> 2014 > Ağustos - Dini Duygularda Muvâzene > Azerbaycan Bir Hizmet Erini Dâr-ı Bekâya Uğurladı... Feyzullah Dayı
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Azerbaycan Bir Hizmet Erini Dâr-ı Bekâya Uğurladı... Feyzullah Dayı
Dr. Alican Tatlı
2014 - Ağustos, Sayı: 342, Sayfa: 056

Geçenlerde büyük bir muhabbet sermayemizin var olduğuna inandığım can Azerbaycan’dan misafirlerimiz vardı İstanbul’da. İçlerinde 1998 yılında Hosrov İslam Medresesi talebelerimizden Nurlan Memmedzade kardeşimiz de vardı. Nurlan, babası ve annesine büyük muhabbet ve hürmet beslediğim bir ailenin çoçuğuydu. Edebiyata meraklı olan Nurlan, okul derslerinin dışında Nesimi’nin bir şiir kitabını şerhediyordu. Dini temaları yoğun olan bu kitabı, henüz 17 yaşlarındaki bu genç şerh ediyor, her hafta yaptığı çalışmayı benimle paylaşıyor ve diğer beyitlerin şerhine geçiyordu. Bir yandan Medrese’de İslami ilimleri öğreniyor, bir yandan da öğrendiklerini adeta bu çalışmada hayata geçiriyordu.

Nurlan ta o günlerde iyi bir edebiyatçı ve yazar olacağının işaretlerini veriyordu. Altınoluk okurlarımız onu merhum üstazımız Musa Topbaş Efendi’nin vefatı münasebetiyle kaleme aldığı “Biz onu görmeden sevdik” yazısıyla hatırlayacaklardır. İşte dostluğumuzun yıllar öncesine kadar uzandığı Nurlan kardeşimizle İLAM’daki odamızda muhabbet ederken birden üzücü bir hadiseye şahit olmuştum.

Hepimizin kendisine büyük muhabbet ve hürmet beslediğimiz, dualarına önem verdiğimiz, kimseyi incitmeyen ve kimseden incinmediğine inandığımız, Allah’ın salih bir kulu olduğuna şahadet ettiğimiz, Allah’ın veli kullarından olduğuna hüsn-i zan beslediğimiz, büyük bir Peygamber aşığı olan Feyzullah Dayı'nın (Allahverdiyev) vefat ettiğini öğrenmiştim. Onun adına sevinmiştim. Zira o, vuslata ermişti. Ama bizim adımıza üzülmüştüm. Çünkü o güzel insan artık aramızdan kaybolmuştu.

O gün Nurlan kardeşimiz’le sanki hep Feyzullah Dayı'dan bahsettik desem mübalağa etmiş olmam. Özellikle onun hakkında duymadığım bazı hatıralarını paylaşmıştı Nurlan kardeşim. Ben de ona bu anlattıklarını lütfen kaleme al ve bana gönder. Onu çok sevdiği Altınoluk’ta neşrederiz ve sevenleriyle bir kez daha onu buluştururuz dedim. Sağ olsun Nurlan kardeşim de onun hakkında bahsettiği güzellikleri hemen kaleme alıp bize göndermiş. Sizleri o yazıyla başbaşa bırakırken, Feyzullah Dayı’ya Allah’tan ganî ganî rahmet diliyorum. Mekanın Firdevs-i â’lâ olsun inşaaallah...

Hayatını Hizmete Adayan Bir Gönül Eri...

Bir Cuma günü sabah namazlarımızı kılıp Astara ilçesinin Tengerüd köyüne yola koyulduk. Gönlümüzde hüzün, gözlerde yaş var. Hepimizin çok sevdiği, ömrünü İslama adamış Feyzullah Dayı'ya son borcumuzu eda edeceğiz...

Bir kaç saat sonra Bakünün 300 kilometre uzağındaki Astara vilyetine vardık. Yeşilliklerin arasından geçerken tabelada Tengerüd köyünün ismini okuyunca kendimi tutamadım, gayri ihtiyari gözlerim doldu. Zira Tengerüdü onunla tanımıştık. Ne zaman gelsek o karşılardı bizi ama şimdi onsuz kalmıştı buralar. O güzelim limon ve portakal çiçekleri kokusunu yitirmişti adeta. Sanki köyün ruhu uçup gitmişti.

Hazreti Peygamberin “Kuran okuyan mümin portakala benzer” hadisini en çok ona yakıştırırdım. Zaten yaşadığı bölge de portakal, limon ve mandalinanın meskeniydi ya. Evet, Feyzullah Dayı kokusu da, tadı da hoş portakal gibiydi. Onunla olup da güzel kokusundan istifade etmemek imkansızdı. Getirdiği portakallar da, mandalinalar da bambaşka olurdu. Samimiyeti, içtenliği, huzur hali yansırdı verdiği hediyelere. Şifa olurdu getirdiği limonla içtiğimiz çaylar.

Hayatını hizmete adamıştı. Köyde, caminin yapımında müstesna hizmetleri olmuştu. İnsanlardan topladığı paralarla yapılmıştı zaten cami. Kimden ne kadar alınmış, nereye ne kadar harcanmışsa son kuruşuna kadar hepsini defterinde kayda geçirmişti. Hatta bir seferinde yoldan gecen birisi caminin yapımına yardım etmiş, tevazu olarak da ismini söylemeden gitmiş meğer. Arkasından ismini ögrenmek için adam göndermiş, yetişememişler. Bu yüzden, caminin inşaatına falan plakalı arabanın sahibi şu kadar yardım yaptı yazmış.

Çok cömertti. Yoldan geçen yabancı birini görse hemen eve götürür, misafir eder, karnını doyurur, parası yoksa cebine para da koyar, öyle bırakırdı. Her Cuma günü, namaz sonrası en az 10-15 kişiyi eve götürürdü.

Haya sahibi idi. Yaptığı bir iyiliğin bilinmesini istemezdi. İyiliklerini yüzüne söylediğinizde az kalsın iki büklüm olur, yüzü kızarırdı, başını aşağı eğerdi.

Dakik ve disiplinli biri idi. Azerbaycanın hiç bir köyünde onun hizmet verdiği cami kadar düzenli, temiz bir cami göremezdiniz. Cami avlusundaki Kız Kuran kursunun ve yan tarafta erkek çocukların dinimizi ögrendiği kursun yapılması ve faaliyet göstermesi için çok fedakarlıklar etmişti.

Caminin avlusuna adımınızı attığınız an kendinizi huzurda hissederdiniz. İtinayla ekilmiş güllerin kokusu ve görüntüsü sizi hayran bırakırdı. Bir eğrilik görse hemen düzeltiverirdi. Buluşmak için zaman vermişse veya bir şey vad etmişse mutlaka sözüne riayet ederdi, gideceği yere gecikmemeğe çalışırdı. Hep beyaz ve açık renkli gömleklerle hatırlıyorum kendisini.

Tevekkül ehli idi. Borç alır, hayır işlere harcardı. Bazen dükanlara yığınla borcu olurdu. “Allah Kerim” derdi yine. Köyde ve yakın civarda öyle bir hasta olmazdı ki ziyaretine gitmesin, öyle cenaze olmazdı ki namazını kılmasın. Tüm Ramazan ayı boyunca cami bahçesinde iftar verirdi. Hiç bir şey olmasa da karpuz, peynir ve ekmek ikram ederdi.

Dert sahibi idi. Her fırsatta İslamı tebliğ eder, insanları münkerden çekindirirdi. Onun çabaları sayesinde Tengerüd köyünde ve duyduğum kadarıyla yakın köylerde hiç bir dükkanda içki satılmazdı. Tek tek gider, güzel dille anlatırdı. Herkes dinlerdi onu. Vücut bakımından zayıftı, cılızdı ama söylediği sözün heybeti vardı. Yürekten söylerdi çünkü. Daha yeni tanıştığı birisiyle beş dakika sohbet mi edecekti, işte o beş dakikanın belki de dört dakikası emr-i bi’lmaruf olurdu.

Onun tek derdi vardı: Din. İnsanların cennete girebilmesi için kendisini helak edercesine gayret sarf eden Peyğamber meşrepli biri idi Feyzullah Dayı.

Vefa sahibi idi. Hiç kimseyi unutmazdı. İnsanları hayırla yad ederdi. Yıllar önce, Sovyetler dağıldıktan sonra Azerbaycan’da ilk Kuran mealini yapan merhum ilim adamı Ziya Bunyadov’u ve Vasim Memmedeliyev’i ziyarete gelmiş, böylesi bir hizmetten dolayı teşekkürünü bildirmiş ve bahçesindeki meyvalardan hazırladığı hediye paketini takdim etmiş. Her sene aynı mevsimde Ziya Bünyadovun ziyaretine gider, bahçesinin mahsülünden payını ayırırdı. Bu ziyaretini onun vefatından sonra da devam ettirdi. Hatta merhumun hanımı dermiş ki, “Ay Feyzullah gardaş, Ziyanın sağlığında bu kapıya çokları gelirdi, ama vefatından bir kaç ay sonra kimse gelmez oldu. Tek insan sensin ki hala kapımızı çalıyor, bizi soruyorsun.”

Vasiyetini cebinde taşırdı. Kime ne kadar borcu var, üzerindeki emanetler vs. hepsi yer alırdı bu vasiyette. Hep dua ederdi ki altmış üç yaşından fazla yaşamasın. Allah Rasulünden fazla yaşamaya haya ederdi. Nitekim öyle de oldu. Altmış üç yaşında bizlere veda etdi.

Feyzullah Dayı 22 Mayıs 2014 tarihinde, bir perşembe günü akşam saatlerinde vefat etti. Çok sevdiği Cuma sabahı artık onun için Şebi-Arus olmuştu. Cenazeside her kesimden insan iştirak ediyordu. Yas çadırında yüksek rütbeli memurundan, zengin iş adamlarından toplumun en fakir tabakasına kadar herkesi görebilirdiniz. Farklı mezheplerden, farklı düşüncede olan insanlar vardı. Çünkü o herkesi Allah için severdi. Günaha ve yanlışa olan kızgınlığını günahkara ve yanlışı yapana asla yansıtmazdı. O gün başlar eğik, gözler yaşlıydı cenazede. Çünkü o herkesin Feyzullah Dayı'sıydı.

Rahmetli Feyzullah Dayı, çıkarmış olduğumuz İrfan dergisinin gönüllü olarak bölge temsilciliğini de yapardı. Zaten nerede hayır iş varsa oraya koşardı. Taziyelerimizi verip ayrılırken oğlu Vahit bey aynen şu cümleleri kullandı: “Her ay Baküye geleceğim, babamın vasiyetidir, İrfan dergilerini sahiplerine ulaştırmam lazım.” İşte, hicret etmezden önce elindeki emanetleri sahiplerine vermesi için Hazreti Aliyi vazifelendiren Peygamberden ders almış bir zat...

Feyzullah Dayı! Şimdi sen cismen aramızda yoksun, ama en temiz, en samimi hatıralarımızdasın. Sevdiklerimizi oturttuğumuz kalp soframızın en müstesna yerlerinden biri senin. Hani hastaneye ziyaretine gelmiştik de bize portakal ikram etmiştin ya, Rabbim de sana Cennet meyvalarından ikram etsin!

Ruhuna bir Fatiha, üç İhlas...