> 2014 > Ağustos - Dini Duygularda Muvâzene > KUR’ÂN’IN YARIŞ ÇAĞRISI
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

KUR’ÂN’IN YARIŞ ÇAĞRISI
Doç. Dr. Kerim Buladı
2014 - Ağustos, Sayı: 342, Sayfa: 020

Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurutuluşa vesile olan mübarek ramazan ayını geride bırakmış bulunmaktayız. Ömrümüzden bir ramazan daha eksilmiş oldu. Mesuliyet çağı denilen ergenlik dönemine kadar geçen ömrümüzü matematiksel olarak çıkarırsak, kimimizin 50, kimimizin 60, kimimizin 70 veya daha az ramazan hakkımız var. Takvim yapraklarının bir bir azalması gibi, her yıl ömrümüzden bir ramazan eksiliyor. Acaba Allah Teâlâ’nın bize tanıdığı ve lütfettiği ramazan ayının hakkını verebiliyor muyuz? Hiç olmazsa Kur’ân’ın bin aydan daha hayırlı dediği seksen küsur yıla tekâbül eden üç-beş kadir gecesini yakalayabiliyor muyuz? Farz edelim beş kadir gecesine rastladık ve bunu hakkıyla değerlendirdik. Dile kolay gelen bir ifade ile dört yüz yıl ibadetle geçirmiş olacağız. Bir mü’minin, ömür boyu birkaç kadir gecesini arayıp bulması ve ona tesadüf etmesi ne anlamlı ve kazançlı bir durumdur.

Ramazan ayı geçip gitti. Bu giriş yazısında bunu tekrar hatırlatmanın amacı bir kul olarak bu muhasebeyi canlı tutmaya matuftur. Allah’ın izni ve inayetiyle ruhumuzu teslim edinceye dek kulluk koşumuz devam edecektir. Allah’ın rızasını elde etmek, O’nun mü’minlere vaat ettiği bağışlamasına nail olmak ve neticede cennetine kavuşmak için yarışımız ve gayretimiz ramazan dışında da devam edecektir. Kulluk, süreklilik arz eden bir görevdir. Engin ve sonsuz rahmet sahibi olan Allah Teâlâ kullarına acıdığı için Ramazan ayını, cuma gününü, kadir gecesini ve daha nice özel zaman dilimlerini bizlere lütfetmiştir. Bunların kıymetini bilerek diğer günleri de ramazan ayı, kadir gecesi, cuma günü yapmanın yollarını aramalıyız.

Allah Teâlâ, ihsan ettiği lütufları elde etmek için, bizleri müsabakaya ve yarışmaya davet etmektedir. Bu konuda aşağıdaki âyetler, kulluk hayatımızın tanzimi ve değerlendirilmesi için ışık tutmakta ve bizlerin dikkatini çekmektedir.

ÓîÇÈğâïèÇ Çğäٰé åîÚòáğÑîÉí åğæò ÑîÈñğãïåò èîÌîæñîÉí ÙîÑòÖïçîÇ ãîÙîÑòÖğ ÇäÓñîåîÇÁğ èîÇäòÇîÑòÖğ ÇïÙğÏñîÊò äğäñîĞٖêæî ÇٰåîæïèÇ ÈğÇääñٰçğ èîÑïÓïäğçٖğ Ğٰäğãî áîÖòäï Çääñٰçğ êïÄòÊٖğêçğ åîæò êîÔîÇÁï èîÇääñٰçï Ğïè ÇäòáîÖòäğ ÇäòÙîØٖêåğ

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resûlüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.”1

Âyette geçen ve “sebeka” filinden türeyen “sâbikû” fiili, koşmak, ileri geçmek anlamında olup, iki veya daha fazla kişi arasında cereyan edecek olan bir işi ve etkinliği anlatmaktadır. Buna göre mü’minler, Allah’ın mağfiretini elde edebilmek ve cennetine nail olabilmek için aralarında kıyasıya yarışacak ve en ileri seviyede performanslarını sergileyeceklerdir. Bu yarış, öyle bir ameldir ki, bunun kaybedeni yoktur. Allah rızasını elde etmek için kulluk yoluna koyulan her mü’min, dereceler farklı farklı da olsa bu müsabakada kazançlı çıkacaktır. Bir başka âyette de şöyle buyrulmaktadır:

èîÓîÇÑğÙïèÇ Çğäٰé åîÚòáğÑîÉí åğæò ÑîÈñğãïåò èîÌîæñîÉí ÙîÑòÖïçîÇ ÇäÓñîåٰèîÇÊï èîÇäòÇîÑòÖï ÇïÙğÏñîÊò äğäòåïÊñîâٖêæî

Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.” 2

Âyette geçen Sâre’a fiili, koşmak, süratli yürümek ve yavaş olmanın zıddı anlamına gelen sere’a fiilinin müşareket halidir. Bir başka deyişle sâre’a fiili de tek kişi arasında değil birçok kişi arasında gerçekleşen bir eylemdir. Buna göre mü’minler, Allah’ın bağışlamasına ve cennetine hep birlikte koşacaklardır.

Daha sonraki âyetlerde, muttakilerin (Allah’tan korkanların ve O’na derin saygısı olanların) özellikleri anlatılmaktadır. Onların, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcadıkları, öfkelerine sahip oldukları, affetmeyi ilke kabul ettikleri, bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine haksızlık ettiklerinde Allah’ı hatırlayarak hemen tevbe ve istiğfarda bulundukları ve günahlarda ısrarcı olmadıkları açıklanmıştır.3 Demek ki bu koşunun belli şartları ve ilkeleri vardır. Bu ilkeler ve şartlar, ramazan ayının dışında da hayat boyu geçerlidir ve süreklilik arz eder.

Kur’ân, mü’minlerin hayırda birbiriyle yarışmasını tavsiye etmektedir.

èîäğãïäñí èğÌòçîÉì çïèî åïèîäñٖêçîÇ áîÇÓòÊîÈğâïèÇ ÇäòÎîêòÑîÇÊğ Çîêòæî åîÇ ÊîãïèæïèÇ êîÇòÊğ Èğãïåï Çääñٰçï ÌîåٖêÙëÇ Çğæñî Çääñٰçî Ùîäٰé ãïäñğ ÔîéòÁí âîÏٖêÑì

Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olursanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”4

Bu âyet, kıblenin değişimi ile ilgili âyetler grubu içerisinde yer alır. Buna göre herkesin yöneldiği bir kıblesi vardı. Herkes, kendi şâkilesine (karakterine) göre yönelişini tayin eder, faaliyetini yürütür, herkes imanından aldığı güç ve şuurla hareket eder ve yaşayışını tanzim eder. Nasıl ki, kıblenin değiştirilmesi ile ilgili âyet5 indikten hemen sonra Hz. Peygamber ve ona inananlar yönlerini Ka’be’ye çevirmiş ve bu konuda tereddütsüz teslimiyetlerini göstermişlerse, namazları cemaatle kılmak için de mü’minler, birbirileri ile yarışmalıdırlar. Kullukta yarışmanın en mükemmel ve belirgin olduğu ibadet, namazdır. Âyette “hayırlara koşun” emrinden murat, kıbleye yönelerek namazlara koşun, şeklinde anlaşılmalıdır.

Allah Teâlâ, müminlerden kulluk imtihanını kazanmaları için, birbirleri ile yarışmasını istemiştir. Yarışma ve koşuşturma olmadan imtihanın kazanılması mümkün değildir. Bu koşunun hedefi, Allah’a ulaşmaktır. Zira herkes, O’nun huzurunda toplanacaktır. Bir âyette bu konuda şöyle buyrulmuştur.

èîÇîæòÒîäòæîÇ Çğäîêòãî ÇäòãğÊîÇÈî ÈğÇäòÍîâñğ åïÕîÏñğâëÇ äğåîÇ Èîêòæî êîÏîêòçğ åğæî ÇäòãğÊîÇÈğ èîåïçîêòåğæëÇ Ùîäîêòçğ áîÇÍòãïåò Èîêòæîçïåò ÈğåîÇ ÇîæòÒîäî Çääñٰçï èîäîÇ ÊîÊñîÈğÙò ÇîçòèîÇÁîçïåò ÙîåñîÇ ÌîÇÁîãî åğæî ÇäòÍîâñğ äğãïäñí ÌîÙîäòæîÇ åğæòãïåò ÔğÑòÙîÉë èîåğæòçîÇÌëÇ èîäîèò ÔîÇÁî Çääñٰçï äîÌîÙîäîãïåò ÇïåñîÉë èîÇÍğÏîÉë èîäٰàãğæò äğêîÈòäïèîãïåò áٖé åîÇ ÇٰÊٰیãïåò áîÇÓòÊîÈğâïèÇ ÇäòÎîêòÑîÇÊğ Çğäîé Çääñٰçğ åîÑòÌğÙïãïåò ÌîåٖêÙëÇ áîêïæîÈñğÆïãïåò ÈğåîÇ ãïæòÊïåò áٖêçğ ÊîÎòÊîäğáïèæî

(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.6

O halde Ramazan ayının dışında da kulluk koşumuzu devam ettirelim. Namazlarımıza dikkat edelim. Nafile oruçlarına ve namazlarına kendimizi alıştıralım. İstikamet üzere olalım. Her gün beş vakit kıldığımız namazların her rekâtında “Bizi doğru yola ilet” duamıza sürekli devam edelim. Her gün ve her rekâtta kulluğumuz ikrar ve itiraf edelim. Bu koşuya asla ara vermeyelim.

Dipnotlar: 1) Hadîd. 2) Âl-i İmrân, 3/133. 3) Bkz. Âl-i İmrân, 3/134-135. 4) Bakara, 2/148. 5) Bkz. Bakara, 2/144, 149. 6) Mâide, 5/48.