Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Dünya
Sâdık Dânâ
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 031

Ebû Said el-Hudrî -radıyallahu anh-’den:

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular:

“Benden sonra, size dünya nîmetlerinin açılıp, onlara gönlünüzü kaptırmanızdan endişe ediyorum.”

Bunun üzerine ashab-ı kiramdan bir zât sordu:

– Yâ Rasûlallah! Hiç refah ve bolluk kötülük getirir mi ki, endişe ediyorsunuz? Cevâben buyurdular ki:

“Gerçekten servet, felâket getirmez; fakat sebep olur. Bakınız! Baharın bitirdiği otlardan zehirli bir çeşidi vardır ki, yiyen hayvanı öldürür veya ölüme yaklaştırır. Ancak yeşil ot böyle değildir. Onu otlayan hayvan için ölüm tehlikesi yoktur. Bu hayvan o yeşil otu yer, karnını doyuruncaya kadar güneşin karşısına geçip güneşlenir, kolayca tersler, sonra döner gene otlar.

İşte dünya malı da câzip ve tatlıdır. Hangi müslüman bu malı helâl yoldan kazanır, bir kısmını Allah’ın rızâsına ermek için yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara verirse, o ne hayırlı bir kimsedir. Kim de helâl yoldan kazanmazsa, o, doymak bilmeyen bir obur gibidir. Onun bu serveti kıyâmet gününde boynuna dolanıp aleyhinde şahidlik edecektir.”

Abdullah bin Ömer -radıyallahu anhümâ-’dan:

Bir defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri iki omuzumu tuttu da:

“Ey Abdullah! Sen dünyada bir garip yahut geçici bir yolcu gibi ol” buyurdu.

Bu hadisin ravilerinden Leys der ki: İbn-i Ömer bana şöyle derdi:

– Ey Leys! Akşama erişince sabahı gözetleme, sabaha erişince de akşamı bekleme. Sıhhat ve âfiyet zamanından bir kısmını, hastalık zamanın için ayır. Hayatından bir kısmını da ölümün için ayır.

Haberde gelmiştir ki:

İblîs aleyhillâne hergün dünyayı iki elinde kaldırır ve der ki:

– İnsana zarar veren, bir fâide vermeyen, onu üzen ve mesrûr etmeyen şu dünyayı kim benden satın alır? Ehl-i dünya derler ki:

– Biz alırız. Şeytan:

– Acele etmeyin. Onun bir kısım ayıpları var, der.

– Beis yok, derler. Şeytan:

– Fiyatı birkaç dirhem veya dinar değildir. Cennetteki nasibinizdir. Çünkü ben bunu dört şey mukâbilinde satın aldım. Allah’ın lâneti, gazabı, ve benden alâkasını kesmesi. Bunun uğrunda cenneti sattım.

Ehl-i dünya:

– Bununla beraber kabul ediyoruz, derler. Şeytan:

– Bunda biraz bana kâr vermenizi isterim. Bu; dünyaya kalblerinizde yer ayırıp ebeden onu oradan çıkırmamanızdır, der. Onlar da kabul eder ve alırlar.

Şeytan, bunların arkasından der ki:

– Ne kötü bir ticaret bu. (Fatihâ Sûresi Tefsiri, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu)

Bir sâlik-i tarîkatın, latîfe-i kalbi masivâdan temizlenince, orasının muhabbet evi ve âşıyâne-i hümây-ı mârifet olacağı şüphesizdir.

Dinin esaslarını kendi yaşayışlarında tatbik edenler, basamak basamak yükselerek kalblerinin hikmet nurları ile dolmasını sağlarlar.

Ebû Bekir Sıddık -radıyallahu anh-:

– Allah’ım! Dünyayı önüme ser, beni onda zâhid kıl. Onu gözümde ziynetleyip, beni ona rağbet ettirme, diye duâ ederlerdi.

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-1, s. 212-214