> 2014 > Temmuz - Tasavvufta Şer'i Hassasiyet > Oruç Gönül ile Tutulur
Tasavvufta Şer'i Hassasiyet
341.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Oruç Gönül ile Tutulur
Rabia Christine Brodbeck
2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 007

Ümmet-i Muhammed, şu ilâhi nimetler hazinesinin kemâline mazhar olmuştur: En yüksek seviyede dinamizm arzeden “Sünnet-i Resûlullah”a mazhar olmuştur. En büyük hazine olarak; “Ahlâk-ı Muhammedî”ye mazhar olmuştur. Sırât-ı Müstakîm, “Dosdoğru Yol” ile gelen en yüksek kemâle mazhar olmuştur. Kulluğun kemâli olan “Ubudiyyet”e mazhar olmuştur. Fedakârlığın zirvesi zuhur etmiştir. İlâhi merhametin hakikati ve kemâli verilmiştir. En yüksek makam olan Halifetullahlığın kemâline mazhar olmuştur. Şerîat sarsılmaz, değişmez bir şekilde kemâle ermiştir. En büyük iç mücadele, “Cihad-ı Ekber” verilmiştir. Fatihâ sûresiyle, yaratılmışlara bahşedilmiş en yüksek ölçüde Yaratıcıya niyaz edebilmek bahşedilmiştir. İnsan kalbinin kemâl kapasitesinin tahakkuku mümkün hale gelmiştir.

Namazla kurbiyet cennetinin en yüksek derecesi olan “Miraç” ikram edilmiştir. Miraç gecesiyle birlikte sayısız ilâhi ihsanlar, lütuflar ve nimetler yağdırılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de; “Onları Cemâl’imin seyriyle memnun edeceğim”, “Rahmetim gazabımı geçmiştir” ve “Sen razı olana kadar Rabbin sana ihsanda bulunacak.” buyurulmuştur.

Özellikle mubarek Ramazan ayında Allah (c.c.) müminleri İslam dininin sonsuz ilâhi nimetlerini yaşamaya davet ediyor. Ramazanda Ümmet-i Muhammed İslam dininin güzelliğini ve mükemmeliyetini kutluyor. Ki kutlu ayın gizli iç hazineleri İslam’ın iç hazinelerine eşdeğerdir. Ramazan’ın ruhunu yaşadığımız ölçüde İslam’ın özünü de yaşayabileceğiz. Ramazan onbir ayın sultanıdır, en büyük ilâhi müjdedir. Ramazan rahmet ve nurdur. Ramazanda Rabbimizin “Hay” sıfatı tecelli eder. Bu yüzden, Ramazan’da Yüce Rabbimiz bizi Zatına yaklaştırıp, Cemalullah’ı seyretmeye davet ediyor, bizi kurbiyet cennetine davet ediyor ve bize namazda miraca çıkmayı ihsan ediyor.

Zira ümmeti Muhammed’in en büyük ve kıymetli mirası namazda miraçtır ve 30 gün boyunca bize bu yüce şerefi yaşattırılıyor. Mübarek Ramazan ayı bir miraç ayıdır. Ramazanın ve miracın özü mümin kulların Rahmanın huzuruna varmasıdır.

İslâm dîninin özü aşk hazinesidir; bütün zamanların en yüce aşk dersi ise miraç ve kurbiyet cennetidir. İslâm, inananları Allah ile olan bu en yakın hale, ruhun yükselişiyle varacağı kurbiyet cennetine davet etmektedir. Bu hal ise namazda remzini bulmuştur. İlâhî nurun, ilâhî lütufların ve Ahlâk-ı Muhammedî’nin özeti niteliğindedir miraç. Namaz ise, tefekkürün en yücesi ve ebedi kulluğa giden en kısa yoldur. İlâhî huzurun güzelliği ve ihsanlarına ruhun kanat açmasıdır. Namazla sembolize edilen miraç, ilahi nurun, ilahi ihsanların ve İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed s.a.v’in yüksek ahlakının tamamlanmasının bir sonucudur.

Ahlâk-ı Muhammedi, var olan en büyük mucizedir, bu nedenle dünyevi varlığımız noktasında en büyük mucize de kutsal gece yolculuğu miraçtır.

Mübarek Ramazan ayının zirvesi olan son on gün itikâf zamanıdır. İtikâf, kendini tamamen Cenab-ı Allah’a teslim etmenin sembolüdür. İtikâfın amacı, O’na ait olmaktır, Allah’ın rahmet okyanusuna dalmaktır, yani, halvetin hedefi ve özü insanın mahbubu olan Rabbiyle birlikte olmasıdır. Başka bir deyişle; itikâf zamanı Rabbül-alemin müminleri kurbiyet cennetine davet ediyor. Ayrıca, Ramazan ayının zirvesi olan itikâf döneminde teheccüd namazı kılınır. Teheccüdün özü ile İslam’ın özü birdir. Teheccüd yeniden canlanmış şuurdur. Gecenin karanlığında âlemlerin Rabbiyle edilen sohbet-i bakînın nuruna kalkmaktır. En samimi bir şekilde karşılıklı sevgi fısıltılarının edildiği, son derece gizli ve mahrem bir buluşmanın gerçekleştiği halvet halidir. Ayrıca, Kur’an-ı Kerîm’in de son on gün içindede indirilmeye başlandığı rivayet edilmektedir. Kur’an’ın indirildiği Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Dolayısıyla, teheccüd namazıyla ve Kadir gecesiyle taçlanan itikaf hazinesi, manevî terakki fırsatı açısından eşsizdir.

Bu anlamda Ramazan ayı Allah (c.c.) tarafından imanın mutlak güzelliğine ulaşmak için bir davettir. İlahi idrak ve sevgi hazinesi kazanmak için bir çağrıdır. Er-Rahmâni’r-Rahîm’in huzurunda neşe gözyaşları dökebilmek için bir davettir. Namazda göz nuruyla kastedilen mânevî tatmini yaşayabilmek için bir davettir. Gök sofrasına katılmak ve hayat suyu içmek için bir davettir. İnsanlar arasında sevgi ve rahmet alışverişi yapmak için bir çağrıdır.

Ayrıca Ramazan, kendi benliğinden kurtulmak için ilâhi bir çağrıdır. Kendimizi yenileme fırsatı sunmasını, namazı mükemmelleştirmek, hakiki miraç namazı kılmak için, ahiret pazarına girmek ve ilahi alışveriş yapmak için, manevî hastalıklarından şifa bulmayı, cehalet, gaflet ve şuursuzluktan, maddesel bağlantılardan kurtulmak için, itaat, iman, teslimiyet ve ibadet sevgisini artırmak için, gönüldeki putları kırmak için, hakiki pişmanlık ve tevbe etmek için bir çağrıdır. Böylece mübarek ay eşsiz bir terbiye aydır ve en büyük şifa kaynağı sayılır.

Ayrıca; Ramazan ayı ma­ne­vî hassasiyetlerimizi artırmak, Kur’an âyetlerine daha açık hale gelmek ve vahyin bir parçası olmak için bir davettir. Sadece arınmış bir kalp, ilahî rahmet deryasına dalarak âyetlerin nuruna gark olur ve derin manaların tadını alabilir.

Kişi orucu ziyadeleştirdikçe ilahî olana hassasiyeti de ziyadeleşir ve karşı konulamaz bir güçle ezelî cemal âlemlerine çekilir. Ramazan ayı bize Kur’an’ı dinlemeye ve mukabeleye davet ediyor.

Allah (c.c.) oruç tutan müminlere Kur’an ayetlerinin manasını yaşatır ve seyrettirir. Kur’an okumak farz değil, dinlemek farzdır, çünkü dinlerken seyrettiriyor Cenab-ı Hak Kur’ân’ı. Yani, Ramazan ayı Kur’anın dinlenmesinin farz olmasının hikmetini yaşattırmaktır. “Kur’ânın kalbi kalbin dilini konuşur. Kur’anla kalp arasındaki müthiş bir frekanstır. Bir müminin gönül kapasitesi ne kadar yüksekse okunan âyetlerin o kadar çok şuuruna erer, idrak eder, ağlar.

Muhyiddin İbnü’l-Arabî Hazretleri diyor ki: “Hz. Peygamber buyuruyor: ‘Öyle Kur’ân okuyanlar vardır ki okudukları boğazlarından aşağı geçmez.’ İşte o, dillere inen, ama kalplere inmeyen Kur’ân’dır. Allah bunun tam aksini bu inişten lezzet alan insan için söylemiştir: ‘Onu Rûhu’l-Emîn (Cebrâîl) senin kalbine indirmiştir.’ Böyle bir insan o insandır ki bu iniş ona herşeyi geçen tarifsiz bir sevinç bahşeder. Bunu yaşadığı zaman, gerçekten o kimse kendisine hep canlı olan taptaze Kur’ân’ın nazil olduğu kimsedir. Burada kalbe inen Kur’ân’la beraber idrak de iner.”

Kurân ile hakîki bir bağlantımızın olabilmesi için ümmî olmalıyız. Konuşana kulak verebilmeliyiz. Kavrayış gücümüzün aktif olması için gerçek bir talip olmalıyız; gerçek bir talip ilâhî etkilere ve lütuflara açıktır. Kur’ân canlı bir hadisedir. Kur’ân ilhamdır, nurdur, Allah ile ünsiyet halinde söyleşmektir. Kur’ân, hakikate olan ihtiyacı artıran, aşkın kemâline, miraca ve kurbiyet cennetine çağıran bir münadidir. Kur’ân ilimden ziyade şifadır. Kur’an gafletin karşısındaki mânevî uyanmadır. Kur’ân körcesine emir tatbiki yerine bir diriliştir. Kur’ân, aşkın idrakine kendisinde erebileceğimiz ilâhî rahmet kitabıdır. Aslında bizim Ramazan ayında Allah’tan dileyeceğimiz şey; Kur’an âyetlerinin sırrına yaklaşabilmek, görebilmek, seyredebilmek ve hissedebilmektir!

Mübarek Ramazan öyle bir hediyedir ki bütün yeryüzü oruç tutan ümmet-i Muahammed için ilahî bir sahne haline gelir. Rabbimiz bize apayrı bir ilahi senaryo kuruyor, cennet mekanı kuruyor. Rahmet kapıları açıp, şeytanları bağlayıp, cehennem kapılarını kapatıyor. Bilhassa; bütün yanlışlıkları, karanlıkları, sahtelikleri, çirkinlikleri, eksiklikleri, şuursuzlukları yok ediyor ve o ayda mutluluk, ilahi güzellikler, barış, ferahlık insanlara sirayet ediyor. Böylece dünyevi cazibe azalıyor ve ahiretin cazibesi artıyor.

Şehr-i Ramazanın sınırsız güzelliklerinin idrakine varmadığımız ve yaşamadığımız zaman dini dışsallaştırmış oluruz. Ramazanın bir iç hazinesi var. Ramazan nurdur, miraçtır, secdedir, manadır. Şeytan Adem a.s. önünde secde etmedi. O’nun nurunu görmedi. Sadece çamur ve su gördü, Halifetullah’ı görmedi. Ramazandaki nur, bereket, zenginlik ve kutasallığı göremiyorsak, Ramazanın ruhu ve özünü yaşamıyoruz ve bu şekilde bütün ibadetleri şekilleştiriyoruz demektir. Secdenin, miracın zıttı itaatsizliktir, dinsizliktir, şirkdir, şekildir, cehalettir. Muhammedî bir vâris için işaretler içeridedir. Hz. Muhammed’e tabi olmuş bir kimsenin kutsal vazifesi İslâm’ın ilâhi mükemmelliğinin iç hazinesini muhafaza etmektir.

Çünkü dışsallık egemen olunca İslâm dini kişinin bedeninde hakarete uğramış olur ve ilâhî menfezlerden akan ebedî feyiz cereyanları kesilir. Dînin özünü yaşamak istiyorsak ilâhî nuru kazanmalıyız. Müminler nûr ile şifa bulur, onunla görür ve onunla hidayete ederler. İlâhî nura kendimizi açmak bize kendi hakikatimizi gösterecek ve böylesi bir ilâhî farkındalık sadece Allah’ı bilmemizi değil, aynı zamanda O’nu görüp O’na âşık olmamızı sağlayacaktır.

Mübarek Ramazan boyunca müminlerin kıyamları, rükuları ve secdeleri müthiş bir birleştirici güç olarak tecelli eder. Evrensel bir muhabbet sergilenir. Ramazan ayının en büyük özelliği gönülle olan titreşim birliğidir. Secde ederken, Kuran’ın ayetlerini dinlerken, kıyamda dururken, dualara Amin diyerek iştirak ederken bütün müminler kalpten kalbe ebedi bir feyz akıntısı hisseder. Ramazan ayı ancak gönül ile yaşanır. Oruç gönül ile tutulur. Allah (c.c.) yalnız gönülle bulunur. Secde gönül ile edilir. İlâhi ayetler gönüllere iner. Şems-i Tebrîzi ; “Rabbime hamd olsun, Allah’ın evi Kâ’be inşa edildiğinden beri Allah orada olmamıştır. Ama bizim kalp hanelerimizden bir an çıkmamıştır.

Ramazanda tutulan orucun şu iki şeyle perçinlenmiş olması gerekir; değişmek ve idrak etmek için güçlü bir irade ve sürekli akan pişmanlık göz yaşları. Oruç cihattır, cihat kendini feda etmektir, kendini feda etmek ölmeden önce ölmektir, ölümden önce ölmek ihramdır, ihram itikaftır, itikaf teheccüddür, teheccüd secdedir, secde miraç’dır.