> 2014 > Ağustos - Dini Duygularda Muvâzene > Zarûret Miktarıyla Yetinmek
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Zarûret Miktarıyla Yetinmek
M. Sâmi Ramazanoğlu
2014 - Ağustos, Sayı: 342, Sayfa: 030

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den mervîdir ki:

Nas üzerine bir zaman gelecektir ki, bir kimse helâlden mi haramdan mı kazandığına ehemmiyet vermeyerek alacaktır (Buhârî) buyurulmuştur.

Bu hadîs-i şerîf mûcizât-ı nebeviyyedendir. Zîra hadîsde söylenenler aynen olmuştur.

Haram lokmadan beslenen, büyüyen vücûd-ı insana nâr-ı cahîm daha evlâdır.” (Münâvî) buyurulmuştur.

İki dirheme mâlik olanın hesabı bir dirheme mâlik olan kimsenin hesabından daha zordur.” (a.e.)

Haram lokma yiyen kimsenin kırk gece namazı kabûl olunmaz, kırk gün de duâsına icâbet olunmaz.” (Râmûz)

Bir zaman gelecek ki, insanlardan ribâ yemeyen kalmayacak. Ribâ yemese bile onun tozu toprağı ona isâbet edecek.” (a.e.)

İmam-ı Âzam Ebû Hanife’nin bir kimsede alacağı vardı. Bir cenâze namazına vardı. O alacaklı olduğu borçlunun duvarı gölgesinde durmaktan sakındı. “Eğer alacağım olan bu kimsenin evinin gölgesinde oturursam ribâdır. Ribâ ise haramdır.” dedi.

Abdullah bin Mübarek, Bağdad şehrine geldi. Pek pahalı bir atı vardı. Bir yerde namaza durdu. Atını da salıverdi. Namazda iken at bir ekine girdi. Haram olan ekini yediğinden o ata binmedi orada koydu. Kendi yoluna devam etti gitti.

*

Ey oğul!

Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle sana genç yaşta tevbe ile mâneviyata yönelmek nasîb olmuştur. Cenâb-ı Hakk nefis ve şeytandan sana bu tevbe üzerine sebat müyesser eylesin.

Bu yolda mesâfe kat etmek için mubahın bile fazlasından sakınarak zarûret miktarıyla yetinmek gereklidir. Bu zarûret miktarının ölçüsü de kulluk vazîfesini îfâya muktedir olacak kadardır. Meselâ yemekten gâye ibâdete kuvvet kazanmak; giyinmekten maksat setr-i avret ve sıcak ile soğuğun tesirinden korunmaktır.

Nakşibendî yolunun büyükleri azîmetle ameli ihtiyar eylemişler ve mümkün mertebe ruhsattan sakınmışlardır. Azîmetle amele muktedir olmayana herhalde mubahların da sınırını aşarak haram ve şüpheli şeylerle iştigal etmek de gerekmez.

Kişinin hayırlı amel kazanacağı zaman gençlik yıllarıdır. Yiğit odur ki vaktini kaçırmadan fırsatı ganîmet bilir. Zîra muhtemeldir ki, ihtiyarlık zamanına ulaşamaz. Ulaşsa bile imkân ve iktidar bulamaz. Bu yüzden fırsat zamanı, ancak kuvvet ve iktidarın elinde bulunduğu günlerdir. Maîşet derdi evlâd u ıyâl endişesi hiç bir zaman ibâdeti tehir sebebi olamaz. Nitekim Peygamberimiz “Yarın yaparım diyenler helâk oldu.” buyuruyor.

Dünya işlerini yarına bırakıp da bugünü âhiret ameliyle geçireceklerse ne âlâ. Değilse kaçırılan zaman geri gelmeyecektir. Gençlik devresi nefs ve şeytanın şiddetiyle istilâ edildiğinden az amele çok ecir vardır. Sadece nefsin istilâsı devrinde ise ecir o derece değildir. Nitekim bir dönüm yer düşman istilâsı zamanında süvariler için pek kıymetlidir. Ama düşman şerrinden emîn olunduğu zaman o îtibar kalmaz.

İnsanın yaradılışının hikmeti, yemek, uyumak ve boş vakit geçirmek değil, ubûdiyet vazîfelerini îfâ ile mütevazıâne Hakk’a ilticâ etmektir. Şer’i şerîfin emrettiği her ibâdetin edâsından maksat kulların menfaat ve maslahatlarıdır. Yoksa Allâh’ın bunlara bir gûnâ ihtiyacı mevzûbahis değildir. Hakk teâlâ müstağnî olduğu halde kullarını emir ve nehiylerle yüceltmiş ve yükselme yolları açmıştır. Biz âcizlere düşen bunların şükrünü tam olarak îfâ eylemektir.

Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe- 6;  s. 61-66