> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > Bize Bir Kızıl Elma Lazım
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bize Bir Kızıl Elma Lazım
Mehmet Lütfi Arslan
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 016

Türkiye’nin genç bir nüfusa sahip olduğu hep övünülerek anlatılır ki doğrudur. Gerçekten nüfusumuzun %40’dan fazlasını çocuk ve gençler oluşturmakta, genç olarak kabul edilen 15 ile 24 yaş grubunun genel nüfusa oranı %17’ye yaklaşmaktadır. Bu tablo, kapısında yıllardır girmek için beklediğimiz Avrupa Birliği üyesi ülkelere göre ciddi bir demografik avantaj anlamına geliyor. Ancak son yıllarda üç çocuk tartışmasında görüleceği gibi beklenen ömrün uzaması ve doğurganlık hızının azalması gibi sebepler yüzünden nüfus artış hızı yavaşlıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı hesaplamalara göre 2023 yılında genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %15,1’e, 2050 yılında %11,7‘ye, 2075 yılında ise %10,1’e düşecek. Aslında gençlik politikaları anlamında önümüzdeki 10-20 seneyi çok kritik hale getiren bir değişimden bahsediyoruz. Bu süreçte izlenecek politikalar önümüzdeki mevcut genç nesil ile onu takip eden iki-üç nesli çok yakından etkileyecek. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Ortaya konan gençlik politikaları bu önem dikkate alınarak mı hazırlanıyor?

Ortaya konan gençlik politikaları ile ilgili genel çerçeveyi anlamak, dolayısıyla sorumuza hemen cevap bulmak açısından Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından 2013 yılında kabul edilen Ulusal Gençlik ve Spor Politikası Belgesi ilginç bir örnektir. 2013-2017 yılları arası gençlik politikalarına temel teşkil etmek amacıyla hazırlanan ve her dört yılda bir yenileneceği duyurulan bu belge son on yılda izlenen gençlik politikalarının temel mahiyetini göz önüne sermenin ötesinde, dikkate almadıkları ile de bize çok şeyler anlatıyor.

Her şeyden evvel belgenin, ülkemizin gençlik politikalarına ilişkin bir dönüm noktası olduğunu söylemek gerek. Gençlikle ilgili bütün yaklaşımı, gençleri zararlı akım ve alışkanlıklardan korumak olan bir anayasanın hala cari olduğu dikkate alınırsa böyle katılımcı bir belgeyi hayata geçirmek ve dahası dört senede bir yenileceğini ilan etmek önemli bir başarı olarak görülmeli. Belgenin, hayata geçirilme sürecinde gençlikle ilgili neredeyse her kesimin görüşlerinin alınması da kıymetini artırıyor. Bu süreçte yurt içinde ve yurt dışında çalıştaylar düzenlenmiş, bir şura gerçekleştirilmiş, internet üzerinden herkesin görüş ve önerilerinin alındığı ortamlar oluşturulmuş. Belge bu anlamda kimsenin dikkate alınmadığı ve gençleri belli bir ideolojik potada tek tipleştirmeyi amaçlayan baskıcı yaklaşımdan, herkesi bir şekilde dikkate alan ve karar sürecine katan katılımcı yaklaşıma geçişin simgesi durumunda.

Belgenin muhtevası da yöntemi gibi zenginlik içeriyor. Belirli ana başlıklar altında ilgili paydaşların belirtildiği temel politika önerileri sunuluyor. Bu ana başlıklar şunlar:

1. Hayat boyu eğitim ve öğrenme,

2. Aile, etik ve insani değerler,

3. İstihdam, girişimcilik ve mesleki eğitim,

4. Dezavantajlı gençler ve sosyal içerme,

5. Sağlık ve çevre,

6. Demokratik katılım ve yurttaşlık bilinci,

7. Kültür ve sanat,

8. Bilim ve teknoloji,

9. Uluslararası alanda gençlik ve diyalog,

10. Serbest zamanların değerlendirilmesi,

11. Gençlik bilgilendirmesi,

12. Gönüllülük ve hareketlilik,

13. Spor.

Sadece konu başlıkları bile belgenin gençlik söz konusu olduğunda akla gelebilecek her boyuta bir şekilde temas ettiğini gösteriyor. Belgenin muhtevası itibarıyla da hazırlanış yöntemindeki maksadı koruduğu söylenebilir. Herkesi bir şekilde sürece katma derdindeki belge, herkesin sözünü de dikkate almaya çalışıyor. Nitekim bu amaçla herkesin sözünün, politikalar şeklinde sıralandığı görülüyor ve fakat ilginçtir o kadar çeşitli ve kapsamlı sözü bir araya getirmesine rağmen yek-ahenk kılamıyor. O yüzden açık söylemek gerekirse belge bir tür kolaj görüntüsünden öteye gidemiyor. Hani Evliya Çelebi’ye bir senfoni orkestrasının konseri sonrası intibası sorulmuş, o da “her biri tek tek güzel çaldı ama bir türlü icra-ı ahenk edemediler” diye cevaplamış ya... Gençlik belgesinin içerdiği konular ve genel çerçevesi de gençlik dendiğinde akla gelebilecek her iddiayı dillendiriyor ama her şeyi söylemekten esas söylenmesi gerekeni söylemeye gelemiyor. Nedir o esas söylenmesi gereken?

Ulusal Gençlik ve Spor Politikası Belgesi’nin esas söylemesi gerekeni ifade etmeden önce söylememiz gereken birkaç nokta var. Bunlardan ilki ve en önemlisi gençlikle ilgili mevcut gençlik politikalarının ötesinde küresel bir kuşatma ve terbiye mekanizmasının cari olduğu gerçeğidir. Küresel boyuttaki bu mekanizma gençlik üzerinde o kadar baskın ve yoğun bir etkiye sahiptir ki hiçbir kurum, örgüt ya da politika bununla tek başına mücadele etme, bu mekanizmanın etki gücünü dengeleme veya onun tek başına üstesinden gelme imkânına sahip değildir. Gündelik hayatlarımızda maruz kaldıklarımızdan az çok çıkartabildiğimiz bu gerçeği anlayabilmek ve hepimizi değiştirip dönüştüren o mekanizmanın kodlarını ortaya koymaya çalışmak, gençlikle ilgili mevcut politikaların ne yapıp ne yapamadığını ortaya koymaktan daha önemlidir. Nedir o mekanizmanın kodları?

İlki dünya vatandaşlığıdır. 17. Milli Eğitim Şurası’nda dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, eğitimin bir amacının da “antenleri dünyaya açık, küresel bir dünyada yaşadıklarının farkında olan dünya vatandaşları” yetiştirmek olduğunu söylemişti. Dünyanın bir köye dönüştüğü, tüketim kültürü ile şekillenen bir hayat tarzının kürenin her noktasında aynı şekilde algılandığı bir dönemde dünya vatandaşlığından kasıt, muhtemelen beceri, nitelik ve özellikleri ile dünyanın her tarafında çalışabilir, iş bulabilir ve ayakta kalabilir fertlere işaret ediyor olmalıydı. Ama küreselleşmenin getirdiği tek tipleşme bu tür bir ayakta kalma becerisinden daha çok aynı şeyleri aynı şekilde tüketenlerin benzerliği olarak çıktı ortaya. Aynı şeyleri tüketenler zamanla aynı hayat tarzının insanları haline geldiler. Sadece var olmak, hayatta kalmak ve dünya ile uyum içinde yaşamaktan ötesini düşünmeyen bu hayat tarzının açıktır ki ne tarih, ne coğrafya ne de ontolojik gerçekliğimizle bir alakası bulunmuyor. Ama dünya vatandaşlığı kavramı olumlu ya da olumsuz çağrışımlarıyla önümüzde duruyor ve cari gençlik politikalarının ya da milli eğitim hedeflerinin ötesinde gençliğimizi sarıp sarmalayan bir vakıa olarak dikkate alınmayı bekliyor.

İkincisi, teknolojik değişim ve gelişmelerdir. Günümüzde bilişim teknolojilerinin etkisi o kadar yoğunlaştı ki teknolojik yenilik ve icatlar insan hayatını kolaylaştırmaktan daha ziyade kendi kendini amaç hale getiren bir noktaya evrildi. Teknoloji; hızı, yönelimi ve yoğunluğu ile kendi içinde ve kendine doğru bir hayat tarzı üretti. Bu da başka gayeleri anlamsız hale getirdi, çünkü kendisini bizatihi bir değer, bir amaç, kerameti kendinden menkul bir kutsala dönüştürdü. Bundan en fazla etkilenen kesim de teknoloji ile en çok haşır neşir olan gençler oldu. Bu noktada Fatih Projesi gibi projelerin ilerisi ya da felsefesi tartışılmadan atılmış adımlar olduğu söylenebilir. Alet ve edevatın ana özne olduğu bir eğitim sürecinde değerler ve pedagojik formasyon ikinci plana itilmiş demektir. Halbuki eğitim yatırımında insan, özellikle de nesli şekillendirecek olan öğretmen bir numaralı unsur olmalı, sonrasında yöntem ve teknik gelmeliydi. Eline tablet verdiğiniz, bilişim sınıflarına doldurduğunuz ve fakat öğretmen, değerler eğitimi ve yöntem konusunda teknolojik yenilikler kadar yenilikçi olamadığınız bir nesil, bir zamanlar ifade edilen dindar nesil olmaz, belki tablet nesli olur. Eğitimde asıl olan, bütün disiplinlerde olduğu gibi usta-çırak ilişkisidir. İnsan evladı makine ile adam olmaz; insan evladını adam edecek olan ancak adam gibi adamlardır. İnsan karaktere meftundur. Güzel örnekler, nümune hayatlar ve yaşanmış tecrübeler olmadan ne karakter ne de değerler aktarılabilir. İnsana yatırım yapan geleceği, makineye yatırım yapan günü kurtarır.

Dünya vatandaşlığı ve teknoloji, gençliğimizi, mevcut bütün politikaların ötesinde bir etkileme ve şekillendirme gücüne sahipse, ne yapmalı da bu kıskacı aşacak alternatif bir dalga oluşturmalı? Bu sorunun cevabı aynı zamanda Ulusal Gençlik ve Spor Politikası Belgesi’nde esas ortaya konması gerekenin ne olduğuna ilişkin açık bıraktığımız konunun da cevabı olacak. Gençlerimizi küresel tüketicilere dönüştüren dünya vatandaşlığını da, teknolojik zombilere dönüştüren yeni teknolojileri de aşmanın yolu, Ulusal Gençlik ve Spor Politikası Belgesi’nde eksik olan, oradaki dağınık sözleri toparlayacak bir mefkûre, ülkü, ufuk ya da kızıl elma ihtiyacıdır. Evet, mevcut gençlik politikalarının bir ana sözü yok, çünkü dönüp bütün alt başlıklarını kendisine bağlayacağı bir mefkûresi, bir kızıl elması yok. Kızıl elma, geçmişten kopup gelen, hali anlamlandıran, geleceğe de şekil veren bir idealdir ki bugün bundan milletçe mahrum bulunuyoruz. Bu ideal, dünyada ilk on ülke arasına girmek ya da muasır devletler seviyesine çıkmak şeklinde sadece ekonomik bağlamda dillendirilen bir şey değildir. Bu ideal, tek tek her bir ferde ilham veren, hep beraber rüyası görülen ve eğitiminden, siyasetine, kültüründen sanatına, hayat tarzından ekonomisine kadar bütün boyutları şekillendiren ve biçimlendiren bir ufuk tespitidir. Bu anlamda geleceği biçimlendirme amacı güder. Bir gelecek resmi çizer. Herkesi memnun etmeye çalışan, katılımcı ve demokratik bir anlayışla toplumun her kesimini dikkate almaya çalışan mevcut gençlik politikalarında bu resim eksiktir; bu politikalar modern tabiri ile reaktif, yani geçmişe, olmuşa dayalı politikalardır. Bu politikalarla, kendi zamanları geldiğinde yetişkin olarak dönüp geriye bakacak, kendi hayatlarını yaşayacak gençlerle buluşmak mümkün değildir. Gençlerle buluşmak, onları kendi zamanlarının öncü insanları yapabilmek için gereken Mefkûreci politikalardır. Mefkûreci politikalar, proaktif, yani öncü, geleceği şekillendirmeye ve biçimlendirmeye dayalı politikalardır. Bu politikaların en bariz vasfı gelecek iddiası taşımaları, zamanı ve zemini biçimlendirme iddiası taşımalarıdır. Geçmişe dayalı politikalardan öncü politikalara geçiş zor ama imkânsız değildir. Bunun için bir paradigma değişimi yaşanmalı, başta kendimiz olmak üzere, tarihteki ve coğrafyadaki yerimiz, varoluş kaygımız çerçevesinde yeniden tarif edilmelidir.

Paradigma değişimi, yani gençlik politikalarını bir mefkûre çerçevesinde öncü politikalara dönüştürmek, bu yazının da yazarın da sınırlarını aşar. Ancak gençlerin bugün yüz yüze kaldıkları problemlerden ya da modern dünyanın üzerimize abandığı noktalardan –ki onlardan en önemli iki tanesini yukarıda belirttik- yola çıkarak bu tür bir çalışmaya istinat noktası olabilecek iki öneride bulunmak istiyoruz.

Bunlardan birincisi anayasada “gençliği korumak” şeklinde ifade edilen bakış açısından “gençliğin potansiyelinin gerçekleştirilmesi” noktasına transfer olmak gerekliliğidir. Gençliği korunacak bir kesim olarak görmek, mevcut bir kişilik tipini dayatarak onun sahip olabileceği imkânları göz ardı etmeyi çağrıştırıyor. Hâlbuki gençleri potansiyellerini gerçekleştirecek fertler olarak görmek; herkesin kendisine bahşedilen bir potansiyele sahip olduğunu, bu anlamda özgün ve biricik yaratıldığını, dolayısıyla tamamen kendine ait bir gelişme ve inkişaf seyrine sahip olacağını zımnen kabul etmek anlamına geliyor. Bu tür bir bakış açısının hangi politikalar ya da alt başlıklar halinde ifade edileceği ehline malumdur.

İkincisi, örğün eğitimin temel amaçlarından birisinin gençleri dünya vatandaşı yapmak olarak belirlendiği günümüzde, bu kavram yerine adalet, hakkaniyet ve merhamet siyaseti ile şekillenmiş “dünya bizi bekliyor” söyleminin benimsenmesidir. “Dünya bizi bekliyor” söylemi, güç dengelerinin mevcut hali ile içselleştirildiği günümüz dünyasında güçlü-güçsüz değil adalet temelli başka bir dünyanın mümkün olduğu, bunun da ancak böyle bir dünyanın rüyasını görenler tarafından kurulacağını ifade eder. Bu söylem, alternatif ve merhamet siyaseti merkezli dünyanın ancak durdurulmuş bir medeniyetin varisleri tarafından kurulabileceğini söyler. Bu daha evvel başarılmıştır, bundan sonra da başarılabilir. Kurulu ve verili düzende nesne olmaktan öte bir şey vaat etmeyen dünya vatandaşlığına kıyasla, “dünya bizi bekliyor” söylemi gençlere yeni bir düzen kurucusu olarak öznelik teklifi sunmaktır. Bu noktada son dönemde memnuniyet verici bir şekilde artan küresel gönüllülük çalışmalarının, gençlerin böyle bir ideale yaklaşmalarında büyük rol oynayacağına inanıyoruz. Hizmetinde bulunduğumuz Uluslararası GENÇ Derneği vasıtası ile Afrika, Balkanlar ve Türki Cumhuriyetlere Ali, Mehmet, Hüseyin olarak gidip, orada kaldığı kısacık zaman zarfının akabinde ülkelerine Yavuz, Fatih ve Abdülhamit olarak dönen üniversiteli gençlerde görülen somut değişimler bu iddiamızın temelidir. Bu çerçevede mevcut gençlik politikalarını şekillendiren karar vericilere muhtaç olduğumuz kızıl elma ya da mefkûrenin kolayca fark edilebileceği bir zihniyet dünyasını oluşturmanın  o kadar zor olmadığını da hatırlatmak isteriz. Bunun için atılacak net ve somut bir adım var. Küresel çapta hizmet edecek bir gönüllüler ajansı kurulmalı ve belli yaş aralığındaki her gönüllü genç bir süreliğine yurtdışına gönderilerek, oralardaki misyon şeflerimiz, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarımız ve akredite sivil toplum kuruluşlarımız vasıtası ile sosyal sorumluluk projelerine iştirak etmeli. Askerlik ya da kamu hizmeti yerine bile sayılabilecek bu gönüllülük projesi ile hem gençlerimize küresel rekabete uygun bir formatta görgü, bilgi ve tecrübe edinme fırsatı sağlanacak, hem de onların milletçe sahip olduğumuz potansiyeli fark ederek mefkûreci bir kimlik ve aidiyet kazanmalarının önü açılacaktır.

Son söz olarak şunları söylemek mümkün: Mevcut gençlik politikalarının temel eksikliği gençlikle ilgili ana ideal ya da kızıl elma eksikliğidir. Bunun sadece gençlik alanına has bir problem olduğunu düşünenler yanılıyor. Bu problem, son yüz yılda üzerimize giydirilen ve son zamanlarda parçalamaya başladığımız deli gömleğinin bir sonucu olarak, kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini ve ne amaçladığını bil(e)meyen bir milletin temel problemidir. Artık bir şeylerin değişme zamanı gelmiş ise bunun ilk dillendirileceği yer gençlik alanı olmalıdır, çünkü gençlere söz duyuramayan kimseye söz duyuramaz.