> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Soma Faciası ve Batı’nın “Derin Refleksleri”
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Soma Faciası ve Batı’nın “Derin Refleksleri”
Beytullah Demircioğlu
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 056

Türkiye tarihinin en büyük maden kazası ile sarsıldık geçen ay. Soma, ateşin düştüğü yerdi. 301 insanımızı kurban verdiğimiz maden faciası tüm yürekleri derinden dağladı. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı büyük bir facia ile karşı karşıya idik ülke olarak.

Cumhuriyet tarihinin bu en büyük faciası, Türkiye kadar dünyada da büyük yankı uyandırdı. Pek çok ülke üzüntülerini belirtirken kimileri siyasi hesapları için sömürü malzemesi yaptı Soma’daki acımızı. Özellikle siyasetçisinden medyasına kimi Batılı çevreler tıpkı Gezi eylemleri sırasında olduğu gibi Türk hükümeti ile hesaplaşmanın bir aracı haline getirdi Soma’daki bu büyük trajediyi…

 Bu konunun ayrıntılarına değineceğiz. Ancak dış politikada geçen ayın gündeminde başka hangi konular öne çıktı ona kısaca bakalım.

 Nijerya’daki terör örgütü Boko Haram’ın eylemleri uluslararası arenada gündem olmaya devam ediyor…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 1974 Kıbrıs Barış harekatı ile ilgili savaş tazminatı kararı dış politika gündeminde geçen ay öne çıkan gelişmeleri arasındaydı.

Suriye gündeminde ise hem cephede hem siyasi sahada bildik manzara hâkimdi. Rejim bir taraftan varil bombalarıyla ve scud füzeleriyle ölüm yağdırırken diğer taraftan ülke nüfusunun yarısının dışarıda olmasına, pek çok şehrin ölüm sessizliğine bürünmüş olmasına aldırış etmeksizin sözüm ona devlet başkanlığı seçimleri için hazırlıklarını sürdürüyordu.  

Mısır’ın gündeminde de cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı. Siz bu satırları okurken darbenin mimarı Abdülfettah Sisi, 26-27 Mayıs tarihinde gerçekleşen seçimlerin ardından çok büyük ihtimalle cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş olacak.

Her geçen gün derinleşen Ukrayna krizinin nerede duracağı merak konusu olmaya devam ediyor. Doneks, Slavyansk, Kırım’ın ardından bağımsızlık ilan edip Rusya’ya bağlanan Ukrayna kentleri kervanına katılacak mı?

 Suudi Arabistan ile İran arasında buzları eritmeye yönelik diplomatik adımlar bölgedeki çok hayati sorunların çözümüne ne şekilde yansıyacak?

Libya’da bitmek bilmeyen darbe girişimleri ne zamana kadar sürecek? Irak seçimlerinden galip çıkan Maliki kimle koalisyon kuracak ve yeni hükümet Irak’taki istikrarsızlığı bertaraf etmeye muvaffak olabilecek mi, Irak’ta neler değişecek?

Geçen ayın altı çizilecek önemli dış politika gelişmelerini bu şekilde özetlemek mümkün.

Tüm bu gelişmelerin detaylarını yerimiz ölçüsünde değerlendirmeye çalışacağız. Ama önce Soma faciasının uluslararası medyada ele alınış tarzına ve bu trajedinin nasıl provoke edilmeye çalışıldığına kısaca değinelim.

Hiç kuşkusuz Soma’daki maden faciası haklı olarak geçen ayın gündeminde en çok konuşulan konuların başındaydı. Tüm ülkeyi derinden sarsan bu trajedi pek çok yönüyle tartışıldı. Kazanın nedenleri, ihmalin olup olmadığı, sorumluların kimler olduğu, enine boyuna tartışıldı ve hukuki süreç başlatıldı. Firmanın önde gelen isimleri tutuklandı. Facianın tartışılan bir başka yönü ise trajedinin hem içeride hem dışarıda siyasi ranta dönüştürülme gayretleri idi. Özellikle Batı medyasının yaklaşımı son derece rahatsız ediciydi.

Gezi kalkışması ile amaçlarına ulaşamayan yabancı medya organlarının Soma’daki trajedi üzerinden yürüttükleri Türkiye karşıtı çirkin saldırılar had safhaya ulaştı. Özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik kirli bir dezenformasyon ve karalama furyasının öncülüğünü yapan Alman ve İngiliz medyası hakaret dolu yayınlarla faciayı Türkiye’ye yönelik bir takım hesapları için araç olarak kullanmaya kalkıştılar.

Mısır’da binlerce insanı katleden darbeci Sisi’nin, işlediği onca insan hakkı ihlali ve hukuk cinayetleri karşısında üç maymunu oynayan Batı basını Türkiye başbakanı için  'Ceheneme git!' gibi hakaret dolu ifadeler kullanabilme arsızlığını gösterebildi. Hızını alamayan Alman gazeteleri Erdoğan için “Türkiye’nin Führeri” dedi.

Yürekleri yakan ve 301 insanımızı kaybettiğimiz facianın ardından İngiliz basınının yaklaşımı da Alman basınından farklı değildi. Gezi Parkı olaylarında Türkiye hakkında olumsuz haberler yapan Batı medyasının lokomotiflerinden İngiliz Economist dergisi facianın tüm sorumluluğunu Erdoğan’a yıkmaya çalıştı. Tıpkı Gezi kalkışmasında olduğu gibi tahrik dolu haberlere imza attı.

Economist bir yıldır her fırsatta ‘Erdoğan’ın otoriter tavrı Türkiye’yi karanlığa sürüklüyor. Yabancı yatırımcı Türkiye’den kaçıyor’ temalı haberleriyle dikkat çekiyordu. İngiliz dergisi, Gezi sonrasında ODTÜ’deki yol yapımı, 17 Aralık operasyonu, HSYK ve internet yasaları ve Berkin Elvan’ın ölümü sonrası çıkan olayları var gücüyle körükleyerek kara propagandanın her türlüsünü sayfalarına taşımışlardı.

İngiliz medyasının Türkiye aleyhtarı tutumu sürpriz olmamakla birlikte Almanya’nın, siyaset çevreleri, medyası ve sivil toplum örgütleriyle son dönemdeki Türkiye karşıtlığının iyiden iyiye gün yüzüne çıkmasına dikkat çekiyor. Siyasi analizlerde Türkiye’deki sancılı tüm alanları kaşımaya yönelik operasyonlarda Almanya’nın başat rol oynadığının altı çiziliyor. Bu meyanda Türkiye'deki her sorunu kaşıyan, her gerilimi krize dönüştüren, her olumsuzluktan sokak hareketleri çıkaran bir nevi örtülü istihbarat operasyonu yürüten Almanya’nın Türkiye için gerçekten baş ağrısı olmaya başladığı ifade ediliyor.  Mesela Yeni Şafak Gazetesinden İbrahim Karagül,  Almanya’nın Türkiye’ye karşı kullanmaya çalıştığı kartları şöyle özetliyor.

“Eskiden Kürt meselesinde Avrupa baskın bir güçtü. ABD'nin, özellikle Irak işgalinden sonra Kürt meselesini kendi denetimine alması üzerine Avrupa, özellikle de Almanya Türkiye Kürtlerine yatırım yapmaya başladı. Son Çözüm Süreci bu kartı da elinden aldı ya da zayıflattı. Çözüm sürecini başarısızlığa uğratma girişimlerine bu yönden de bakmakta fayda var.

Bu kart zayıfladıkça Almanya'nın Aleviler üzerine çalışmaları hızla öne çıktı. Aynı dönemde Türkiye’de sokak hareketlerinde Alevi derneklerinin ön plana çıkması, Aleviler üzerinden bir toplumsal muhalefet inşa etme girişimleri ve iç çatışma tezleri rastlantı değildir. Sanırım bu çevrelerin en büyük projesi, Kürt meselesinden sonra bir Alevi meselesi çıkarmak, Türkiye'yi yıllarını ve enerjisini bu meseleye harcamaya zorlamaktır.”

Alman medyasının Türkiye'de hükümet değiştirmeye, yeni hükümet kurmaya dönük yayınlar yapması Alman derin devlet refleksidir ve gücünü buradan almaktadır diyen Karagül, birilerinin, Almanya'yı bir dalgakıran olarak Türkiye'nin önüne sürdüğünü, onların da bunu içtenlikle kabul ettiğini belirtiyor ve ekliyor; Batı başkentlerinden birkaç mesajla hükümet devrildiği günler yok artık. Türkiye'nin hızla yükselip güçlendiği dönemlerde Almanya bu rolün altından kalkamaz.

Boko Haram İslamofobinin Ekmeğine Yağ Sürüyor

Nijerya’daki terör örgütü Boko Haram’ın eylemleri uluslararası arenada gündem olmaya devam ediyor. Nijerya'da 300'e yakın kız öğrencinin kaçırılması olayıyla gündeme gelen örgüt İslam düşmanı çevrelerin ekmeğine yağ sürmenin yanında dünyanın en önemli petrol üreticisi ülkesi olan Nijerya’ya yabancı müdahalesine kapı aralamış bulunuyor. 

Nitekim Suriye’de üç yıldır uzlaşamayan Batı dünyası Paris’te düzenlenen zirvede Nijerya’ya müdahale kararı aldı. İşgalin bahanesi ise Boko Haram örgütü ile mücadele. Fransa ve ABD’nin başını çektiği aktörlere, İngiltere ve diğer Afrika ülkeleri askeri destek verecek.

Ülkedeki Batı yanlısı tutuma tepki olarak 'Batılı eğitim haramdır' anlamına gelen Boko Haram ismiyle kurulan örgüt, özellikle 2009 yılından bu yana şiddet eylemleriyle anılıyor. Önceleri "Batı medeniyeti küfürdür" düsturuyla! Nijerya yönetimine ve Hıristiyanlara karşı saldırılar düzenleyen örgüt, 2010'dan itibaren Boko Haram'ı tasvip etmeyen, yaptıklarının İslam adına olmadığını söyleyen Müslüman din adamlarını da hedef tahtasına oturtmuş bulunuyor.

 Kız çocuklarının kaçırılmasıyla gündeme gelen örgütün bazı elemanlarının, Wikileaks belgelerine göre CIA tarafından bizzat eğitildiği ve saldırılarda kullanıldığı öne sürülüyordu. Bir diğer dikkat çeken nokta da ABD'nin 2005 tarihli istihbarat raporlarında, bugünlerde 'din çatışması' iddialarıyla gündeme gelen Nijerya'nın 2015'te 'bölüneceği' öngörüsünün yer alması.

Libya’nın da mı Sisi’si Olacak?

Libya lideri Kaddafi’nin 2011’de devrilmesinin ardından hâlâ istikrar sağlanamayan ülkede kendi “iktidar alanlarını” kuran eski isyancılar birbirleriyle çatışırken, merkezi hükümeti de zorluyor.  Darbe girişimlerinin biri biterken diğeri başlıyor.

 En son darbe girişimi emekli general Halife Haftar’a bağlı güçler tarafından denendi. Bazı Körfez ülkelerinin desteğiyle hareket ettiğinden şüphelenilen General Haftar, hedefinin “İslamcıların etkisindeki milletvekilleri” olduğunu ve darbe yapılmadığını savunsa da Libya hükümetine bağlı güvenlik kaynakları, Kaddafi’nin devrilişine kadar uzun yıllar ABD’de yaşayan General Haftar’ı Körfez ülkeleri ve Mısır’ın da desteğini arkasına alarak darbe teşebbüsünde bulunmakla suçluyor.

General Haftar hakkında Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde çıkan haberlerden hareketle söz konusu ülkelerin isyanı destekledikleri ileri sürülüyor. Mısır'da darbe yapan Abdulfettah El Sisi de Körfez ülkelerinin desteğini almıştı. Arap medyasına yansıyan analizlerde Körfez ülkelerinde yayılan İhvan karşıtlığının Libya'ya da yayıldığı ifade ediliyor. Nitekim, Libya Devlet ve Kongre Başkanı Nuri Ebusehmen tarafından kurulan Libya Devrimcileri Operasyon Birimleri tarafından yapılan bir açıklamaya göre, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri bu konuda yoğun bir çalışma içinde bulunuyor.

Haftar’a bağlı “Libya Ulusal Ordusu” adlı grup, genelkurmayla işbirliği yapan İslami çizgideki gruplara savaş açmış, Bingazi’deki çatışmalarda en az 75 kişi ölmüştü. Daha sonra Trablus’u hedef alan Haftar’a bağlı güçler, ağır silahlarla meclis binasına saldırmıştı.

2011’de Kaddafi’ye karşı örgütlenen Libyalı aktivistler, Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbenin General Halife Haftar’ı da harekete geçirdiğini belirtiyor. Bunun Haftar’ın ikinci denemesi olduğunu söyleyen Libyalılıar, ülkedeki güvenlik açıklarını bahane eden Haftar’ın Kaddafi’den boşalan diktatörlük koltuğunu göz diktiği söylüyor.

Libya’da, 2011 yılında Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden sonra siyasi belirsizlik hakim. Ülkenin en büyük iki kenti Trablus ve Bingazi’de düzenli ordunun başa çıkamadığı radikal gruplar ve düzenli orduya bağlı olmayan birlikler arasında süren çatışmaların ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdiği belirtiliyor. Haftar 14 Şubat 2014'te televizyondaki açıklamasında askeri ve hayati öneme sahip noktaların ele geçirildiğini, Milli Genel Kongre'nin çalışmalarınında durdurulduğunu açıklamıştı.

Dönemin başbakanı Ali Zeydan söz konusu durumu "başarısız bir darbe girişimi" şeklinde nitelendirmişti. Olayın ardından Haftar hakkında gözaltı kararı çıkarılmış ancak bu karar uygulanmamıştı.

Irak’taYeniden Maliki’li Dönem

Irak yeniden Maliki yönetimine hazırlanıyor. Irak’ta 30 Nisan’da yapılan milletvekili genel seçimlerinin resmi sonuçlarına göre seçimin kazanan tarafların Şiiler ve Kürtler oldu. Sünni bloklar ise ittifak yapmadan girdikleri son seçimde güç kaybına uğradılar. Irak Yüksek Seçim Komisyonu'nun açıkladığı kesin sonuçlara göre hiçbir parti, hükümeti tek başına kuracak çoğunluğu elde edemedi. Hükümeti kurmak için parlamentoda 165 sandalyeye sahip olmak gerekiyor. Nuri el-Maliki'nin, koalisyona giderek hükümeti kuracağı belirtiliyor.

Maliki, 2010 seçimlerinde 89 sandalye ile ikinci parti olmasına rağmen 10 ay süren siyasi tıkanıklığın ardından hükümeti kurmuştu.

Ülkede muhtemel hükümet senaryoları üzerine görüşmeler seçim sonuçları açıklanmadan önce başlamıştı. Ülkedeki dağınık siyasi yapı yüzünden koalisyonun hangi siyasi oluşumlar tarafından kurulacağı kestirilemiyor. Irak’ta mezhep çatışmasının yanı sıra Bağdat ve Erbil yönetimleri arasındaki gerilim de sürüyor.

Mısır’ın Demokrasiye Geçme İhtimali Ne?

Mısır’ın gündeminde geçen ay cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı. Siz bu satırları okurken darbenin mimarı Abdülfettah Sisi, 26-27 Mayıs tarihinde gerçekleşen seçimlerin ardından çok büyük ihtimalle cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş olacak. Eski savunma bakanı Abdulfettah Sisi, Nasırcı görüşleriyle bilinen Hamdin Sabbahi ile yarıştı.

Seçimin mutlak galibi gözüken Sisi, 1950'lerde Cemal Abdül Nasır ile başlayan asker kökenli cumhurbaşkanları dizisinin son halkası olacak.

İnsan hakları örgütleri, askeri idarenin bağımsız medya ve muhalefet üzerinde giderek artan bir baskı oluşturduğunu belirtiyor.

Mursi'nin iktidardan uzaklaştırılmasından bu yana Mısır'da yaşanan çatışmalarda binin üzerinde kişi hayatını kaybetti ve Müslüman Kardeşler hareketinden yüzlerce kişi hakkında açılan davalardan idam kararları çıktı. Askeri yönetim Müslüman Kardeşleri terör örgütü olarak ilan etmiş durumda. Ülkede en son mahkeme tarafından yargılanan 683 darbe karşıtına idam cezası verildi.

Temmuz 2013'te seçimle başa gelen ilk Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi görevden uzaklaştıran ve askeri idarenin de başına geçen eski Genelkurmay Başkanı Sisi, seçim vaadi olarak Müslüman Kardeşler'in varlığını tamamen ortadan kaldıracağını ifade etmişti. Abdulfettah el-Sisi, Mısır’da Mursi döneminde yaşananlar sonrası gerçek demokrasiye ulaşmanın 25 yılı bulacağını belirtti.