> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > Gençlik Çağını Değerlendirmek
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Gençlik Çağını Değerlendirmek
Prof. Dr. Süleyman Derin
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 020

Allah Teala Yüce Kitab’ında “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden koruyun” (Tahrim, 6) buyurur. Bizden öncelikle kendimizi sonra da eşimiz ve çocuklarımızı zamanın fitne ve fesatlarından korumamızı taleb eder. Bu ulvi hedef ise ancak dinimizi güzelce öğrenmek, kaliteli bir din eğitiminden geçmekle mümkün olur. Din eğitimi hususunda uzmanlaşmış kurumlar vasıtası ile gençlerimizi kendileri için gerekli bilgilerle donatmamız en asli vazifemizdir. Bu hedefe ulaşmak için de Yüce Kitabımızı ve dinimizi öğretecek kurumları ne pahasına olursa olsun açmak gerekecektir. Konunun hassasiyetini en iyi bilen sufiler arasında olan İmam Rabbani şerî meselelerin öğretilip yayılması hususunda yapılan hayırların diğer tüm hayır çeşitlerinden üstün olduğunu şöyle açıklar:

Allah Teâlâ yolunda milyonlarca altın (para) harcamak, şer‘î meselelerden bir tanesini destekleyip yaymakla eşit olamaz. Çünkü bu işte, mahlûkâtın en fazîletlisi olan peygamberlere uymak ve onlarla iş birliği yapmak söz konusudur. Şurası bilinen bir husustur ki, milyonlarca altın harcamak peygamberlerden başka kimselere de nasip olmasına rağmen, sevapların en büyüğü peygamberlere âittir. (48. mektup) Ne var ki bu işi başarmak kolay değildir. Zira şeriatın öğretilmesi ve yayılması nefsin istemediği bir şeydir: Ayrıca şerîatin emirlerini yerine getirmekte nefse tam bir muhâlefet vardır. Çünkü şerîat, nefse aykırı olarak gelmiştir. Malı harcama konusunda bazen nefs muvâfakat edebilir. Evet, şerîati destekleme ve dini yayma konusunda mal harcamak yüksek bir dereceye sahiptir. Bu niyetle bir gümüş harcamak, başka niyetle binlerce altın harcamaya denktir. (48. mektup) Özellikle Müslümanların ve İslam’ın baskı altında olduğu dönemlerde bu tür eğitim kurumları ilk darbeyi alır ve bu tür kurumlara zor zamanda sahip çıkmak hepimizin görevidir. Günümüzde işin farkında olan Allah dostları ve tasavvuf erbabı dini eğitime ağırlık vermekte, İslam’ın öğretildiği dini kurumları açma hususunda büyük gayretler sarf etmektedir. Bazılarının zannettiği gibi tasavvuf ilimsiz olmaz. Tüm manevi hallerin başı onları bilmekten geçer. Bu sebeple İmam, başta gençler olmak üzere tüm müminleri ilim öğrenmeye sevk eder:

Bu taifenin (sûfîlerin) ilimleri, hâl ilmidir. Hâller de amellerin neticesidir. Bir kişide bulunan hâl, ilimlerinin neticesi, onun amellerini düzgün ve hakkıyla yapmasıdır. Amelleri düzgün yapmak da, amelleri tanımak ve her amelin özelliğini bilmekle mümkün olur. Bu da namaz, oruç ve diğer farzlar için şerîat ahkâmı, muâmelât (beşerî ilişkiler), nikâh, boşanma, alış-veriş ilimleri yani Hak Teâlâ’nın kula vacip kıldığı ve dâvet ettiği ilimleri öğrenmektir. Bu ilimler çalışıp okuyarak elde edilir ve hiç kimse bunları öğrenmekten uzak kalamaz. İlim de iki çabalama arasındadır: Birincisi, ilmi öğrenmeden önce onu öğrenme çabası, ikincisi ise öğrendikten sonra o ilmi kullanma (amel etme) çabası. (29. mektup)

Tasavvufî terbiyenin amacı daha çok öğrenilenleri amele dökmek ile ilgili olsa da, bunun yapılması öncelikle emir ve yasakların bilinmesine bağlıdır. Allah Teâlâ dini emirlerin yerine getirilmesi ve dolayısı ile öğrenilmesi konusunda aile reislerinden sabırlı olmasını istemektedir. Zira bu iş son derece sabırlı olmayı gerektiren uzun soluklu bir süreçtir.

Maalesef bugün çoğu aile reisleri bu sorumlulukları unutmuşlar, kendilerini sadece ailenin geçimini sağlamaktan sorumlu zannetmişlerdir. Hâlbuki rızık Allah Teâlâ’nın kullarına karşılıksız bir ikramıdır. Allah Teâlâ bu hususu bizlere şöyle hatırlatır: “Aile efradına namazı emret ve bu konuda sabırlı ol, biz senden rızık istemiyoruz, evlad u ıyalinize rızkı veren biziz.” (Taha, 132)

Aile büyükleri ve veliler gençlerimizi din eğitimine yönlendirme konusunda imtihan edildiği gibi bizzat  gençler de bu konuda imtihana tabi tutulmaktadır. Zira günümüz gençliği eğitim konusunda fazlaca uyarılmış, erken yaşlardan itibaren gençler dünyevi açıdan itibar getirecek fakültelere girebilmek için nice zorluklara katlanmıştır. Bunun aksine dinî eğitim ise vakit kaybı olarak görülmeye başlanmıştır. Zira nefis ve şeytan insanı Allah’a yaklaştıran her tür eğitim faaliyetlerinden nefret eder:

Gençlik zamanında insanı, baş düşmanları olan nefis ve şeytan kuşatıp meşgul eder. Bunlar karşısında gençlikte az bir ibadet pek kıymetli olur. Bu kuşatmanın olmadığı ihtiyarlıkta yapılan, bundan kat kat fazla ibadetlerin bu kadar kıymeti olmaz. Askerlik kanununa göre, düşman hücum ettiği ve kuşattığı zaman, askerin ufak bir hareketi ve çabası çok kıymetli olur. Sulhta ve düşmanın şerrinden emin olunduğu zaman bu kadar kıymetli olmaz.

Oğlum! Bütün varlıkların hülâsası, özü olan insan eğlence ve oyun için, yiyip içmek ve uyumak için yaratılmadı. Kulluk vazifelerini yapmak, Rabbine itaat, tevazu, aczini itiraf, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı.. (c. I, 73. Mektup) Oyun ve eğlencenin gençlerin hayatını etkilediği bu dönemde bu çağrıya kulak vermek herhâlde geçmişe göre daha da zordur. Ama İmam’ın da ifade ettiği gibi zor zamanda İslam’a hizmet etmenin sevabı her zamankinden fazladır. Netice olarak imtihan edilen sadece büyükler değil aynı zamanda büluğ çağına eren tüm gençlerdir. Bu konuda Hz. Ali Efendimiz’in Peygamberimize (s.a.v) iman ederken verdiği cevap gözümüzü açmalıdır. Peygamber Efendimiz küçük amcazadesi Hz. Ali’yi İslam’a davet etmiş ve babası Ebu Talip ile bu konuda istişare etmesini tavsiye etmiştir. Hz. Ali daha o küçük yaşında şu hikmetli cevabı vermiştir: “Allah beni yaratırken babamla istişare etti mi ki ben O'na iman ederken babama danışayım!” Allah Teâlâ hem gençlerimize hem de büyüklerimize bu zorlu imtihanda başarılar versin. Kısacık dünya hayatı için nice zorlu imtihanları göze alırken ebedi hayata hazırlanma konusunda tembellik ve ilgisizlikten hepimizi korusun. Amin.