> 2014 > Temmuz - Tasavvufta Şer'i Hassasiyet > Ramazan Ayı ve İ’tikaf
Tasavvufta Şer'i Hassasiyet
341.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Ramazan Ayı ve İ’tikaf
Doç. Dr. Kerim Buladı
2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 019

Ramazan ayı, Müslümanların dini hassasiyetlerinin daha fazla ortaya çıktığı bir aydır. Ramazan ayı, rahmete ermek, mağfirete kavuşmak ve cehennemden kurtuluşun çarelerini aramak için önemli bir fırsat ayıdır Müslümanlar için. İbadet ve taatlarını artırmanın ve infakta yarışmanın çarelerini arayan mü’minler, Kur’ân’ın indirildiği bu ayı, en başta beş vakit namazlarla, oruçlarla, teravihle, zekâtlarla, sadaka ve gönülden yaptıkları harcamalarla taçlandırmanın yarışını yapmaktadırlar.

Mü’minin, Ramazan ayında özüne dönerek kendisini muhasebe etmesi için en önemli fırsatlardan biri de i’tikâf ibadetidir. İ’tikâf, bütün dünyevi meşgalelerden arınarak mü’minin, kendisini muhasebe etmeye imkân bulabileceği önemli bir zaman dilimidir. Ramazan’ın son on gününde icra edilecek i’tikaf, çoğunluğun görüşüne göre Kadir Gecesi’ni de içinde barındıracağı için ayrı bir önem kazanmaktadır. Hz. Peygamber’imizin Medine-i Münevvere’ye hicret ettikten sonra her yıl Ramazan’ın son on gününde uyguladığı i’tikâf ibadeti, sünnet-i müekkede olarak kabul edilmiştir. Bu kadar önemli olan i’tikâfın, özellikle asrımızda Müslümanlar arasında pek ma’kes bulduğu söylenemez. Ne yazık ki, Ramazan ayında camilerde ve mescitlerde birkaç kişi tarafından yapılan bu ibadet, işi gücü olmayan kimselerin gerçekleştirdiği bir âdet olarak görülür hale geldi. Halbuki her Müslüman’ın, i’tikâfa ve bu vesile ile nefis terbiyesine ihtiyacı vardır. Çağın getirdiği streslere, bunalımlara, musibetlere, itikâdî zafiyetlere ve ahlâkî yozlaşmalara karşı en azından Ramazan ayında derinlikli bir nefis muhasebesine ihtiyacımız vardır. Ramazan ayında yapılacak i’tikâf, bu çerçevede en kıymetli zaman dilimidir. İşte bütün bu muhasebeleri yapabilmek için i’tikâf yapmaya hepimizin ihtiyacının olduğunu düşünerek i’tikâfı kısaca anlatmak istiyoruz.

İtikâf sözcüğü, bir şeye yönelmek, sıkıca yapışmak ve tazim yollu ona devam edip kendini hasretmek, bir şeye devam etmek, tüm vakitlerini doldurmak anlamlarını içeren akefe-ya’kifü, afken-ukûfen, kökünden türetilmiştir. Buna göre İ’tikâf, sürekli kalmak, inzivaya çekilmek, alıkoymak, bırakmak, kendini soyutlamak, uzak tutmak, münzevi hayatı yaşamak, kendini bir şeye hasretmek demektir. Terim anlamı ise, Allah’a yaklaşmak maksadıyla mescide kendini hapsetmek, kapamak anlamına gelir.1 Bir başka ifadeyle ibadet niyetiyle ve belirli kurallara uyarak bir mescidde inzivâya çekilmek demektir.2

Peygamber Efendimiz’in, Medine’ye teşriflerinden sonra her sene Ramazan ayının son on gününde i’tikafa çekildiği ve hanımlarının da Rasûl-i Ekrem’le birlikte i’tikâf yaptığı çeşitli rivayetlerde belirtilmiştir. Bu konuda birkaç hadis zikredelim:

Peygamber (s,av), her sene on gün i’tikâf yapardı. Vefat ettiği yıl yirmi gün i’tikâf yapmıştır. Her sene (o günkü ramazan ayına kadar inen Kur’ân âyetleri Cebrail a.s tarafından) kendisine okunur, arz edilirdi. Vefat ettiği yıl Kur’ân, kendisine iki kere arz olunmuştur.3

Hz. Aişe validemizden de şöyle rivayet edilmiştir.

Rasûlüllah (s.a.v), vefat edinceye kadar, Ramazan ayının son on gününde i’tikâf yapmıştır.”4

Peygamber (s.a.v), Allah Teâlâ ruhunu kabzedinceye kadar sürekli Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa girmiştir. Onun vefatından sonra eşleri i’tikâf yapmışlar (devam etmişlerdir).”5

Bu konuda çeşitli rivâyetler vardır. Ancak yukarıdaki rivâyetler, Peygamber Efendimiz’in Ramazan’ın son on gününde sürekli i’tikâfa girdiğini ve kendisinin vefatından sonra hanımlarının aynı uygulamayı devam ettirdiklerini göstermektedir. Bu hususta erkeklerle kadınlar arasında da bir farkın olmadığı anlaşılmaktadır.

Hanefilere göre, i’tikaf vâcib, sünnet-i müekkede ve müstehap kısımlarına ayrılır. Nezredilen i’tikâfı yapmak vâcib, Ramazan’nın son on gününde i’tikâfa girmek sünnet-i müekkede, diğer zamanlarda i’tikâf yapmak ise müstehaptır. Nezredilen i’tikâf için oruç şarttır. Müstehap olan i’tikâflarda oruç şart değildir. Müstehap olan i’tikâf için belirli zaman sınırlaması yoktur. Bir kimse mescide girerken i’tikâfa niyet etse, oradan çıkıncaya kadar i’tikâf etmiş olur. İ’tikâfın müddetinin en az bir gün olduğu, bir saat hatta “sübhânallah” denilebilecek bir süreden biraz fazla olan bir cüzde bile yapılabileceği söylenmiştir.6

İ’tikafın bazı şartlarını şöylece özetleyebiliriz: İ’tikafa girecek kimse, Müslüman, akıllı ve temiz olmalıdır. İ’tikâfa niyet edilmiş olmalıdır. İ’tikâf, mescid veya o hükümde bir yerde yapılmalıdır. İçinde cemaatle namaz kılınan herhangi bir mescidde i’tikâf yapılabilir. Büyük mescidlerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar kendi evlerinde namaz kılmak için ayırdıkları veya ayıracakları odada girebilirler. Bu mekanlar, onlar hakkında birer mescid sayılır. Kadınların dışarıdaki mescitlerde i’tikâf yapmaları caiz olmakla birlikte kerahetten hali değildir. Vâcip olan bir i’tikafta, i’tikafa giren kimse oruçlu bulunmalıdır.

İ’tikafın bazı âdabı ise şöyledir: İ’tikâf, Ramazan ayının son on gününde yapılmalıdır. İ’tikaf esnasında hayırdan başka bir şey söylenmemelidir. İ’tikaf esnasında Kur’ân-ı Kerîm tilâvet edilmeli, Hadis-i Şerif ve peygamberlerin hayatı okunmalı, dua edilmeli, dini meseleler öğrenmeye çalışılmalıdır. İtikâfa giren temiz elbiselerini giyinmelidir.

İ’tikâfa giren kimsenin, şerî, tabiî veya zaruri ihtiyacı için mescidden çıkması i’tikafı bozmaz. Cuma namazına çıkabilir. Bu şerî bir özürdür. Abdest almak, gusletmek veya tuvalet ihtiyacını gidermek için mescidden dışarı çıkabilir, bunlar i’tikâfı bozmaz. Cuma namazı kılmak veya tuvalet ihtiyacını gidermek için en yakın olan yere kadar çıkılır, ihtiyaçlar giderildikten sonra geri dönülür. Şafiilere göre Cuma namazı kılmak için başka bir mescide çıkılması, i’tikâfı bozar. Ayrıca Şafiilere göre, i’tikâf, bir hafta devam edecekse, Cuma namazı kılınan bir mescidde yapılmalıdır. İ’tikâf yapan kimsenin, özürsüz olarak dışarı çıkması, i’tikâfı bozar.7

İ’tikâf, üstün bir ibadet sayılmıştır. İ’tikâf sayesinde kalpler, bir müddet de olsa dünyevî meşguliyetlerden uzak duracak ve hakka yönelecektir. İ’tikaf, mü’mine, Rahîm, Rahmân ve Kerîm olan Rabbinin affına sığınarak kendisini muhasebe etme fırsatı sağlar. Bu sayede mü’min, saf bir kalple, nezih bir lisanla ve duru bir zihinle Allah’a elini açacak, kendisi, ailesi, ve bütün Müslümanlar için dua edecektir. İ’tikâf yapan mü’min, i’tikâf sayesinde hem geçmişini sorgulayacak hem de geleceğini derin bir tefekkür süzgecinden geçirecektir. Kısaca belirtmek gerekirse mu’tekif, i’tikâf sayesinde fani olan ve yaratıcıya kulluk için lütfedilen hayatın üzerinde tefekkür etmenin zevkine varacak ve bu vesileyle hayatın mahiyetini kavrayacaktır. Bir mü’min olarak hepimizin böyle bir muhasebeye ve tefekküre ihtiyacı vardır.

Dipnotlar: 1) Rağıb el-İsfehânî, Müfredâtü Elfâzsi’l-Kur’ân, Tahkiki, Safvan Adnan Davudî, Dâru’ş-Şâmiye, Beyrut, 2011, 579; Asım Efendi, Kamus Tercümesi, Asitane Yayınları (tıbkı basım), tarihsiz, II, 815-816. 2) Yunus Apaydın, İlmihal, Divantaş, ts. I, 404. 3) İbn Mâce, Kitâbu’s-Sıyâm, 58. 4) Buhârî, İ’tikâf, 4; Müslim, İ’tikâf, 4, İbn Mâce, Kitâbu’s-Sıyâm, 59. 5) Buhârî, İ’tikâf, 1; Müslim, İ’tikâf, 5. 6) Geniş bilgi için bkz. Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1978, VI, 259-261; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınevi, İstanbul, ts. s. 323-324. 7) Bilmen, Ömer Nasuhi, a.g.e., s. 325-327.