> 2014 > Eylül - Türkiye'nin Gençlik Sınavı > Gençlik Mühit ve İklim İlişkisi
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Gençlik Mühit ve İklim İlişkisi
Dr. Adem Ergül
2014 - Eylül, Sayı: 343, Sayfa: 006
Her milletin, her ailenin ve belki her ferdin, bir gençlik meselesi vardır ve hatta olmalıdır. Herkes, kendi durduğu yerden, o döneme dair bakış açılarını, beklentilerini ve özlemlerini ifade eder. Bu güzel bir duygudur. Zira gençlik, sadece gençlere bırakılamayacak kadar büyük bir hazinedir. Zira anne-babaların, dâvası olanların, geleceğe dair söyleyecek sözü ve hedefi olanların ve nihâyet devletlerin ve milletlerin en önemli sermayesidir. Gençlik dönemi, ömür takviminin ilkbaharı olarak görülür. Her şey diri ve canlıdır. Beden dinamiktir, idrâk ve anlayış hızlıdır, duygulara ve hayallere sınır çizmek zordur, davranışlar, inişli-çıkışlıdır. Kendi olma yolunda zaman zaman isyanlar, ben bilirim havaları, iddialar, ısrarlar ve kahramanlıklar, bu dönemde daha çok ortaya çıkar. Öyleyse bu dönem doğru değerlendirilmeli, sıhhatli organize edilmeli ve yönlendirilebilmelidir. İnsan muhitinin çocuğudur, denilir. Acaba gençliğimiz adına, onların dal-budak salabileceği ve meyveye duracağı bir iklim ve muhit sunabiliyor muyuz? Meselâ aile iklimimiz buna müsait mi? Öncelikle genci, yaşadığı duygular içinde doğru tanıma gayretimiz var mı? Ona saygı duyabiliyor muyuz? İyi ki varsın ve bizim için çok değerlisin mesajını, söz, beden dili ve duruşumuzla verebiliyor muyuz? Onu bugünkü ve yarınki içinde yaşayacağı dünya için değil de, dünkü kendi dünyamız içinde mi görmek istiyoruz? Onları içinde yaşadıkları çağa göre mi, yoksa düne göre mi teçhiz edeceğiz? Bunun için maddî ve manevî fedakârlık gerektiğinde, limitimiz nereye kadardır? Akranları içinde bir adım öne çıkmasını istiyorsak, kendisiyle konuştuğumuz bir gelişim planımız var mı? Bu soruları çoğaltabiliriz. Bu sorular ve cevapları, bir şekilde aile içinde verilebilmelidir. Zira kişiliğin mayalanmasında en etkili ortam, aile iklimidir. Elbette yetişme iklimi, aileden ibaret değildir. Gençlik için en önemli muhitlerin başında, arkadaşlık çevresi ve yaşanılan sokak gelir. Gerçi şimdi sokak büyüdü ve genişledi. Sanal âlem, tüm duvarları yıktı ve bütün sokaklar, neredeyse herkesin kolayca dolaşabileceği bir alana dönüştü. Arkadaşlıklar da sanallaştı. Çok daha zor bir döneme girildi. Ancak yine de yaşanılan sokağın ve beraber olunan arkadaşların önemi ve etkisi inkâr edilemez. Bu çerçevede nesillerin sıhhatli büyümelerine katkı sağlayacak sokağı seçmek durumundayız. Artık mega kentlerde çağdaş hicretler, mahalle ve semt tercihleri olarak gerçekleşecek gibidir. Zira ezansız semtlerin genci ile manevî değerlerin yoğun yaşandığı bölgelerin genci bir değildir. Gençlik için oluşturulması gereken en önemli ilişkiler ağının (network) merkezinde arkadaşlık muhiti gelir. Sadece bunu sağlamak adına, ciddi bir arayışa girmek ve gence yardımcı olmak gerekir. Bir büyüğümüzün şöyle bir hatırasını dinlemiştim: “İnsan kendi çocuğuna, özellikle gençlik yıllarında fazla nüfuz edemiyor. Baktım, bizim çocuklarda da dînî duygu ve heyecan eksikliği ortaya çıkmaya başladı. Bir gün okuduğu lisenin dâva ve dert sahibi olduğuna inandığım hocasını ziyaret ettim. Kendisine “Hocam, bizim yavruların gidişatı gönlümün istediği çerçevede değil. Siz, okulda dîni duygu ve heyecan yönü önde olan öğrencilerinizi bilirsiniz. Bizimkilerle onları bir şekilde arkadaş yapmayı planlasanız… Hatta ben size maddi olarak da yardımda bulunayım, o arkadaşlar bizimkilerle yakınlaşmak için hediyelerle falan kendilerine ısındırsalar. Fakat bu stratejimiz farkedilmesin. Bu aramızda sır olarak kalsın” dedim. Elhamdülillâh birkaç hafta sonra bu girişimin faydası görülmeye başladı. Namazlar, niyazlar ve hayata dair bakış açıları farklılaştı.” Bu bir örnek… Şunu demek istiyoruz ki, gencimizin içinde bulunduğu ilişkiler ağı, hele bugünkü dünyada çok daha önemli hâle gelmiştir. Onlara bu alanda yardımcı olmak da, başta aile büyükleri olmak üzere, öğretmenlere, abilere, ablalara ve gönüllü teşekküllere düşen bir vazifedir. Örgün eğitim diye adlandırdığımız okul süreçleri, bugün ortalama insan ömrünün neredeyse üçte birini dolduruyor. Yani gençlik havuzları, artık okullar oldu. Bu itibarla, gençliğin mayalanma havuzları diyebileceğimiz bu yuvaları önemsemek durumundayız. Devlet ve millet olarak en çok ehemmiyet göstermemiz gereken meselelerin başında, eğitim ve okullar gelmelidir. Okul/fakülte binadan ibaret değildir. Hocasıyla, çalışanıyla, muhitiyle ve içindeki öğrencilerin kemiyet ve keyfiyetiyle, bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gereken müesseselerdir. Öyleyse gencimizi teslim ettiğimiz hoca önemlidir, okulun muhiti önemlidir, öğrenci kalitesi önemlidir. Bunları seçmek ve takip etmek durumundayız. Zaten hayatın kalitesi, tercihlerin kalitesi ile oluşur. Gençlik döneminde özellikle rol-model önemlidir. Kültürümüzde abilik-ablalık diye ifade edebileceğimiz muhabbete ve hayranlığa dayalı böyle bir ilgi, sıhhatli yetişmenin kolaylaştırıcı çok önemli bir unsurudur. Gönüllü teşekküllerin gençliğe yönelik yapabileceği en güzel yardımlardan biridir. Yerine göre anne-babadan, öğretmenden ve profesyonel rehberliklerden çok daha önemlidir. Büyüklerden biri buyurur ki: “Sen nefsini hak ile meşgul etmeye bak, sen onu meşgul etmezsen bâtıl gelir onu meşgul eder.” Gençlik döneminde, nefsin ve şeytanın dürtüleri çok daha canlı, renkli ve dinamiktir. Bu itibarla, genci doğru ve faydalı şeylerle meşgul etmek, onu nefsin ve şeytanın elinde oyuncak olmaktan kurtarmaktır. Bu mânada gönüllülük projelerinde gençlere rol ve vazife yüklemek, en akıllıca bir yoldur. Yalnızlık zayıflıktır. Şeytan ve nefis, yalnız insanı çok daha kolay yoldan çıkarır. Günahların birçoğu, yalnızken işlenir. İşte bu sebeple, kitle psikolojisinin yönlendirici ve kendine benzetici gücünden istifade etmek maksadıyla, gençleri salih ve sadık grupların, teşkilatların içine yerleştirmek ve hatta oralara üye yapmak önemli bir eğitim stratejisidir. Gençlik döneminde dînî değerlerle tanışmak ve hatta bütünleşmek, kişiliğin Allah’ın razı olacağı bir kıvama erişmesi bakımından bir zarurettir. Özellikle sağlam bir inanç/akide, bütün değerlerin temelini oluşturmalıdır. Burada da Allah inancı, nübüvvet (peygamberlik) inancı ve âhiret inancı, şüphe ve tereddüde yer vermeyecek şekilde gönle yerleştirilebilmelidir. Zira kulluğun tüm gerekleri, bu temeller üzerine bina edilecektir. Dinle ilişki, bir aksesuar ilişkisi değil, hayatın tamamını kuşatan bir nizam olarak kurulabilmelidir. Özellikle namaz şuuru, bu dönemde gönle indirilebilmeli ve düzenli îfâ edilen bir ibâdet olarak hayatın vazgeçilmezi olmalıdır. Beş vakit namaz, bir gençle buluşursa, o kişi dinle nitelikli bir ilgi kurmaya başlamış demektir. Namaz, bu anlamda iyi bir seviye ölçüsüdür. Gençliğin şu âlemde onurlu duruşunun ve itibarını korumasının tedbirleri de ihmal edilmemelidir. Bu ise hem kişilik ve hem de liyakat ve ehliyetin geliştirilmesine bağlıdır. Toplumda bir yer edinebilmek, kendine bir anlam yükleyebilmek, saygı ve ilgi görebilecek bir mesleğe, kariyere ya da uzmanlığa bağlıdır. Öyleyse gençlerimizi içinde yaşadığı çağın ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa, onlarla teçhiz etmenin gayretine soyunmak gerekecektir. Diploma, sertifika, yabancı dil, ehliyet, teknolojiyi iyi seviyede kullanabilme gibi bilgi ve beceriler, bunlardan bazılarıdır. Babasına, kavm ü kabilesine dayanarak âdetâ bastonla yürüyen bir gençlik değil, kendi imkânlarıyla ayakta durabilen, yürüyebilen ve hatta koşabilen bir gençlik seviyesi hedeflenmelidir. Genç adamı, kuşatarak, bunaltarak ya da üzerinde hâkimiyet tesis ederek değil, belki keyfiyetli dokunuşlarla, dolaylı rehberliklerle, iş ve hizmet yükleyerek, yetki ve sorumluluk vererek geliştirmek ve yetiştirmek esas olmalıdır. İslâm ümmetinin izzetini temsil edecek ve Rabbin muradı çerçevesinde âleme nizam verecek gençlik, başı dik, özgüveni güçlü ve başarılı ve liyakatli bir gençlik olmak durumundadır. Kabiliyetleri budanmış, istidatları körelmiş, özgüveni kaybolmuş, kanatları yolunmuş, sürünün içinde sıradanlaşmış, güya terbiyeli, başı önde pasif gençler değil, yaşadığı çağa yön verebilecek lider gençlere ihtiyaç vardır. Böyle bir gençliğin yetişmesi için sorumluluk mevkiinde bulunan hemen herkese düşen vazife, onların yetişebileceği güzel muhitler, iklimler ve imkânlar oluşturmak ve geliştirmek olmalıdır. Her şeyde olduğu gibi bu imkânların oluşmasında da sıhhatli liderliklere ihtiyaç vardır.