> 2014 > Temmuz - Tasavvufta Şer'i Hassasiyet > Peygamberler Şehri Diyarbakır’da şâhit olunan mucizeler... Yüzyıllar Cesetlerini Çürütmedi
Tasavvufta Şer'i Hassasiyet
341.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Peygamberler Şehri Diyarbakır’da şâhit olunan mucizeler... Yüzyıllar Cesetlerini Çürütmedi
Yusuf Selman Tan
2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 048

Bir dost meclisinde sohbet edilirken mecliste, 1995’li yıllarda Diyarbakır’da Vali Yardımcılığı görevinde bulunan Cemal Kansız Bey de vardı. Cemal Bey, Diyarbakır Ovası’nın yüzde otuzunu sulayan Dicle Barajı’nın yapımı sırasında yaşanan bazı hadiseleri nakletti. Anlattıklarından en dikkat çekici olanı, türbeleri şu anda suyun altında kalan Zülkifl ve Elyesa (a.s) nın kabirlerinin nakledilmesiydi. Zülkifl ve Elyesa (a.s)’ın 3 bin 200 yıldır açılmayan kabirleri açılmış, naaşları alınıp yakınlarda bulunan bir tepede yaptırılan yeni mezarlarına yerleştirilmişlerdi. İki peygamberin cesetleri de çalışmayı yapanların ifadeleri ile diri gibi durmaktaydı. Cemal Bey nakli kubûr hadisesini gerçekleştiren canlı şahitlerin bir kısmının hayatta olduğunu da söylüyordu.

9 Peygamber Kabri, üç makamı, 890 sahabi kabri var

Eğer siz bir haberi veya bir bilgiyi yeni duymuşsanız, o haber sizin için yenidir. Üstelik insanımızın çoğunun bırakın nakli kubûr hadisesini bu iki peygamberin kabirlerinin Türkiye sınırları içinde medfun olduklarını bildiklerini de zannetmiyordum. En azından kendim ilk defa duyuyordum.

Zülkifl ve Elyesa (a.s) Kuran ı Kerim’de adları övülerek geçen iki peygamber. Sâd Suresi 35 ve 48. Ayet i kerimeleri arasında şöyle buyruluyor:

“Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an. Biz onlara ahiret yurdunu düşünme özelliği ile temizleyip ihlaslı (kullar) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. İsmail’i, Elyesa’ı, Zülkifl’i de an. Hepsi iyilerdendir.”

Enbiya suresi 85 ve 86. Ayet i kerimelerinde de şöyle buyruluyor.

“İsmail, İdris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandır.”

En’am suresinin 86. Ayet i kerimesinde ise şöyle buyruluyor:

“İsmail’e, Elyesa’a, Yunus’a doğru yolu ihsan etmiştik, hepsini de alemlere üstün kılmıştık.”

Dikkat edilirse Allah u Teala peygamberlerinde, onları ‘rahmeti altına alacağı’ özellikleri sayıyor. Tekrar altını çizersek, onlar:

Ahiret endişesi taşıyarak temiz kalmayı tercih ediyorlar.

İhlaslılar.

Sabırlılar.

Dolayısıyla ‘seçkinlerden’, ’hayırlılardan’, ’salih olanlardan’ ve ‘alemlere üstün kılınanlardan’, ‘kuvvetli ve basiretli kullardan’, ‘ iyilerden’ oluyorlar.

Rabbimiz Kuran ı Kerim’de kıyamete kadar gelecek Ümmet i Muhammed’e bu ‘peygamberlerimi anın’ diye emrediyordu. Biz de bu emre imtisalen hem söz ile hem de fiilen anmak için Erkam Radyo Genel Müdürü Murat Karaman Bey ile Diyarbakır’a yola çıktık.

Peygamberler şehri

Diyarbakır’a ‘Peygamberler Şehri’ deniyor. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bir Diyarbakır’a gelişinde böyle bir pankart dikkatini çekiyor ve etrafındakilere ‘Burada hangi peygamberler var?’ diye soruyor. Peygamberlerin isimleri sayıldıktan sonra Zülkifl ve Elyesa (a.s) ın kabirlerinin barajın suları altında kalacağı bilgisi de veriliyor. Merhum Özal, Diyanet ile görüştükten sonra Başbakanlık talimatı ile kabirlerin nakledilmesi çalışmasını başlatıyor.

Yerleşik bilgiye göre, Diyarbakır’da 9 peygamber kabri, 3 peygamber makamı var. Diyarbakır merkezde Yunus ve Cercis Peygamberler, Eğil ilçesinde Zülkifl, Elyesa, Harun-ı Asafi, Danyal (Zülkifl (a.s) oğlu), Nebi Hallak ve Nebi Harut, Ergani ilçesinde ise Enüş peygamber bulunuyor. Hz. Enüş, Hz. Adem’in 6. göbekten torunu, Hz. Nuh’un dedesi, Kuran’ı Kerim’ de adı geçen Hz. Şit’in oğlu. Hz Enüş’ün ismi de Tevrat’ta geçiyor.

İsmi kutsal kitaplarda geçmeyen peygamberlerin eski medeniyetlere gelmiş 124 bin peygamber arasında olduğu rivayet ediliyor.

Kuran’ı Kerim’de Yunus Suresi 47. Ayet’i kerimede şöyle buyruluyor: ‘Her milletin bir peygamberi vardır.’ Yine Mü’min Suresi 78. Ayette şöyle buyruluyor; ‘Andolsun ki senden önce (de birçok) peygamberler gönderdik; onlardan kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık. (Bilesin ki) hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadıkça bir ayet (veya mucize) getiremez...’

Diyarbakır’da 3 de peygamber makamı bulunuyor. Peygamber makamları genellikle o peygamberlerin yaşadıkları, ibadete çekildikleri veya yazın çıktıkları yerler olarak biliniyor. Yunus Peygamberin makamı Fiskaya’da, Zülkifl (a.s) Ergani’de, İlyas (a.s) Diyarbakır merkezde bulunuyor.

Etrafımızdaki diğer ülkelerde bulunan peygamber kabirlerinin adetleri ile kıyaslandığında Kudüs’te 6 Peygamber mezarı, Ürdün’de 4, Suriye’de 2, Irak’ta 4 peygamber mezarı bulunuyor. Dikkat edilirse sadece Diyarbakır vilayetimizde etrafımızdaki birçok ülkeden daha çok peygamberin medfun olduğunu görüyoruz.

Suriye’de yaşanan elim hadiseler başlamadan önce Türkiye’den Suriye’ye yoğun bir inanç turizmi başlamıştı. Kafileler halinde ziyaretler gerçekleştiriliyordu. Ama Diyarbakır’da yatan hazinelerden çoğu kimsenin haberi yoktu. Belki de manen bereketli bu topraklar yeniden keşfedilmeyi bekliyordu.

Mekke ve Medine’den sonra en çok sahabe kabrinin Diyarbakır’da medfun olduğunu yine bilmiyorduk. Diyarbakır merkezde 541, ilçelerle birlikte toplam 890 sahabenin medfun olduğu kaynaklarda geçiyor. 8 bin civarında sahabenin hem fetih için hem de Yezid zamanında Diyarbakır’a geldiği ve çoğunun buralarda kaldığı tahmin ediliyor. 659 yılında Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman bu bölgeyi İslam’la tanıştırmış ve kendisi ile birlikte 27 arkadaşı Diyarbakır Merkezde Arapgir Camii altında medfun bulunuyorlar. Halid Bin Velid’in soyu Arapkendi bölgesine, Hz. Ömer’in soyu Prejman’a, Hz. Abbas’ın soyu Eğil’e, Hz. Ebubekir’in soyu Suni köyüne yerleşiyorlar. Diyarbakır’dan Midyat ve Bitlis’e kadar Seyyit soyu bu bölgeyi mekan tutmuşlar.

5. harem-i şerif diyarbakır ulu Camii

Diyarbakır’da ilk önce Ulucami’yi ziyaret ediyoruz. Evliya Çelebi Diyarbakır Ulucami’nin 5. Harem-i Şerif olduğunu yazıyor. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa, Şam Emevi Cami ve Diyarbakır Ulu Cami. Ulucami’nin mimarisi, avlusu Emevi Cami’ne çok benziyor. Sonra kitabeyi okuyunca iki Cami yi de Melikşah’ın yaptırdığı bilgisine ulaşıyoruz. Ayrıca Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Ulucami’nin orta kısmının Hz. Musa zamanında yapıldığı bilgisini de veriyor.

Sonra Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları bölümünde Prof. Yusuf Kenan Haspolat Bey’le görüşüyoruz. Yusuf Kenan Bey Said-i Nursi’nin akrabalarından, kendisini kültür varlıklarımıza, peygamber kabirlerine, sahabe kabirlerinin tesbitine, kurtarılmasına adamış bir insan.

Bölge tarihiyle ilgili anlattıklarından bazı önemli notlar şöyle:

“Yaradan son buzul çağından sonra hayatı başlatırken buzulların ilk eridiği yerin Diyarbakır’ın arkasındaki Karacadağ ve civarı olduğu bilgisi bugün jeoloji biliminin tezleri arasında.

Barajlar yapılırken arkeolojik mekanların kurtarılması istendi. Bu çalışmalarla son 30-40 yıldır dünya tarihi değişti. Eskiden Medeniyetin Beşiği Sümerler ve Babiller bilinirdi. Şu anda arkeolojik bulgular ışığında dünyanın en eski yerleşim yeri Diyarbakır oldu.

M.Ö. 800 lerde dünyada ilk buğday üretimi Ergani Çayönü’nde gerçekleşmiştir. Gül, incir ve üzümün ilk yetiştiği yerdir.

Matrakçı Nasuh’un minyatürlerinde Diyarbakır gül bahçeleri içindedir ve o dönemde 24 çeşit gül yetiştirilmektedir.

Dünyada Sibernetiğin, robotların ve hidroliğin yapıldığı ilk yer Artuklular zamanında Diyarbakır’dır. El Cezeri de, El Heysemi de Diyarbakır’lıdır.”

Yusuf Kenan Hoca’ya Diyarbakır isminin nereden geldiğini soruyoruz. Şunları anlatıyor:

“Diyarbakır ismi de, Amid ismi de Hz. İbrahim’den gelir. Hz. İbrahim’in Sara ve Hacer validelerimizden sonra evlendiği Katura isimli hanımından 6 çocuğu oluyor. 6. Çocuğunun ismi Amid’dir. Diyarbakır’ı kuran oğlu da odur.

Nemrud da bu bölgede yaşamış. Hz. İbrahim ondan uzaklaşıp Harran’a gidiyor ve orada 15 yıl kalıyor.

Diyarbakır ismi ise Bekir Bin Vail’den geliyor. Ashab ı Kiram ve yakınları bu bölgeye gelip içlerinde en çok akrabası olan Bekir bin Vail olunca Diyarbakır ismini ondan alıyor. Bu sahabi de Hz. İbrahim’in neslinden.

YAHUDİLERİN ARZ-I MEV’UD’UNUN ORTASI DİYARBAKIRDIR

Yahudi kaynaklarına göre Aden Cenneti’nin merkezi burasıdır. Yahudilerin ebediyyen yaşayacaklarına inandıkları Arz-ı Mev’ud diye bilinen Dicle ve Fırat’ın ortası yani Diyarbakır’dır. Şattül Arap ortası değil son kısmıdır. Tevrat’ta ismi Karne Şehri olarak geçer. Onun için bu bölgeye, bu bölgede yaşanan toplumsal ve siyasi hadiselere çok dikkat edilmesi gerekmektedir.

Diyarbakır Peygamberler, Sahabiler ve Evliyaullah’ın şehridir. Burası kutsal bir beldedir. İnsanımız ırk ayrımı olmadan Peygamberlerin ve Ashab-ı Kiram’ın yüzü suyu hürmetine yine bu topraklarda birlikte yaşayacaklardır. Çünkü her iki ırk da aynı dine bağlıdır, aynı ruha sahiptir.

Dünya Savaşı sırasında Darul Muallimî’nin 700 öğrencisi savaşa gidiyorlar ve içlerinden dönen yok.

Şeyh Sait isyanından sonra Diyarbakır ambargoya tabi tutuldu. Halk, ‘Yukarıda Allah var, aşağıda devlet var’ dedi ve korktu. Din, kültür, tarih, kitaplar, türbeler, mescidler, medreseler, dergahlar, yok edildi. Size bunların sayısız örneklerini verebilirim:

Sahabe Abdurrahman’ın türbesini kaybetmek için üzerine havuz yaptırıldı.

Diyarbakır’ın ilk sahabe valisi Sultan Sasa’nın kabrini 1926’da yıktılar. Yok ederlerken cesedin sağlam olduğu görüldü. Görgü şahitlerine göre sadece sağ bacağında hafif bir bozulma olmuş. Ama nâşın şu anda nerede olduğu bilinmiyor. Eski kabrin olduğu yere 3 yıl önce işyeri yapılacaktı, gayretlerimizle üzerine mescid yapıldı.

1936 yılında Belediye Başkanı Kemal Tayşi sahabe mezarlarının da bulunduğu mezarlığı kaldırdı. Ve mezar taşlarını kanalizasyon yapımında kullandı.

1970 yılına kadar 27 sahabinin medfun olduğu yer çöp toplama merkezi olarak kullanıldı.

Diyarbakır halkı Peygamberini çok sever. Hatta hatırlarsanız Kutlu Doğum haftalarında Türkiye’de rekor katılım 300 bin kişiyle Diyarbakır’da olmuştur. “

sahabe mezarları perişan durumda

Yusuf Kenan Hoca’nın en çok dertlendiği konu sahabe kabirlerinin şu andaki durumu. Ürdün’de Mute Savaşının yaşandığı yerdeki sahabe kabirlerini gördüğünü ve ihtimamdan çok etkilendiğini söylüyor. ‘Bırakın üzerine türbe yapmayı kabirler ortaya çıksın, derdim bu’ diyor. Söyledikleri, gereken mercilere ulaşır ümidiyle son sözlerini aktaralım:

“İlçelerde sahabelerin yattığı yerler fecaat durumundadır. Tesbit edilmiş sahabe kabirleri var ama sahipsiz vaziyetteler. Mesela ‘Yolgeçen Sahabe’ isimli bir yol var. Üzerinde hayvan otlatılan kabirler var. Bozbağlar Semtinde yüz yıl önce 33 sahabenin yeri belliydi, şimdi 13 sahabenin yeri belli durumdadır. Lice yolunda yerleri belli, resimleri belli sahabe kabirleri var. Dicle barajında 40 sahabe suyun altında. Bingöl Kiğı’da 70 sahabe yine suyun altında. Bunları kurtarmak için irade gerekiyor. Barajın suyu bir hafta kesildiği zaman kabirlere ulaşmak mümkün olacaktır. Turgut Özal’a Peygamber naaşlarına hizmet etmek gibi bir şeref ikram edildi. Yine bu hizmetler kendisine şeref olacak, lütuf olacak ehli hizmeti beklemektedir. Çünkü sahabe hepimizin müştereğidir. Allah bu hizmeti kime nasip ettiyse o gelir ve manevi vurgunu yapar diye düşünüyorum.”

Yusuf Kenan Hoca’nın hizmet davetlerine tercüman olduktan sonra 6 peygamberin medfun olduğu Eğil İlçesi’ne geçiyoruz. Eğil, Dicle’nin kenarında Diyarbakır’a 50 kilometre uzaklıkta. Tevrat’ta ismi Serharib olarak geçiyor. 4 dönem Asurlular’a mekan olmuş. Süleyman ve Davud Peygamber Asurlular’ın Sultanı oldukları için M.Ö 1200 lerde Diyarbakır’ı fethetmişler ve bu bölgede yaşamışlar. Süleyman (a.s) teyzeoğlu Asaf bin Behriya’da Eğil’i fetheden peygamberdir.

Nebî Harun tepesi Dicle Barajı’nın üstünde hakim bir manzaraya sahip. Zülkifl ve Elyesa (a.s)’ın yeni mekanları burası. Kendileri için güzel bir türbe, cami ve ziyaret alanı yapılmış. Eğil, hakikaten çok farklı medeniyetlerin yaşandığını hissettiren bir mekan. Kaya yapısı, toprağı bile değişik. Sanki değişik bir dokuya sahip. Ayrıca suyun, yeşilin bol olduğu bir yer. Kayaların arasında küçücük bir ilçe ama üzerinden kimler gelmiş geçmiş, kim bilir. Harun tepesinden baraja baktığınız zaman kıyıların bazı kısımlarında suyun yarı yarıya altındaki eski yerleşim yerlerini görebiliyorsunuz. Bu şekilde barajın altında 300 farklı yerleşim yeri olduğu kayıtlarda geçiyor.

Kuran’da ismi geçen bu mübarek peygamberlerimizi ziyaretten sonra kabirleri nakleden canlı şahitlerle görüşmek üzere Diyarbakır’a dönüyoruz.

canlı şahitler anlatıyor...

1995 yılında Başbakanlığın talimatı ile kabirleri nakletmek için Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı ortak bir çalışma başlatıyorlar. İlk iş olarak bir komisyon kuruluyor ve bu komisyon Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Nebî Harun tepesindeki türbelere naaşların taşınması işini üstleniyor. Bölgede kabirlere dokunulmasının saygısızlık olarak addedilmesinden dolayı vazifelerini sessizce yapmaları isteniyor. Ayrıca komisyon üyeleri karşılaşacakları durumları anlatmamak üzerine yemin ediyorlar. Komisyon üyesi Burhanettin İncedursun yeminin sebebini şöyle açıklıyor: “Bu kabirler halk tarafından yüzyıllardır peygamber kabri olarak biliniyor. Ya içinden birşey çıkmazsa böyle bir durum için tedbir alıyorduk.”

Bu komisyonda Eğil Kaymakamı, Eğil Müftüsü, Bölgenin tanınmış alimlerinden Molla Ömer, Molla Sadullah Kızılay, Kaymakamlık Memuru Mahmut Laçin, Müftü Katibi Burhanettin İncedursun Beyler bulunuyorlar.

Mollalar vefat etmiş olduklarından dolayı biz Mahmut Laçin, Burhanettin İncedursun ve Molla Ömer’in yakını Seyda İbrahim Yılmaz Beyler ile görüşmeler yaptık. Anlatılanlardan önce 2 peygamberle ilgili kim olduklarına dair kısaca bigi verelim; Elyesa (a.s) ın İlyas (a.s) ın vefatından sonra Eriha (Batı Şeria Filistin) de peygamberlik yaptığı ve çok mucizeler gösterdiği kitaplarda anlatılıyor. İsrailoğullarını doğru yola davet etmesine rağmen çok azının kendisine inadığı, iman etmeyen çoğunluğun başına ise Asurluların musallat edildiği biliniyor. Tevrat’ta ismi Elişa olarak geçer. Zülkifl (a.s) ise Eyyub (a.s) ın oğludur o da İsrailoğulları peygamberidir ve Elyesa (a.s) dan sonra gelmiştir.

Mahmut Laçin Bey kabirlerinin nakledilmesi sürecini şöyle anlattı:

“Komisyon üyeleri olarak keşif amacı ile kabirlerin başlarına gittik. Şu anda Elyesa (a.s) ın kabri, mescidi ve 42 odadan müteşekkil asırlardır ilme, irfana hizmet eden medresesi 5 metre suyun altındadır. Zülkifl (a.s) eski kabri ise 30 metre suyun altında bulunuyor.

nakil gecesi görülen rüya

O gün orada o mübarek zatlara ‘Siz onlara ölü demeyin onlar diridirler’ emri muvacehesince müracatta bulunduk. ‘Ey mübarek zatlar yapmak istedğimiz hizmet sizi suyun altında kalmaktan kurtarıp daha güzel bir yere nakletmek ve bizden sonra gelecek nesillerin de dualarına vesile olmaktır’ dedik. Kazmaya başlayacağımız sabah namazında Molla Ömer bana dedi ki: ‘Bu gece rüyamda bir kayanın üzerindeki oyuktan kurumaya yüz tutmuş bir asmayı sizinle beraber oradan söküp daha verimli bir yere diktik, hemen meyve verdi. Yapacağımız iş çok hayırlıdır.’ Ömer Hoca İslam Fıkhı, Arapça ve Tefsir’de büyük bir alimdi. Kalecik Medrese’sinin müderrisiydi. Şimdi o medrese de, Kalecik Kalesi de, kaleyi fethe gelip şehit düşen 40 sahabi de suyun altındadırlar. Tuttuğumuz 5 işçiyle Elyasa (a.s.)’ın kabrinde kazma çalışmalarına başladık. Dikkatle ve edeple çalışıyorduk. İkinci günün sonuna doğru yaklaşık iki metre derinlikte nâşa ulaşıldı. Ben işçilerin yemeğini getirmek için eve gitmiştim. Çalışan ekip 9-10 gün boyunca bizim evimizde misafir edilmişlerdi. Döndüğümüz sırada ceset ortaya çıkmıştı. Nâşı kaldırıp, hazırlayıp, tabuta ve yeşil örtülere yerleştirdik. Ceset ve kefen sapasağlam duruyorlardı. Kefen, el örmesi yünden bir kumaştandı ve keçe gibi kalındı. Bedene tamamen yapışmıştı. Tutup kaldırdık, bizlerden daha iriydi ama zayıftı. O anı yaşamak güzeldi. Allah hepimizin imanını kamil etsin. Haya edip kefeni açmadık. Naaşı fatihalarla, salavatlarla, tekbirlerle kaldırıp yeni yerine ulaştırıp defnettik.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) beyanıyla sabittir ki: ‘Toprak peygamberlerin cesetlerine herhangi bir zarar veremez.’ Biz gördük ki cesette herhangi bir zarar olmadığı gibi kefenin üzerinde de küçük bir leke dahi söz konusu değildi.

‘Kesf-i Hacer’ ile yapılan mezar

Üçüncü gün Zülkifl (a.s.)’ın mezarında çalışmaya başladık. O mübareğin mezarı kayalık bir yerdeydi. Yolu yoktu, arazi araçlarıyla gidip geliyorduk. Zülkifl (a.s.)’ın mezarına ulaşabilmek için büyük bir kayayı kırıyorduk. Hayli zorlandık. Hatta bir ara ‘Acaba birşeye ulaşamayacak mıyız?’ endişesine kapıldık. Epey sonra kayanın kenar tarafında kesme taşlardan örülmüş olan bir duvara ulaştık. Yontulmuş bu taşları kırmadan kalıplar halinde çıkarmaya çalıştık. Taşların arasında ‘Kesf-i Hacer’ denilen o zamanın çimentosu uygulanmıştı. Bu çimento yumurta akı, kum, kireçten yapıldığı için çok sert ve desenliydi. Taşlar, kayanın kenarında ama biraz çıkıntılı olarak kabrin dört bir tarafını kaplıyordu. Taşlardan oluşan bu duvarı kaldırınca gördük ki, Zülkifl (a.s.)’ın kabri kayanın içine sanduka gibi oyulmuş bir yerdi. Vücudunun yarısından fazlası kayanın içindeydi.

Sonra o taşların hepsini, kendim suyun öbür tarafına taşıyarak şimdiki mezarlarını da onunla kapattım. Elyesa (a.s.) için de aynısını yaptım. Ayrıca Elyesa (a.s.)’ın mezar taşını da taşıyıp başucuna yerleştirdim. Kabir taşında arapça ibareyle Elyesa (a.s.) olduğu yazıyordu. Kitabeyi 1100 yıllarında İnanoğullarının yazdırdığı tahmin ediliyor. Zülkifl (a.s.)’ın kabir taşlarını getirmemizin ise imkanı yoktu. Çünkü başucundaki kitabe kayanın üzerine yazılmıştı. Ayak ucundaki kitabe ise kayanın içine gömülmüştü. Tonlarca ağırlığındaki o kayayı kaldırmamız mümkün değildi. Zülkifl (a.s)’ın kefeni de Elyasa(a.s)’ın kefenine benziyordu ve sımsıkı sarılmıştı. Kefenin başucu açılmıştı ve Molla Ömer bana, ‘Bak Mahmut Hoca beyaz saçları bile aynen duruyor’ dedi. Mübarek naaşı kaldırırken ben ayaklarının altından tutmuştum. Uyur vaziyetteki bir insanın vücudu nasıl ise elimle hissettiğim aynen öyleydi. Boyu 2 metreden biraz fazla gibiydi ve Elyesa(a.s) gibi zayıf değildi.

Bu anlattıklarımız efsanevari şeyler değil birebir yaşadıklarımızdır. Eğer yanlış bir şey söylüyorsak o mübarek zatlardan özür dileriz.”

kabirler Mescid ül Aksa yönünde

Biz kendilerine ‘Allah u Teala sizleri çok hayırlı bir işe memur etmiş ve 3 bin yıl sonra bu mübarek peygamberleri kabrinden sizler açıp kaldırıyorsunuz. ‘Hayırla an’ın emrinin ötesinde bizzat hizmette bulunmuşsunuz’ deyince mütevazi bir hal içinde ‘Allah şefaatlerine nail eylesin, onlara layık eylesin, biz onların çok hayırlarını gördük’ demek ile yetiniyorlar. Mahmut Laçin Bey ‘Yalnız iki peygamberin de kabirleri kıbleye doğru değil daha doğuya doğruydu. Bu durum jeolojik bir hadiseden mi yoksa başka bir sebepten mi kaynaklanıyor bilemiyorum’ deyince Seyda İbrahim Yılmaz Bey ‘ O zaman kıble Mescid ül Aksa olduğu için yüzleri doğuya doğru dönüktür’ dedi ve devam etti:

“Molla Ömer’den dinlediğim ilave bilgileri aktarayım: Ben Zülkifl (a.s)’ın başucundaydım. Başının ön tarafındaki saçlar tamamen duruyordu. Bembeyaz ve uzundu. Alnında ve yüzünde sanki yeni bir cenaze yıkanmış gibi veya canlı bir insan gibi ter noktacıkları vardı. Hiç kimse cesaret edip bakamıyordu, ben hem okuyordum, hem ağlıyordum, hem de mübareği inceliyordum.’ Bana bunları anlatırken Molla Ömer yine ağlıyordu.

Diyarbakır kadîm bir şehirdir. Belli bir tarihten sonra Diyarbakır’ın yerlileri kaçıp gittiler. Sonra şehrimizin çehresi değişti. Sanki bir yerden emir almış gibi insanlar akın akın geldiler ve Diyarbakır bozuldu. Diyarbakır bunu haketmemişti. Kendini bilmez insanlar ’Biz Diyarbakır’ın sahibiyiz’ deseler de bu böyle değildir. İnşallah Diyarbakır yeniden ilim merkezliğini, vakarını, mürüvvetini bulsun diye temenni ediyoruz. Bizim düşüncemiz ‘Bütün müminler kardeştir’ ve Ümmet i Muhammed yine yekvücud olcaktır.”

Peygamber Efendimiz ‘Salihlerin anıldığı yere rahmet iner buyuruyorlar.’ Biz Diyarbakır’da bunu yaşadık. Rabbimizin emri üzerine Zülkifl ve Elyesa (a.s)’ı bir ibadet neşesi ile Regaib Kandili gecesi andık, hamdediyoruz. Onların şefaatlerini diliyoruz.

Türkiye’nin son yüzyılında doğusu ile batısı arasında oluşan kopukluklar giderilir diye ümit ediyoruz. Bundan sonra daha emniyetli seyahat imkanları ile ziyaretler artar ve Zülkifl ve Elyesa (a.s), kabirlerinin başlarında anılırlar inşallah. Rabbimizden o büyük Peygamberlerin Ümmet i Muhammed ‘in kaynaşmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.