Rıza Temel
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 040

Bir insan için en kötü vasıf “Katil” vasfıdır. Meşru müdafaa olmakla beraber bir kimse katil veya maktul olmak durumunda kalsa maktul olmayı tercih eder.

Katillik Hz. Adem’in ilk oğlu Kâbil’in, maktullük ise diğer oğlu Habil’in sıfatıdır. Gerçek mü’min katil konumunda olmak istemez. Sad b. Ebi Vakkas: Ey Allah’ın Rasûlü! Fitne zamanında birisi evime girip beni öldürmeye teşebbüs ederse ne yapayım? deyince Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ademin iki oğlundan birisi (Habil) gibi ol.” (Ebu Davud, Hadis no: 4257) Aynı şekilde soru soran Muhammed b. Meslemeye’de “Elbiseni yüzünü ört, öldüren değil ölen kul konumunda ol.” (F. Râzi, Tefsir, II/163) Bu tavır; katil karşısında nefsi müdafayı terk etmek değil, her türlü tedbiri almakla birlikte son kertede katil pozisyonunda olmama tavrıdır. Bu bir tercih meselesidir. Meselâ Hz. Osman bu tavrı tercih etmiş, pek çok insanın ölmesi yerine şehitliği yeğlemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de böyle davranmayı tavsiye etmiş fakat emretmemiştir. Bu tavır Müttaki tavrıdır, takva ehli olan Habil’in tavrıdır.

Kurbanı kabul edilmeyen Kâbil, kardeşi Habil’e “Andolsun seni öldüreceğim, dedi. Habil de: Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatırsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim. Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım. (Maide, 27-28)

Katil olan Kâbil bu cinayeti yüzünden kıyamete kadar lânete maruz kalmıştır. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki katilin günahından bir misli; Ademin ilk oğluna (Kâbil’e) pay ayrılmasın. Çünkü cinayet yolunu ilk açan odur.” (Buhari, Cenaiz, 33. Müslim, Kasâme, 27) Hadisi şerifte de bildirildiği üzere, iyi veya kötü çığır açanların yolunda yürüyenlerin günah veya sevabından bu çığırı açanlara da pay ayrılacaktır.

Allah’ın en değerli eseri, yeryüzündeki halifesi insandır. Her şey insanla anlam kazanıyor. Her insan tek nüshadır. Kendisi cirmi itibariyle küçük olsa da içinde koskoca bir alemi barındırmaktadır. Bir insan bütün insanlar hükmündedir. Onun için bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Bu gerçek Kur’ân-ı Kerimde şöyle belirtilmektedir. “Bir cana kıymaya veya yer yüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (Maide, 32)

Bir hadisi şerifte, haksız yere insan öldürmenin ne büyük bir vebal olduğu şöyle belirtiliyor: “Şayet yer ve gök ehli bir mü’mini öldürmek için ortaklık etselerdi, Allah onların hepsini birden cehenneme atardı.” (Tirmizi, Diyat, 8)

Başka bir hadisinde Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Mü’minin haksız yere öldürülmesi, dünyanın yerle yeksan olmasından daha korkunçtur.” (Nesâi, Tahrim, 1)

Öldürmek bütün semâvî dinlerce haramdır, en büyük günahlar arasındadır. Hayat hakkı insanın temel haklarındandır. “Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.” (İsra, 33)

“İşittiniz ki, eski zaman adamlarına denildi: Öldürmeyeceksin ve kim öldürürse hükme müstahak olacaktır. Fakat ben size derim: Kardeşine kızan her adam hükme müstahak olacaktır.” (Matta, 5/21-22)

Tevrat’taki on emirden birisi de “öldürmeyeceksin.” (Çıkış, 21/13) Garibe haksızlık etmeyeceksin ve ona gadretmeyeceksin. Çünkü siz Mısır diyarında gariptiniz.” (Çıkış, 23/21)

Apaçık bu hükümlere rağmen ne İslam alemi ne Hristiyan alemi ne de Yahudiler bu hükümlere riayet ediyorlar. Özellikle günümüzde öldürücü silahların hızla gelişmesi toplu ölümleri, kitlesel imhaları da beraberinde getirmekte, asrımızı “cinayet asrı”na çevirmektedir. Sözde medeni olan dünyamızda öldürmeye harcanan para ve emek, yaşatmaya harcanmamaktadır. Silahlanmaya harcanan kaynakların onda biri sağlığa ve yoksulluğun önlenmesine harcansa herkesi içine alan sağlıklı ve varlıklı bir dünya kurulabilir. Vahşi kapitalizmin, kaba materyalizmin hakim olduğu bir ortamda güçsüzler eziliyor, mazlumların çığlıklarına kulak verilmiyor. Canavarlaşan insanlar lüks ve israf içinde yüzebilmek için başkalarının sefaletine aldırmıyorlar, dünyada belki de ne nesilleri kesilmiş olan yamyamlar doğrudan insan eti yerlerken, modern yamyamlar silah ticaretiyle, sömürüyle dolaylı olarak insan eti yemekte, insan kanı içmektedirler.

Eskiden er meydanlarında hiç olmazsa yiğitçe dövüşülürdü. Ölmenin ve öldürmenin de bir kuralı vardı. Şimdi her şey kalleşçe cereyan ediyor. Orantısız güç kullanılıyor. Kadın-çocuk, yaşlı-hasta ayrımı yapılmaksızın şehirler bombalıyor, tarih yok ediliyor, bitkiler ve hayvanlar telef ediliyor.

Bu yazıyı kaleme almamızın sebebi, mübarek ramazan ayında bile bir tarafta İslam aleminde cereyan eden toplu cinayetler, birbirlerini insafsızca, güya Allah adına(!) katleden Müslümanlar, diğer taraftan Gazze’de çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç demeden ölüm yağdıran siyonistler ve hiçbir şey yokmuş gibi sessiz kalan bir dünya ve namuslu ve insaflı bir insanı tiksindirecek tablodur.

Gazze sahilinde oyun oynayan, çocukça dünyalarında kendilerince hayal kuran ve aniden tepelerine düşen siyonist bombalarıyla bedenleri parçalanan, kumlar üzerine serilen yavrucakların günahı neydi? Cahiliye çağında kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bedevilerle, günümüzde bombalarla çocukları yere seren sözde medenilerin ne farkı var? Küçücük çocuğa benzin içirip diri diri yakan yahudinin, kendilerini gaz odalarında öldüren Hitlerden şikayetçi olmaya hakkı olabilir mi? Filistinli annelerin de yok edilmesini isteyen İsrailli kadın milletvekili hangi yüzle mağduriyetten söz edebilir? Tevrat’ta “Katletmeyeceksin.” Garibe haksızlık etmeyeceksin, çünkü Mısır diyarında siz de gariptiniz, dendiği halde gariplere karşı bu tutum neyle izah edilebilir?

İnsan olmanın asgari şartı, kendin için arzu etmediğin şeyi başkaları içinde arzu etmemektir. Her insan ruh taşır, acı çeker, üzülür. Adem’in çocukları bir vücudun organları gibidir. Başkalarının acılarını hissetmeyenler insan değildir. Hemcinsini veya bir başkasını öldüren hayvan acı ve pişmanlık duymaz, bir insanı ısıran köpek karşı tarafın acısını hissetmez. Acıma ve nedamet hissi taşımayanlar hayvanlardan da aşağıdırlar. Çünkü hayvanlara insani özellikler verilmemiştir.

Gazze kumsalında bombalarla parçalanan küçük yavrucaklardan önce, kumlara gömülen insanlık ve insani değerlerdir. Kural ve ahlâk tanımayan zalim güçler nasıl ve neyle durdurulabilir? Karşılığı olmayan yaldızlı nutuklarla hangi problem çözülebilir? Birleşmiş Milletler neye yarar? Güvenlik konseyi katillerin güvenliğini mi maktul ve mazlumların güvenliğini mi sağlamakla yükümlü? Muhammed İkbal’in dediği gibi, dünyaya yeni bir şekil vermek lazım. Kefen hırsızlarından ne beklenir?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde: Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. (Madde, 3) Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayr-i insani haysiyet kırıcı cezalara ve muamelelere tabi tutulamaz. (Madde, 5) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez. (Madde, 17/2) Peki İsrail hapishanelerinde işkenceye maruz kalan, malları mülkleri ellerinden alınan Filistinlilerin hukukunu kim koruyacak? Ölüm ve zulüm korkusuyla yerlerini-yurtlarını terk etmek zorunda kalan mazlum ve mağdurların elinden kim tutacak? Saltanatlarını üç gün daha fazla sürdürebilme uğruna vatandaşlarını öldüren, evlerini başlarına yıkan, milletinden aldığı vergilerle elde ettiği silahları milletine doğrultan zalimlere kim dur diyecek?

Rahman ve Rahim olan Allah ahirette mazlumların intikamını zalimlerden elbette alacak, orada mutlak adalet tecelli edecek. Fakat dünyada adaleti tesis etmekle görevli bizler katillere dur diyemezsek, bu uğurda gayret göstermezsek cinayetlere dolaylı olarak iştirak etmiş olmaz mıyız? Fiili olarak müdahale imkanlarını kullanmayıp sadece dille katilleri lanetlemek bizi sorumluluktan, mazlumları ölüm ve zulümden kurtarabilir mi?