> 2014 > Temmuz - Tasavvufta Şer'i Hassasiyet > Kalbî İmsaki Kuşanmak
Tasavvufta Şer'i Hassasiyet
341.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Kalbî İmsaki Kuşanmak
Ahmet Taşgetiren
2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 003

Ramazan’a kavuştuk, kavuşturan Rabbimize hamdolsun.

Bir aylık bir arınma sürecini sunuyor bizlere Ramazan... Bir tasfiye, bir topraktan altın çıkarma, bir madeni saflaştırma, rafinasyon işlemi...

“Ramazan” kelimesinin sözlük anlamında “yakıcılık” ifadesi bulunuyor. Kişiliğe ateşte yeniden su verilmesi gibi bir işlem. Cürufundan arındırılması gibi...

Bu iklimi yüreği ile yaşayanlar için sonunda kurtuluş var, kurtuluş yani yepyeni bir kişiliğe ulaşma... Kişiliğin tüm gerçekleşme alanlarında tam denge...

Peygamberimiz, “Ramazan’a erişip de günahlarından-kirlerinden arınmadan çıkana yazıklar olsun” duasına “Amin” diyor. Çünkü bu, arınmaya direnme gibi bir şey... Yüreği her türlü güzelliğe kapama... Bir çağlayanın altından suya direnerek geçme... Baharı solumamak gibi... Güneşin önüne perde germek ya da...

Bir Ramazan kavramı olan “İmsak” kendini tutmak demek. Şafakla başlayan ve aşağı yukarı insanın eylem halinde bulunduğu tüm gününü “imsak” halinde yaşamasını istiyor İslam. Bu, hayatı durdurmak değil, hayat içinde kirli boyutu durdurmak... Tutmak, ağzı hem yemeye-içmeye karşı hem kötü söze karşı tutmayı kapsıyor. Sonra gözü tutmak kirlilikleri seyretmeye karşı, kulağı tutmak “haram” kavramı içine giren her türlü kirli sesi dinlemeye karşı, eli tutmak yanlış-kirli işlere bulaşmaya karşı... Çalmaya çırpmaya, kaba kuvvete, çamur atmaya karşı... Zihni tutmak kötü düşünceden... Kalbi korumak...

Ramazan bir kişilik hassasiyeti istiyor inananlardan... Eğer kişiliğinize itina etmiyorsanız, yani “imsak” yoksa hayatınızda, “Allah’ın sizin aç kalmanıza ihtiyacı olmadığı”nı vurguluyor Peygamber aleyhisselam...

Aç kalmak, “insana her zaman kötülüğü emreden ben”in dizginlenmesi yolunda bir terbiye aracı... Bir kendini aşma eğitimi... Hayatları açlıkla pençeleşmekle geçen insanları hissettirme vasıtası...

Aslında İslam’ın ayrı bir disiplini olmakla birlikte, Ramazan’la beraber anılagelen zekat da “arınma” ekseninde bir anlam ifade ediyor. İnsanın malı içindeki fakir hakkı demek zekat. Zekat verilmekle, mal arınıyor... Zekat verilmekle insan beni mal tutkusundan arınıyor. Zekatı verilmemiş mal, içinde başkasının hakkı bulunan bir kirlilik taşıyor. Üzerinde zekat borcu taşıyan insan da, bir yük taşıyor yüreğinde... Mal tutkusu başlı başına bir yük zaten... Paraya kul olmakla helak olma arasında çok sıkı ilişkiler görüyor İslam... Gücü olduğu halde zekat vermemek-verememek, “öteki”ne karşı sorumluluktan kaçma eğilimi aynı zamanda... Oysa İslam, bir yorumda tüm dünyayı içine alan komşunun açlığına karşı ilgisizliği, İslam’a karşı ilgisizlik gibi değerlendiriyor.

Sözün özünü söylemek gerekirse İslam, namazla, oruçla, zekatla, hacla, dua ile, niyazla, “güzel bir insan” inşa etmek istiyor. “Allah Teala ölümü ve hayatı, hanginiz daha güzel bir hayat yaşayacak, o konuda sınamak için yarattı” tesbiti var Kur’an’da... Güzel bir hayat, güzel bir insan demek...

Ramazan’la bütünleşen İslam’ın hayat kitabı Kur’an, insanı, “en güzel kıvam”a ulaştırma disiplini getiriyor.

Ramazan’ın elinden tutmalı bugünlerde... Bizi ulaştıracağı iklime gitmeli. Kalbi atmalı Kur’an potasına... İftarı, sahuru, teravihi, diğer namazları bir çağlayanın altında doya doya suya kanarcasına yaşamalı... İçimize barış iksiri taşımalı oruç ikliminden. Salihlere, yani içinde kutlu barışa ulaşmış Allah dostlarına yakın olmalı. Kavga arayanlar karşısında “Ben oruçluyum” diyebilme terbiyesine kavuşmalı...

Beklenir ki her gün tutulan oruç, suyun damla damla göl oluşu gibi, kalbimizi Rahmani duygularla doldursun. Belli ki Allah Teala’nın oruçtan muradı, sadece bizlerin aç - susuz kalması olamaz. Açlık-susuzluk emrine ittiba ile, bir başka kulluk seviyesine çıkmamız murad edilmiş olmalıdır oruçla.

O kulluğun idraki, asıl önemli olan.

Mide açlığı, iftarla sona eriyor. İnsan bir anda, hiç acıkmamış gibi, hiç susamamış gibi oluveriyor.

Peki ya kalb açlığı varsa...

Acaba oradaki açlık nasıl giderilir?

Acaba kalb açlığı nedir?

Acaba kalb açlığı yaşayan insan bunu bünyesinde nasıl hisseder?

Oruçla maddi varlığımızda açlık hissinin oluşmasını isteyen Halik-ı zülcelal, aksine kalb açlığı istemiyor.

Aksine, kalblerin doymasını murad ediyor.

Ve“Kalbler ancak Allah’ın zikriyle doyar”buyuruyor.

Oruca, acaba, midelerin açlığı ama kalblerin doyması açısından bakılamaz mı?

O istiyor ve biz, O’nun bize verdiği en fıtri zaruretlerimizi geri plana itiyoruz. Bir Ramazan boyu oruçla yoğruluyoruz. Oruç bizi hayatın akışı içinden alıyor, kendi ikliminde yepyeni bir şahsiyet donanımına tabi tutuyor. Orucun ruhaniyeti üzerimize sindikçe, kalbî hayatı daha diri bir insan haline geldiğimizi hissediyoruz.

Aslında oruç, bu manada bizi yoğuran disiplinlerden sadece birisi.

Bizden istenen, sadece oruç mevsiminde değil, hayatımızın bütün safhalarında kalbi açlıktan kurtulmuş insan olmak.

Bütün ibadetler, bizi buna hazırlıyor.

İstifade edene ne mutlu. Pınarlar, çağlayanlar gürül gürül akar durur, onlardan istifade edebilenler kazançlıdır.

Ramazan bir rahmet deryası, avuçlarını daldırıp kana kana içmedikten sonra nasıl rahmete doyulacak?

Ramazan bire bin hasılat devşirilen bir mevsim...

Kur’an orada nüzule başlamış...

Kur’an akmış, rahmet akmış sanki gökler dolusu...

“Selam”, “Selam”, “Selam” yağmış fecirlere kadar...

Melekler inmiş, sokulmuş insanlara...

Sonra “Ruh” inmiş...

“Ruh” ne ki?

Rabbin dirilik taşıyan bir “emr”i... İnsana Haliku zül-celal tarafından nefhedilen, insanı“kurumuş bir balçık”olmaktan“mükerrem bir varlık”seviyesine yücelten...

Ruh iniyor göklerden insanın dünyasına...

Her şeye dirilik taşıyor...

Kadir Gecesinde, bu dirilik sanki bir aylık bir ömre bedel hale geliyor...

Tutunmak lazım Ramazan’a, Kadir Gecesi’nin ruhaniyetine...

Bir ışığa tutunmak lazım...

Gün bu gündür!

Alıcı olmak gerekiyor Ramazan’ın bize bir şey vermesi için...

Bu aya alıcı gözle bakmak lazım. Yani Allah Teala bu ayı insanoğluna özel kıldığına göre, insana hitabı demek olan Kur’an’ı bu ayda göndermeye başladığına göre, bu ayı bir Kur’an ayı kıldığına göre daha bir alıcı gözle bakmak lazım bu aya? Her yıl ne almalıyız bu aydan ve onunla birlikte gelen Oruç’tan, bu yıl özel olarak ne almalıyız?

Namaz, oruç, hac ve zekat...

İslam bu ibadetler silsilesi ile nasıl bir insan inşa etmek ister?

Yaratan’la ilişkisi nasıl olur bu insanın, toplumla ilişkisi nasıl olur ve kendi ruh ve beden dünyası nasıl olur?

“İbadet eden insan”sonuçta Allah’a bağlı insan demekse Allah’a bağlı insan ne demektir?

Ramazan, 12 ay içinde bir aydır. Bir yılın bir ayıdır. Ömür bu bir yıllardan oluşur ve insan, diyelim 72 yıllık bir ömürde 72 ay oruç iklimi içinde yaşar. 72 ay tamı tamına 6 yıl demektir. Az bir zaman değil. 72 yıllık bir ömür içinde 6 yıl oruç tutmak demek, bu süre zarfında midelerin ancak bir fakirin doyduğu kadar doyması demektir. Elinizin altındaki gıdayı yememek ve fakirliği idrak etmek... Allah gani siz fakirsiniz! Bütün varlığınız O’ndan... Öyleyse gurur yok, öyleyse hayatın tüm safhalarında O’na bakmak var.“Fakr”ı idrak ve fakirleri hatırlamak var.

Namazda O’nun huzurunda durmak... Oruç’ta O istediği için aç kalmak... Zekat’ta, malınızda O’nun tayin ettiği kısmı fakir hakkı olarak ayırmak... Hac’ta O’na doğru bir mahşer yürüyüşü yapmak... O’ndan geldik O’na döneceğiz... bilinci kuşanmak...

Fakir fukaradan koptuysan, içinde yaşadığın insanların acılarına bigane kaldıysan, kalbini hassasiyet açısından tamir et. Orucu yaşarken, açları da yaşa... Fukarayı gör. Bir sene boyu oruç ikliminde yaşayanlara uzan. Ya onlar gibi olsaydın. Allah orucu bir ay farz kıldı ki, açlık yüreğinin ta derinliklerinde hissedilsin. Bir gün ya da üç gün olsaydı belki delip geçmezdi yüreğini... Bir aylık açlık terapisi ile Yaratan, fukaranın dünyasına alıp götürmek istiyor bizi. Merhamete, diğergâmlığa, insan sevgisine, mahrumiyetle halleşmeye...

Bu ay ubudiyyette derinleşme ayı. Orucun deruni dünyasında bir ay, namazlarla, dualarla yoğrulma, arınma ve Cennet kapısına dayanma ayı... Şeytanlar bağlanmış, cennet kapıları açılmış sen hala oyunda oynaştasın... Yürü be dostum, ne duruyorsun...

Toplumunuzda sevgi azalması meydana gelmişse işte Oruç ayı...

Sar yaraları, sevgi inşa et... Okşa bir yetimin başını sevgi inşa et. Gülümse bir mü’mine sevgi inşa et... Sofrana ebrarı konuk et, yüreğini kucak kucak aç, kuşat, ver, sevgi toplumu olsun toplumun.

“Nereye gidiyor bu insanlar?” diye bir kaygı gelip çörekleniyorsa içine, toplumun islami hüviyetinde bir tür aşınma gözlüyorsan, bizzat kendi hücrelerinde bir erime hissediyorsan Ramazan geldi...

Bu, Rabbani bir ikramdır insanlara ve toplumlara, yeniden toparlanmak için... Allah Teala oruçla çağırıyor, namazla, zekatla, sadaka ile, Kur’an’la çağırıyor... dua ile çağırıyor: “Dua edin kabul edeyim” diyen bir Rabbimiz var. Tevbe eden kulunu iştiyakla bekleyen bir Rabbimiz var. Ramazan, bir hücreleri yenileme mevsimi... Bir arınma iklimi... Bir yeniden inşa mekanizması... Bir ay... Yıkan, yıkan, yıkan... hücrelerin bile kirden arınsın ve çık... Yeniden başla... Cenneti bulmuş insanın kalbî sevinci ile...

Önce kalbini topla maiyyet duygusu ile, sonra uzuvlarını kalbine bağla... Oruç, tüm uzuvlarının virdi olsun.“Ben oruçluyum”demek, bir şahsiyet disiplini haline gelsin.

Her yıl, bir ay süreyle, küllî bir arınmaya vesile olmak üzere geliyor Ramazan, ki insanın dünya yürüyüşünün hitamında arı – duru bir hayat kitabı çıksın ortaya... İnsan, kendine zulmü tercih etmezse, ilahi rahmet, insanı cennete doğru götürmek üzere her an hazır bekliyor. Ramazan böyle bir hasat harman mevsimi... Tarla hazır, tohumunu ek, göz yaşlarınla sula, duanı yap, ve havale et rahmet yağmurlarına... Kerim olan Rabbin esirger mi rahmetini, lütfunu, keremini?

Bir “İslam insanı”ndan ya da bir “İslam toplumu”ndan, ancak, ibadeti ve sosyal hayatı Allah’a yakınlık duygusuyla bütünleşme halinde söz edilebilir.

İbadet “Allah’a kulluk” demekse, Müslüman, “hayat”ının hiçbir safhasında “kulluk”tan kopmaz.

30 altın gün var önünde. Farzedelim ki bir ömrün muhassalası... Özeti... Daraltılmış bir ömür süresi... Bugün var, yarın yoksun... 30 gün göz açıp kapayıncaya kadar geçer... Ömür daha mı uzun? Bugünü kurtarmak için çırpın... Yarın ya yoksa... Bugünün eksilerini yarın tamamlamak için çırpın... Her yarını ahiret yolculuğun çıkmadan bir gün önceki artı bir ikrammış gibi düşün... 30 günlük ömür..

Bir altın gün verilmiş üstelik... Bul o günü 30 gün içinde.Kadrini bil o günün. Bin aylık bir derinlik bul o günde... Yoğunlaş, yoğunlaş ve Rahman’ın yakınlıklarına sokulmanın yollarını bul. Damarlarında O’nun yakınlığı nabız gibi atsın...

Bir dua bul, bir tevbe bul, bir secde bul, bir kıyam bul, tekbir bul namazlarında...

“Kur’an ayı”nda Kur’an’dan bir ışık bul çatallaşan yollarını aydınlatacak zihni berraklık için... Bir kalb duruluğu edin Kur’an’la, bir ölçü berraklığı edin Kur’an’la... Dost ol Kur’an’la... Bir dostluk geliştir Ramazan’da başlayıp tüm zamanlarına yayılacak...

Bir mü’minin gönlünde sevinç uyandır, bir sadaka çıkar yüreğinden, bir tebessüm çıkar gözlerinden, bir yetimin duası ile buluş, zekatını elçi olarak gönder Yüce Huzur’a, bir yaşlının duasına karış...

Allah bize“zaman terbiyesi”kazandırmak istiyor.“İnsanın ömrü nasıl Allah için kılınır?” sorusunun cevabını veriyor Ramazan, bir ayda kuşandığımız zaman terbiyesini tüm zamanlara yayabileceğimiz ümidi var Ramazan’la ilgili ölçülerde, vaadlerde...

İnsan kolay zaptedilir bir varlık değil.

İnsan kendisini müstağni gördüğünde azgınlaşmaya mütemayil bir varlık.

Ona bir iç disiplin terbiyesi kazandırmak lazım.

İmsak...

İnsana, bütün eylem alanlarında oruç tutturmayı öngörüyor. Ellere, dillere, cinselliğe götüren tüm uzuvlara, ve nihayet kalbe imsak...

Bu son nokta, imsakin kalbî kıvam haline gelmesini anlatıyor. Bir aylık süre, oruçluyu, böyle bir kalbî kıvama götürmeyi öngörüyor.

Kalbî imsak demek, Allah’ın hayata ilişkin sınırlarını bir kişilik çerçevesi halinde özümlemek demek. İçselleştirmek. Hazmetmek. Meleke haline getirmek. Bilinçli reflekslere dönüşmesini sağlamak.

Ubudiyyeti kılcal damarlara kadar indirmek...

Rasulullah Efendimiz, kıyamet günü Arşın gölgesinde gölgelenecek 7 tür insan arasında bir gençten bahsediyor: Genç bir kadın kendisini sunuyor ve o“Ben Allah’tan korkarım.”diyerek bu sunuşu geri çeviriyor.

Hazreti Yusuf “Allah’a sığınırım” diyor, kapıları kapatıp “Heyte lek - Hadi Gelsene” diyen Züleyha karşısında...

Bunlar bir iç disiplini anlatıyor bizlere...

Peki nasıl sağlanır bu? Cinselliğin en azgın ve meccani boyutlarda seyrettiği, insanları hayvani bir başıboşluğa ve sorumsuzluğa savurduğu bir ortamda böyle bir kişilik nasıl sağlanır?

Önce demeli ki “insan böyle bir disiplin içine girmeli, çünkü ötesi insanlığın tükenişine doğru yol almaktır.”

Böyle bir disiplin gerekli dedikten sonra, ikinci olarak demeli ki,

“Öyleyse insan Yaratıcısına bakmalı, Oradan gelen sese kulak vermeli, Oradan gelen hayat çerçevesine göre bir hayat inşa etmeli.

Bunun için kalbleri tedavi etmeli, yeniden onarmalı...

“İmsak kalbe nüfuz etmeli.”

İşte Oruç bunu sağlamalı. Bunun için oruca, imsakte Oruç ötesindeki günleri de kapsayacak kalbî bir kıvam kazanmak iradesiyle hazırlıklı girmeli.

Not: Bu yazı, 28 yıllık Altınoluk hayatında değişik Ramazanlarda yazdığımız yazılardan derlenmiş bir demettir. Bu sayı böyle bir derleme ile gelmek istedik dünyanıza. Ramazanınız mübarek olsun. (A. T.)