> 2014 > Ağustos - Dini Duygularda Muvâzene > Filistin’in Makus Talihi ve İslam Dünyası
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Filistin’in Makus Talihi ve İslam Dünyası
Beytullah Demircioğlu
2014 - Ağustos, Sayı: 342, Sayfa: 058

İşgal altındaki topraklarda 1948’den beri değişmeyen bir tablo var.

Yakıp-yıkan, kan döken, zulmeden bir işgal gücü ve onun her türlü gadrine katlanmak zorunda bırakılan mazlum bir halk...

İşgal gücünü sürekli koruyup kollayan, onun tüm cürümlerini ört bas eden, onu şımarttıkça şımartan Batı dünyası...

 İşgal gücünün cinayetleri karşısında eli kolu bağlı, acz içinde hatta zaman zaman ihanet içinde bir Arap ve İslam dünyası… 

İsrail’in işgal ettiği topraklara çöreklendiği günden bu yana bu tablo hiç değişmiyor. Filistin halkı işgalcileriyle tanıştığı o günden bu yana gözü hep yaşlı hatta kan ağlıyor.

İşgal gücü Filistin halkı üzerinde günlük hayatın bir parçası haline getirdiği zulmünü, gadrini periyodik aralıklarla, bulmaktan zorlanmadığı bir gerekçeyle tavan yaptırabiliyor. O gerekçe ne kadar meşruluktan yoksun olsa da Batılı dostları tarafından şimdiye kadar hep meşru kabul edildi, haklı görüldü.

Askeri gücüyle tam bir savaş makinesi haline gelen işgal gücü o gayrimeşru gerekçeyle Filistin halkı üzerinde devlet terörünün her türlü şeklini icra ederken, insanlık tarihi suçlarının neredeyse hepsini işlerken uluslararası toplum gibi Arap ve İslam dünyasının yönetimleri sadece ve sadece eseflerini bildirmekten, kınamaktan öte bir şey yapamadı hatta yapmadı. 

İçselleştirilen ve artık rutin haline gelen bu kısır döngü geçen ay yine sahnedeydi…

Yine bir Ramazan ayındaydık ve yine iftar sofralarında, o kahreden, o yürek burkan görüntüleri izledik tüm İslam dünyası olarak.

İsrail, yine en iyi bildiği şeyi yapıyordu.  İşgal gücü yine okul demeden, ibadethane demeden, hastane demeden, plajda oynayan çocuk demeden, havadan, karadan, denizden bomba yağdırdı mazlum Filistin halkının üzerine…

Yine o minicik bedenler İsrail’in ölüm kusan makinesinin bombalarına hedef oldu…

Yine filizler hayatlarının baharında solduruldu…

Katil devlet sahip olduğu binbir türlü silahıyla plajdaki çocuklara varıncaya kadar ölüm yağdırdı her yerden... Bu topraklara çöreklendiği tarihten bu yana yapıp ettiği tüm cürümlerin, cinayetlerin yanına hep kâr kaldığını, bu vahşetinin de yanına kâr kalacağını bilmenin gönül rahatlığıyla, kendisinden “hesap sorulamaz” özgüveni içinde…

Yine, bu haydut devletin yüzlerce masum insanı katletmesi, deniz kenarında oynayan çocukların üzerine bile bomba yağdırması, “İsrail‘in kendini savunma hakkı” kapsamında değerlendirildi Batılı dostları tarafından.

İsrail haklı, öldürdükleri ise suçlu bulundu işgal gücünün sırtını dayadığı, insanlıktan nasibini almamış, vicdanları körelmiş birileri tarafından.

Sokaklarımız, meydanlarımız yine Batı’nın bu vahşet karşısındaki utanç veren ikiyüzlülüğüne, zalimi koruyup kollayan, terör devletinin yanında pozisyon alışlarına öfkeler kustu…

Yine Arap dünyasının kahreden sessizliğine, beceriksizliğine hatta kimi Ortadoğulu diktatörlerin döktüğü timsah gözyaşlarına bir kez daha isyan ettik. 

 İnsanlık yine inanılmaz bir ikiyüzlülükle, inanılmaz bir adaletsizlikle, kuvvetlinin haklı bulunduğu bir dünyada insanlık vicdanı adına utanç verici bir manzarayla karşı karşıya idi…

Şunun altının kalın kalın çizilmesi gerekiyor; İsrail’in, geçen ay Gazze’de estirdiği devlet terörünü meşru gösterebilecek hiçbir mazereti yok. Gazze’de yüzlerce Filistinlinin katledilmesi Hamas tarafından kaçırılıp öldürüldüğü iddia edilen üç İsrail vatandaşının intikamı değildir. Olup biten bölgedeki işbirlikçileriyle ortak düşman ilan ettikleri Hamas’ı bitirme operasyonudur. Onun da ötesinde Filistin kanı üzerinden yeni bir Ortadoğu ve Filistin denklemi kurmak gayretinin bir sonucudur.

İsrail olanca vahşiliğine, sahip olduğu tüm güçleriyle abanmasına, Batılı ve bölgedeki işbirlikçi dostlarını yanına almış olmasına rağmen Filistinlilerin direnişini teslim almaya bir türlü muktedir olamadı, olamayacaktır da biiznillah.

Evet bugün sahip olduğu askeri gücüyle masum insanları katleden, kendisine tehdit oluşturabilecek risklerden tamamen arındırılmış bölgede herkese meydan okuyan bu haydut devlet bir gün mutlaka ama mutlaka zeval bulacaktır.

Eline binlerce masum insanın kanı bulaşmış, binlerce mazlumun ahını alan ırkçı bir devletin ilelebet payidar olması mümkün değildir. Ancak bu sürecin hızlanabilmesi için önce İsrail’e yıllardan beri estirdiği terör de cesaret veren, hatta kapalı kapılar ardında “şu İslamcıları bitirirsen sen bitirirsin” diyen diktatörlerden bölgenin kurtulması lazım. Aksi takdirde Filistin’deki bu hazin halin daha uzun yıllar sürmesi kuvvetle muhtemeldir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gazze saldırıları sırasında İstanbul’da düzenlenen zirvede İslam dünyasından gelen İslam alimlerine seslendi. Başbakan Erdoğan o tarihi nitelikteki konuşmada çok önemli hususların altını çizdi.

Erdoğan’ın konuşmasının en çarpıcı yönlerinden bir tanesi; “Ey İslam dünyası neredesin? Senin için parçalanmıyor mu? Sen Batı'yı bırak. Filistin'de bir mezhep çatışması olmadığı için İslam dünyasının dikkatini çekmiyor. Filistin'de bizim öz kardeşlerimiz ölüyor. Müslümanların şerefi ölüyor. Bizim için önemli olan Rabbimizin rızasını kazanmaktır, kulların değil. Filistin olayından memnun olan İslam ülkeleri var.” idi.

Evet ne yazık ki Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi Filistin’de öz kardeşimiz ölürken, Müslümanların şerefi ölürken bazı İslam ülkeleri tarafından “terörist” ilan edilen Hamas, İsrail eliyle bertaraf edilecek diye içten içe sevinenler vardı.

Dünyanın dört bir tarafından İsrail’in Gazze’deki vahşeti protesto gösterilerine sahne olurken Gazze’nin yanı başında Batı Şeria’daki Filistinlilerin sessiz kalmasına Ortadoğu’nun önemli kalemlerinden Abdülbari Atwan şu sözleriyle isyan ediyordu;

“Dünyanın pek çok yerinde İsrail vahşeti protesto edilirken, neden Batı Şeria’da binlerce insanın katıldığı benzeri gösteriler düzenlenmez? Neden Batı Şeria’dakiler, Gazze’de evleri başlarına yıkılan, hastaneleri bombalanan, çocukları katledilen kardeşlerinin yanında olduklarını göstermek ihtiyacında olmazlar?

Filistin’in kendi içerisin böylesine parçalanmışlık varken İslam dünyasının gerisini siz düşünün. Ne yazık ki Filistin konusunda İslam dünyasının hali pürmelali bu denli acı.

Evet, İsrail Hamas’ı yok etmek istiyor. Çünkü ona boyun eğmiyor. İsrail bu konuda yalnız mı? Hayır değil. Hamas ile aynı paraleldeki islami oluşumlara savaş açan, bu yapıların devre dışı bırakılması gerektiğini savunan ve bu uğurda yoğun çaba içerisinde olan bölge ülkelerinin sayısı birden fazla. Ne yazık ki bu ülkelerin bu konuda İsrail ile kapalı kapıların ardında işbirliği içinde olduğuna dair kuvvetli emmarelerin olduğu vurgulanıyor. İsrail’in son Gazze’ye yönelik saldırısına ilişkin fütursuzluğu, cesareti bu işbirliği ile ilişkilendiriliyor uluslararası siyasi analizlerde.

Kan Ağlayan Gazze

Gazze, halihazırda uluslararası camia tarafından tanınmayan Filistin Devletini oluşturan iki parçadan birisi. Filistin Devletinin başkentinin ve nüfusunun çoğunluğunun bulunduğu ve Şeria nehrinin batı yakasını ifade eden Batı Şeria, devletin diğer parçasını oluşturuyor. İsraillilerin Judea ve Samaria dediği Batı Şeria bölgesi Yahudilerin kutsal topraklarından sayılır ve buraya İsrail durmadan yeni yerleşim yerleri açarken, Gazze Şeridinin İsrail açısından bu ölçüde bir önemi bulunmamakta.

Akdeniz kıyısında şerit şeklinde uzanan ve 360 km2 alana sahip bölgede yaklaşık 1,5 milyon insan yaşamakta ve bu da Gazze Şeridini dünyanın nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgelerinden biri haline getirmekte. İsrail ve Mısır ile sınırı bulunan bölgenin en önemli şehirleri ise Gazze, Han Yunus ve Refah.

1967 yılında İsrail tarafından Altı Gün Savaşı sonucu ele geçirildi; ancak 1993 yılında, şehir yönetimi Filistin Ulusal Yönetimi'ne geçti. Hamas, 2007 yılında yapılan seçimleri kazanarak şehri El Fetih'den teslim aldı ve o tarihten beri İsrail tarafından abluka altında tutulmaktadır.

“İslam Aleminin Hiç mi Canı Acımıyor”

Türkiye; Irak ve Suriye'deki iç savaş ortamının neden olduğu gelişmelerin İslam dünyasının genelinde bir Sünni-Şii çatışmasına dönüşmemesi için bilimsel ve felsefi düzeyde inisiyatif almaya yöneldi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organizasyonunda gerçekleşen zirvenin amacı, İslam dünyasında Avrupa'daki Yüzyıl Savaşları benzeri bir çatışma ortamının doğması için Akil İnsanlar Heyeti oluşturmaktı. Toplantıya, başta Irak, Suriye, İran ve Filistin olmak üzere Çad, Rusya, Mali, Mısır, Japonya gibi 32 ülkenin önde gelen İslam alimleri katıldı.

Başbakan Erdoğan’ın toplantıda yaptığı konuşma gerçekten tarihi nitelikteydi.

Başbakan Erdoğan, Batı'yı İsrail'in Gazze saldırılarına sessiz kalmakla suçlarken İslam dünyasını da eleştirdi. "Maalesef İslam dünyası da susuyor. Filistin olayından memnun olan İslam ülkeleri var" dedi.Erdoğan'ın konuşmasından parağraflar şöyle: 

 "Kur'an'ın emri ortadayken, Hz. Nebinin hayat pratiği ve emirleri, tavsiyeleri bu kadar açıkken, İslam coğrafyasının ve Müslümanların bugün yaşadıklarını izah etmek gerçekten akılla ve vicdanla mümkün değildir."

 "Ortadoğu'nun her karışında şu anda kan akıyor. Ne kadar acıdır ki akan kan Müslüman kanıdır. Daha da acıdır ki kan akıtan Filistin'deki hariç yine Müslümandır" dedi.

"Dünyayı suçmalak işin en kolay tarafı. Dünya susarken, Batı susarken maalesef İslam dünyası da susuyor."

"Filistin olayından memnun olan İslam ülkeleri var, çünkü memnun olmasalar onlar da müdahil olurlar."

"Filistin'de yaşanan, bir mezhep çatışması olmadığı için, bir Şii-Sünni çatışması olmadığı için, oradaki can alıcı mesele maalesef İslam dünyasının da ilgisini çekmiyor. İşte burası yaralayıcı. Oysa hepimiz biliyoruz ki Filistin'de bizim çocuklarımız, bizim yavrularımız ölüyor. Filistin'de bizim özbeöz kardeşlerimiz şehit ediliyor. Filistin'de insanlık ölüyor, insanlık onuru ölüyor. Özellikle de Müslümlanların izzeti, şerefi ölüyor. Bakın daha ileri gidiyorum; kim ne derse desin, bizim için önemli olan Rabbimizin rızasını kazanmaktır, kulların rızasını değil"

 "Biz Filistin'in 1948'den beri yaşadığı çile için kıvranırken, ardından hatırlayın, Afganistan çıktı. Afganistan'a Lübnan eklendi. Lübnan'a, Irak eklendi. Irak'a Suriye, Mısır, Somali, Açe, Myanmar eklendi. Filistin meselesinde, İslam dünyası dik dursaydı belki Afganistan olmayacaktı. Afganistan'da sağduyu hakim olsaydı belki de bugün İslam coğrafyası her yanından kanıyor olmayacaktı."

"Mezhebine bakarak, terör örgütlerinin zulmüne rıza göstermek, bu dinde asla olmayan bir tavırdır. 200 binin üzerinde masum Müslüman'ın katili olan zalim Esed'e sırf mezhebinden dolayı muhabbet gösterenler, Hazreti Hüseyin'in yüzüne bakamazlar. Müslümanların, medeniyet miraslarına, türbelerine, Hazreti Ali'nin, Hazreti Hüseyin'in türbelerine kast edenler, inanın, Hazreti Peygamber'in, Hazreti Muhammed'in izinden gidiyor olamaz. Camiye girip, türbeye girip, üzerindeki bombayı patlatmak suretiyle Müslümanlar'ın şahadetine neden olan kişi ve kişiler, hiçbir dinin, hiçbir mezhebin mensubu olamaz"

“Âlim Hakk’ın yanında olur. Dolara, riyale mahkûm olmuş kişiden alim olmaz. Âlim ilmini satmaz. Siz yüreğinizi ortaya koyduğunuzda inanıyorum ki halklar da devletler de mutlaka arkanızdan gelecektir.”