> 2014 > Temmuz - Tasavvufta Şer'i Hassasiyet > Farkındalığı Sağlayan Amel Oruç
Tasavvufta Şer'i Hassasiyet
341.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Farkındalığı Sağlayan Amel Oruç
İbrahim Arpacı
2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 021

Her şeyi belirli bir nizam ve intizam ile yaratan Yüce Allah, yarattığı her varlığa ve nesneye bir yaratılış gayesi verir. Örneğin kuluçkaya yatan bir tavuk, üzerine oturduğu yumurtanın civciv olabilmesi için, o yumurtayı 21 derece ısıda muhafaza eder. Yani bedeni bir etkileşim ile bunu yapar. Girdiği karanlık odadan korkan bir çocuk ise, ancak annesinin veya bir yakınının yanına gelmesi ile korkudan arınır. Bu örneklerde birinin kazanımı bedeni, diğerinin ise ruhidir.

Yüce Allah da tıpkı bu iki örnekte olduğu gibi, kulun kemâlat sürecini hem ruhi, hem de bedeni bir takım şartlarla bağlantılamıştır. Mesela bedenin ıslahını oruçla, ruhun ıslahını ise verilen emir ve nehiylere olan sadakale irtibatlandırmıştır. Bu yüzden her ümmete ruhun tezkiyesi için emir ve nehiyler verilirken, bedenin tezkiyesi için de oruç tutması emredilmiştir. Ruhun tezkiyesi için emir ve nehiyler her peygamberin şeriatında farklılıklar arz etse de, bedenin tek ıslah yolu olan Oruç, hiçbir peygamberin şeriatında değişmemiştir. Bu yönüyle Oruç ibadeti, üzerinde titizlikle durulup tefekkür edilmesi gereken bir ameldir. Nasıl ki bir fabrikada sürekli işlem gören bir makinanın bakımı, her yıl gerekli ise, Oruç, tıpkı beden fabrikamızın yıllık bakımı gibidir. Oruç ile bedeni arınmamızı gerçekleştiremezsek eğer, ruhi arınmamız eksik, nihayete ulaşmamış olarak kalır. Oysa ruha dinginlik, sükûnet veren bedendir. Beden güven altında olmadan, iç huzurun sağlanması, kâmil bir mümin portresi ortaya koymak mümkün değildir.

Bu yönüyle Oruç ibadeti ruhumuza renk veren, yaratılış hakikatimizi bizlere hatırlatan kandiller hükmündedir. Lakin o kandilin gittiğimiz yolda bize aydınlatıcı bir fener olabilmesi için pilleri olmalıdır. Oruç ibadetinin pilleri de, oruçlu olduğumuz müddet içinde bütün azalarımıza oruç tutturmak, onları yalandan, gıybetten, göz zinasından, malayani şeylerden uzak tutmaktır. Fakat Ramazanda tutuğumuz oruçların ardından hazırlanan iftar sofraları, bizlerde bir israf kültürünün oluşmasına neden olmuşsa, o vakit takva bidonlarımızda delik açılmış; bidonlarımız su alıyor demektir.

İnsan şunu hiçbir zaman aklından çıkarmamalı ki: Ruh, yaratılış gayesini hatırlayıp, ona uygun ameller yapmakla ıslah olur, bedenin ıslahı ise oruç iledir. Ruh yaratılış hakikatini hatırlayarak, koca kâinattaki yerini, haddini, nereden gelip nereye gittiğini tefekkür edip; kıyam, rükû ve secde ile ıslah olur. Nefsin ise tutulan oruç ile direnci kırılır; acze, fakra düşer, ıslah olur. İnsanları bir nevi kemalat sürecine sevk eden Yaratıcı, bundandır ki, her millete her kavme namazı ve orucu farz kılmıştır. Öyle ise bu her iki ibadeti yerine getirmeyenler, hem kendilerine küçük bir servet elde ettikleri dünyalarını hem de ahiret yurtlarını, tehlikeye attıklarını unutmamalıdırlar.

Ramazan ayını, tok olanın açın halinden anlama, onlarla bir duygudaşlık (empati) kurma, onların dertlerini sıkıntılarını fark etme ayı olarak anlarız ve bu meyanda vaaz-u nasihatler işitiriz. Lakin ramazan ayında tutulan oruç, fakir olan kardeşimizle aramızda nasıl bir duygudaşlık kurmamızı sağlıyorsa, en az onun kadar hassas olmamız gereken bir tema var ki, o da şudur: Yıl içerisinde yaptığımız hata ve kusurlardan ötürü içine düştüğümüz zelilliğin, fakrın, acziyetin farkına varıp, bu anlamda Allah ile aramızda yeni bir kurbiyeti, yeni bir dua, yeni bir yakarış şekli belirlemeliyiz. Ramazan bilhassa bu nevi hassaları bizlerde uyandırması gerekir... Aksi takdirde kendi hastalığına şifa bulmayanın bir başkasının yarasına tentürdiyot ile gitmesi, gittiği hastada bir tesir oluşturmayacaktır. Bu da Allah-u zül Celal’in bir nizamıdır.

Mümin o ki, söyledikleri ve eylemleri ile çelişkiye düşmeyen, her ikisini de aynı düzlemde aynı samimiyet ve ihlâsla yapan kişidir. Bu yüzden ramazanlarda kurduğumuz sofralar, ettiğimiz muhabbet ve edindiğimiz dertler; Ramazan’ın, Orucun ruhuna aykırılık teşkil etmemeli; söz ve eylemlerimiz bir birini yalanlar nitelikte olmamalı. Efendimizin buyurduğu üzere mümin hurma ağacına benzer. Yaz, kış, yeşil ve dimdiktir. Yazın ve kışın gelmesi ile yaprağını dökmez. O daima ayakta kaimdir.”

Ramazan nedir peki?

Ramazan; iftarı, sahuru, orucu ile bir bütün olan bu ibadetin merkezine, iftarı değil; orucun kendisini koymaktır. Cümbüşe çevrilen iftar sofralarımızdaki zaman dilimleri, kurulan iftar çadırlarımız, yapılan sanatsal faaliyetler değil; bilakis orucun kendi içerisindeki zaman dilimi olmalıdır. Gerçek şenlik, oruçlu iken okunan Kur’anlar, yapılan hayırlar, iyilikler olmalıdır. Çünkü mutluluk duyacağımız şey iftar saatlerimiz değil; Allaha kurbiyet sağladığımız oruçlu anlarımızdır. Nitekim Allahın en hoşuna giden kulun iftardan sonraki değil önceki acziyet halidir. İşte o zaman gerçek oruç tutmuş, iftarımızı da inşallah cennette açmış olacağız.

Ramazan bir paket program değildir. Maalesef kandillerimiz, dini kutlamalarımız, hatta bu kutlamalardaki “sms”ler bir piyasa şeklinde, bir paket program gibi vakti gelince açılıyor. Maalesef biz Müslümanları yakın zamanda bekleyen en büyük tehlike, az önce değindiğimiz paket programlara tabi Müslümanlar olmaya başlamamızdır.

Yüce Allah bizleri Ramazan ayının feyiz ve bereketinden nasibdar eylesin, diğer ayları da tıpkı Recep ve Şaban gibi bu aya bir hazırlık ikliminin yaşandığı günlerin bereketi gibi kılsın inşallah.