Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Tayinsiz Dellal
Cemal Nar
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 029

Çarşı pazarda bir sürü tayinsiz dellal vardır, insanları tutup tutup kendi şeyhlerine götürmek için çağırıp dururlar. Yahu bu adam henüz hazır mı, bu yüce yola iradesini koymuş, mürid olmak istediğini duymuş mu bakılmaz. “Sonra olur canım. Hem bu asır fitne asrı. Hele biz bunun imanını kurtaralım. Sonra taklidi tahkike erer inşallah!..”

Eh!.. Ne diyelim, inşallah öyle olur!..

Ha bak sonra şikayet hakkınız yok. “Efendim şimdi iyi mürid yetişmiyor. Eskiden başkaydı bu işler” diyerek sızlanmaya hakkınız yok o zaman!..

Evet, eskiden başkaydı bu işler. İnsanlar, kendileri güzellikleri görür, “Ben de böyle olmak istiyorum” diye kapıya gelir, ama hemen alınmazdı. Biraz nazlanılır, biraz niyaz istenirdi. En azından istihare istenirdi… Gelenlere, Habibullah Mahzar efendimizin, şah Abdullah Dehlevi hazretlerine dediği gibi:

“– Burası tuzsuz taş yalama yeridir. Sen git kendine zevkli şevkli yerler ara,” denilirdi. Talipler de:

“– Benim aradığım da tuzsuz taş yalamaktır,” derlerdi Dehlevi gibi.

Öyle sokaktan adam toplanmazdı eskiden. Gelenlere de “zevkine, şevkine, keyfine düşkün olanlar, yüce hak talibi olamaz” derler, nefisle cihadı, cihad-ı ekberi hatırlatırlar, vazifelerde aksaklık istemezlerdi. Dilerse, canı isterse gelirdi.

Velhasıl mürid niyaz eder, mürşid nazlanırdı. Mürid minnet edemez, geldim diye başa kakamazdı. Kabul olunmak zaten başlı başına bir bahtiyarlıktı.

Maraşlı Mızrakçı Mehmet Em­mi’den şunları duymuştum:

“Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendimizden ders almıştım. Bu yeni hayatımın aşkı ve şevki beni durdurmazdı. Müsaid zannettiğim herkesi bu mübarek manevî yola davet ederdim. Bir gün İstanbul’a sultanımızı ziyarete gittim. Sohbet esnasında kulağıma eğilerek hafifçe:

- Mızrakçı Efendi, biz seni Maraş’a tellal tayin etmedik, dediler.

Donmuş kalmıştım…”

Evet, şeyhler bu işe Sami Efendinin yaptığı gibi güzelce müdahele etseler iyi olur herhalde, acemi müritler işi ayağa döktüler. Şimdi şunlar sanki hiç aranmaz, sorulmaz oldu: “İnsanlar bu manevî yolculuğa çıkmaya müsait midirler? İstek ve iradeleri var mıdır? Vazifelere hazır mıdırlar?” Bu ve benzeri sorulara hiç bakmadan neredeyse sokaktan tuttuklarını dergâha götürüp ders verdiriyorlar. Götürenler götürüyor fakat ders verenler nasıl veriyorlar acaba?

Sonra da kapıp koyuveriyorlar sözde müridleri. Bu adam şimdi nerededir, ne yapar, gece kalkar mı, teheccüd kılar mı, Allah Teâlâ’nın zikriyle meşgul mü, yediği içtiği helal mi haram mı, kimlerle düşüp kalkar, vs. vs. kimse bilmez. Biraz sıkıştırsan bahane hazır: “Böyle olması gerekiyor. Zaman çok kötü. Zira kemalat kazanma zamanı değil, zaman imanı kurtarma zamanıdır. Belki evliyaya muhabbet ile imanı kurtulur.”

Tasavvuf ve tarikattan maksad bu değil ki! Sayıyı çoğaltmak, yola fayda sağlamaz ki! Evet, insanların imanını korumak için her şeyi yapalım, ama başka bir değeri bozmadan inşallah!