> 2014 > Ağustos - Dini Duygularda Muvâzene > İhlâs ve İflâs
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İhlâs ve İflâs
Ali Rıza Temel
2014 - Ağustos, Sayı: 342, Sayfa: 018

Saflaşmak, arınmak, kurtulmak anlamındaki ihlâs kelimesi; ibadet ve iyilikleri gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah rızası için yapmak olarak tarif edilir.

İbadetin ruhu ihlastır. İhlâssız amelin de, amelsiz ihlâsın da insana bir faydası yoktur. Yüce Mevla gerçek dini ve dindarlığı şöyle belirtiyor: “Onlar hakka yönelip itaati sadece Allah’a has kılarak ibadet etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emr olundular. İşte dosdoğru din budur.” (Beyyine, 5)

İbadetlerde Mevlâ’nın rızası dışında niyet taşımak, şirk ve gösteriş üzere olmak ihlâsa zıt hallerdir. Her şeyin saf ve hâlis olanı makbuldur.

İbadet hususunda insanlar üç pozisyonda olurlar. Ya tamamen riya ve gösteriş, ya ihlâsla riya karışık ya da sadece ihlâs üzere olmak. Birincisinde hiç sevap olmadığı gibi aldatmaya yönelik olduğundan günahı muciptir. İkincisi yani salih amelle kötü ameli birbirine karıştıranların, tevbe etmeleri halinde affedilmeleri umulur. Üçüncüsü yani sadece ihlâs üzere olanların mükafatını ise sadece yüce Mevlâ takdir eder.

Din samimiyettir. Mü’minin ana vasfı ihlâstır. Riya­kâr­lık münafıkların karakteridir. Onlar inanmadıkları halde ya bir menfeati celbetmek veya bir zararı defetmek için inanmış gözükürler. Kur’ân-ı Kerim ifadesiyle: “Namaza üşenerek kalkarlar ve insanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı da pek az zikrederler.” (Nisa, 142)

Mü’minlerin hedefi, kıblesi daima Allah rızasıdır. “Biz ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz.” (Fatiha, 5) derler. Mü’minin tavrı; hayatı tevhid mücadelesiyle geçen ve bu uğurda ateşe atılmayı bile göze alan Hz. İbrahim’in tavrıdır. O şöyle demiştir. “Ben hakka yönelerek yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim. Ben O’na ortak koşanlardan değilim.” (En’am, 79)

Hz. Peygamber (sav)’in, ihlâs ve teslimiyeti en yalın şekilde ifade eden şu tavsiyelerine kulak verelim: “Yatağa uzandığında şöyle dua et: ‘Allahım! Kendimi Sana teslim ettim. Sırtımı Sana dayadım. Ümit ve korku içinde işimi Sana havale ettim. Senden başka sığınak, Senden başka korunak yoktur. İndirdiğin kitaba iman ettim. Gönderdiğin peygamberi tasdik ettim.’ Şayet böyle dua ettiğin gecede ölürsem fıtrat üzere ölmüş, sabaha çıkarsan hayır üzere çıkmış olursun.” (İbn Mace, Kitabu’d-dua, 15) Bu ifadeler tam teslimiyet ve ihlâs ifadeleridir. Şirk korkusundan, riyadan uzaktır.

Riya gizli şirktir. Şirk ise tevhidin zıddıdır. Mevla şirkin dışındaki günahları affeder. İçine şirk ve riya karışan ibadetleri ise asla kabul etmez. “Her kim Rabbine kavuşmak isterse salih amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf, 110)

Bereket ihlâsta, iflas ise riyadadır. İhlâsdaki bereket şöyle ifade ediliyor. “Mallarını ihlâsla Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dane olmak üzere yedi başak veren danenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir.” (Bakara, 261) Buna mukabil gösteriş ehlinin infâkı ise heder ve kederden ibarettir.

“Ey iman edenler! Sadakalarınızı, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve gönül incitmek suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu; üzerinde biraz toprak bulunan bir kayanın durumu gibidir ki, şiddetli bir yağmur isabet eder de onu çırılçıplak bırakır. Böyle kimseler kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler.” (Bakara, 264) Yağmur kayanın üzerindeki toprağı sıyırdığı gibi riya da amelin bereketini öylece sıyırır.

Gerçek mü’min ibadet ve infakda insanlardan ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekler “O verdiğini bir iyiliğe karşılık değil, sadece yüce Rabbinin rızasını kazanmak için verir.” (Leyl, 20)

Şeytan, muhlis kullara musallat olamaz. İblis şöyle demişti: “İhlâslı kıldığın kulların hariç onların hepsini azdıracağım.” (Hicr, 40)

İhlâsın en ideal temsilcileri pey­gamberlerdir. Hayatlarında en ufak bir riya kokusu yoktur. Aksi halde inandırıcı olamazlardı. Zira inanmayan inandıramaz.

Hz. İsa insanları riyadan sakındırmış ve özetle şunları söylemiştir: “İnsanlar önünde gösteriş yapmaktan sakının. Sadaka verdiğin zaman sol elin sağ elinin ne yaptığını bilmesin. Dua ettiğimiz zaman da iki yüzlüler gibi olmayın. Dua ederken putperestlerin yaptığı gibi boş tekrarlar yapmayın. Oruç tuttuğunuz zaman iki yüzlüler gibi bir görüntü vermeyin. İnsanlara değil rabbine karşı oruçlu görün.” (İncil, Matta, bab/16) İncilde geçen baba ifadesini Rab olarak belirttik.

Bir şeyin sahtesi aslın en büyük düşmanıdır. Çünkü aynı dış benzerliğe sahiptirler. Hakiki altının en büyük düşmanı sahte altındır. Zira sahte ile hakikiyi ayırdetmek kolay değildir. Onun için mü’minler için en büyük tehlike kâfirler değil, münafıklardır. Zira kâfir nettir, karşısında net tavır alınabilir. Münâfık ise mü’min göründüğü için vücutta dolaşan mikrop gibi fark edilmez, dolayısıyla da tehlikesine karşı net tavır alınamaz. Sahte para hakiki para için en büyük tehlikedir. Samimiyetsiz söz ve davranışlar da aldatıcı ve tehlikelidir.

İnsanın değeri samimiyeti nisbetindedir. Büyük davalar samimi insanların omuzlarında yükselmiş, sahtekarlar eliyle de dejenere edilmiştir.

Tarih boyunca hakiki olanla, sahtenin mücadelesi devam etmiş ve edecektir. Muhlis olanla mürai olanı ortaya çıkaran sözler değil davranışlardır. Özellikle ağır bedeller, büyük fedâkarlıklar gerektiren durumlarda samimi olanla riyakâr olan belli olur.

İnsanlık tarihi samimiyet ve riyakârlık örnekleriyle doludur. İslam tarihinden son derece çarpıcı bir samimiyet ve ihlâs örneği sunalım:

Bedevilerden birisi Hz. Peygamber (sav)’e geldi. İman edip kendisine tabi oldu ve seninle birlikte hicret edeceğim dedi. Rasûlüllah ona ashabından bazılarını tavsiye etti. Bir savaş vuku buldu. Hz. Peygamber bu savaşta ganimetler elde etti. Herkese ayırdığı gibi ona da pay ayırdı. Payını da kendisine verilmek üzere ashabına verdi. Zira bu zat onların hayvanlarını güdüyordu. Yanlarına dönünce ganimet hissesini verdiler. Bu nedir? dediğinde: Hz. Peygamberin, kendisine ayırdığı pay olduğunu söylediler. Hissesini alıp Rasûlüllah’ın yanına geldi ve bu hissenin ne olduğunu ona da sordu. Rasûlullah da: Sana ayırdığım ganimet payıdır, dedi. Bunun üzerine bedevi: Ben sana bunun için iman edip tabi olmadım dedi ve boğazını göstererek. ‘Ben sana bir okla şuracıktan vurulup şehid olmak ve cennete girmek üzere tabi oldum,’ deyince Rasûlullah: “Eğer bu sözünde Allah’a karşı samimi isen Allah da senin arzunu yerine getirecektir” buyurdu. Kısa bir süre sonra düşmanla savaşa kalktılar ve işaret ettiği yerden yani boğazından okla vurulmuş olarak o zat Rasûlullah’ın huzuruna getirildi. Efendimiz: “Bu, o zat mıdır?” deyince, “evet” dediler. Bunun üzerine Efendimiz: “Demek ki sözünde samimi imiş. Allah da dileğini yerine getirdi” buyurdu, kendi cübbesiyle kefenleyip cenaze namazını kıldırdı ve şöyle dua etti: “Allah’ım! Bu zat, senin rızan için hicret etti ve şehid oldu. Ben buna şahidim.” (Süneni Nesâi, Cenaiz, 61)

Ashab-ı Kiram ve başka mü’minlerle ilgili olarak, buna benzer çarpıcı ihlâs örnekleri pek çoktur. Dünyevi bir beklenti içinde olmadan, yaptığı işi sırf Allah rızası için yapan böyle yiğitler olmasaydı hak davalar yaşayıp gelişmez, istismarcı ve çıkarcıların elinde heder edilirdi.

Riyakârlık en başta kişinin kendisini aldatması, bir bakıma manen intihar etmesidir. Gerçek kimliğini sahte kimliğe çevirmesidir. Sahtekarlıkla bazı şeyler kazansa da kendini kaybetmektedir. Kendini kaybeden insan neyi kazanmış olur? Her halde en büyük iflas da budur. Kaybedilen mal tekrar kazanılabilir, fakat kaybedilen kişiliği tekrar kazanmak çok zordur. Mevla cümlemizi ihlâsdan ayırmasın, manevî iflâstan da korusun. Amin...