> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > İmam Hatip'lerin Sorumluluğu
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İmam Hatip'lerin Sorumluluğu
Prof. Dr. Hayreddin Karaman
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 010

Kurulduğu 1951 yılından bu yana gerek müfredatı, gerek öğrencileri ve mezunlarıyla Türkiye’nin en önemli yapı taşlarından biri olan İmam Hatip okulları hep gündemde oldu.. Geçirdiği pek çok badirelere ve siyasi tartışmaların odağında kalmasına rağmen bugün eğitim ve öğretim hayatımızda son derece hayati bir fonksiyon icra ettiler.

“Türkiye’nin Gençlik Sınavı” konulu kapak dosyamıza katkı sadedinde, İmam Hatip Okulları’nın önemi, kaliteli bir gençlik yetiştirilmesi meselesindeki sorumluluğu, İmam Hatiplerin niteliğini arttırma sürecinde neler yapılması gerektiği, gibi soruların cevaplarını, İmam Hatip Okulları’nın ilk mezunlarından olan Hayrettim Karaman Hoca Efendi’nin, Yeni Şafak Gazetesi’nde üst üste yayınlanan makalelerinden derlemeye çalıştık.

1951 yılında İmam Hatip Okulları açıldığında Müslüman halkımız bu okullara büyük ümitler bağladı. Yıllarca bu ülkede din âdeta yasaklanmıştı, laikliği dinsizleştirme olarak uygulayan devlet İslamlaşmayı sağlayan bütün kaynakları kurutmaya yönelmişti. Okullarda dinden, Allah’tan, Peygamber’den müsbet olarak asla söz edilmezdi. Okul dışında dini öğrenmek, öğretmek ve yaşamak isteyenlerin önünde polis, jandarma, gözaltı ve işkence engelleri vardı. Bunları bilmeyenler, 1951 yılında devletin İmam Hatip Okulları adıyla okullar açmasının mana, mahiyet ve önemini de bilemezler.

Toplumun farklı kesimlerinin bu okullardan farklı beklentileri ve ümitleri vardı, ama büyük kitlenin derdi dinini korumak, öğrenmek, öğretmek ve yaşamaktan ibaret idi.

Bu okullar altmış dört yıldır bu ülkede düşe kalka varlığını korudu, öğrencileri ve mezunları, üzerlerine düşen ve düşmeyen pek çok faaliyetin içinde bulundular. Allah’a binlerce şükür ki, bu okulların mensupları ve mezunları sahih İslam yolundan ayrılmadılar, imkanların elverdiği ölçüde eğitim ve öğretim aldılar, yine imkanları kadar hizmet etmeye çalıştılar.

Bu ülkenin okulları İmam Hatiplerden, öğrencileri de imam hatiplilerden ibaret değildi; bütün okullar bu milletin okulları, bütün öğrenciler de bu milletin çocukları idi. İmam Hatiplerde nispeten daha yoğun din eğitim ve öğretimi yapılıyordu, ama diğer okullarda okuyan çocuklarımız da Müslüman(ların çocukları) olduğuna göre onların da dinlerini öğrenmeleri ve din eğitimi almaları zarureti vardı. Laiklik (din hürriyeti) ilkesi gereği kimse belli bir din eğitimi ve öğretimi almaya zorlanamazdı, ama isteyenlere bu imkanın verilmesi de aynı ilkenin gereği idi.

Bir zamanlar önüne set çekilmeye çalışılan İmam Hatiplerin son dönemde hükümetin katkılarıyla önlerinin açıldığını belirten Hayrettin Karaman Hoca, bundan sonra sıranın Müslüman halkımızda ve İmam Hatip Okullarının mensuplarında olduğunu belirtiyor ve şunları not ediyor:

Halkımız en zeki ve kabiliyetli çocuklarını İmam Hatiplere de göndermeli, diğer okullara gönderdikleri çocuklarının ise adı geçen isteğe bağlı/seçmeli dersleri almalarını sağlamalıdırlar. Bunları yapmazlarsa tarih, din ve Yüce Mevla önünde sorumlu olurlar.

Peki İmam Hatiplerin mensupları ne yapmalıdırlar ki sorumluluklarını yerine getirmiş olsunlar?

İmam Hatip okullarının nitelik ve imkanlarının artmasıyla halkımızın da bu okullara rağbetinin arttığını belirten Hayrettin Karaman Hoca, “İmam Hatip okulları bu teveccühe lâyık olacak, bu ulvî vazifeyi hakkıyla yerine getirebilecek mi?” Sorusunu soruyor ve bu soruya ‘evet’ cevabı verebilmek için asgari şartlar üzerinde düşünmeli ve bu şartları gerçekleştirmeyi ‘ibadet-vazife’ bilmeliyiz. Diyor . Sonra kendi şartlarını şu şekilde sıralıyor:

1. Bu okullar birer ekmek teknesi, çekildiği yere gidecek birer araç değildir/olmamalıdır; bu okullar büyük bir davanın orta öğretim seviyeli ocaklarıdır.

2. Bu okulların –Din Eğitimi Genel Müdür­lü­ğün­den itibaren- yöneticileri ve öğretmenleri mutlaka seçilmişlerden olacaktır. Bilgisi, ilgisi, uygulaması, heyecanı, gayreti ile bu okullarda çalışmaya layık olduğu anlaşılan kimseler, ancak bunlar yönetici ve eğitici olmalıdırlar.

3. Formasyonu bu davaya uygun olmayan kimseler –başka okullarda din öğretmenliğine de değil- masa memurluklarına atanmalıdırlar. Sigara içen, namaz kılmayan, itikadı ve ahlakı bozuk… kimseleri bu okullara veya başka okullarda din eğitim ve öğretimine memur kılmak yaman bir çelişkidir.

4. İmam Hatip okullarında öğrenciler daha başından sevdirerek, ikna ederek ibadet ve güzel ahlak eğitimine tabi tutulmalı, bu hususa öğretimden daha ziyade önem verilmelidir.

5. İmam Hatip okullarında bilgi seviyesi, emsal okullardan geride değil, eşit değil, daha ileride olmalıdır.

6. Çocuklarını bu okullara gönderen Müslüman­lar ile ilgili vakıflar ve derneklerin mensupları, kendi işleri ve evleri gibi bu okullara da sahip çıkmalı, eksikleri gidermek için canla başla çalışmalıdırlar.

Gayret bizden başarıya ulaştırma lutfu Allah’tandır.