"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Camide Cem Olmak
Ali Rıza Temel
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 046

Müslümanların ortak ibadet mahallerine Cami denir. Cami, kelime anlamıyla da cem eden, bir araya getiren, toplayan demektir. Müslümanların günde beş vakit, Cuma ve bayramda yani günlük, haftalık ve yıllık olarak bir araya gelip kaynaştıkları, tanıştıkları, bütünleştikleri yer camilerdir.

Mescid ise secde edilen yer demektir. O da caminin muâdilidir. Ancak daha büyük ve kapsamlı olan ibadethanelere örfen cami, kenar semtlerde ve daha küçük olanlara mescid denir. Cenab-ı Hak; cami ve mescitleri bir nevi kendi evi saydığı için başta Kâbe olmak üzere ibadethanelere “Allah’ın evleri” denir. Nitekim bir kudsî hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Yeryüzünde benim evlerim mescitlerdir. Benim ziyaretçilerim ise mescitlerimi ibadet ve imarla ihya edenlerdir. Ne mutlu o kula ki, evinde abdest alıp temizlenir ve beni evimde (mescitte) ziyaret eder. Ziyaretçiye ikram etmek ziyaret edilenin şanındandır.” (Feyzü’l Kadir, 2/445) İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Mescitler yer yüzünde Allah’ın evleridir. Yerdekiler için gökteki yıldızlar nasıl parlak gözükürse göktekiler için de yerdeki mescitler öylece aydınlık ve parlak gözükür.” (Mecmeu’z-Zevâid, 2/7)

Cami ve mescitlerin ana merkezi Kâbe’dir ve yer yüzünde ilk bina edilen ibadethanedir. “İnsanlar için bina edilen ilk ibadet evi Mekke’de âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.” (Âl-i İmran, 96) Bütün peygamberlerin ortak ibadet mahalleri de namazgâhlardır. “Musa ve kardeşine: Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye yönelen birer namazgah yapın ve namazı kılın, diye vahyettik.” (Yunus, 87) Demek oluyor ki, mü’minlerin mâbedi özellikle namaz kılınan yerlerdir. Temiz olmak şartıyla namaz her yerde kılınsa da, yer yüzünün tamamı mescid hükmünde olsa da özellikle namazgah olarak inşa edilen cami ve mescitlerin, müslümanların özel ve genel hayatında müstesna bir yeri vardır.

Camilerin en önemli fonksiyonu cemaatle namaz kılma mahalleri olmakla beraber, bunun dışında dini ve sosyal hayatın canlı tutulmasına yönelik pek çok işlevleri de vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Medine’de inşa ettirdiği ve yapımına bizzat katılıp emek verdiği Mescid-i Nebi’nin pek çok hizmetlere mahal teşkil ettiğini görmekteyiz. O mescid Medine’nin adeta kalbi ve faaliyet merkeziydi. Orası Ashab-ı Suffe için yatılı bir üniversite konumundaydı. Beş vakit cemaatle namaz kılınma yeri olmasının ötesinde nikah salonu, hastane, parlamento, mahkeme, misafirhane, beytu’l mâl, eğitim mahalli, elçi kabul yeri olmak gibi hizmetlere mahal teşkil etmiştir.

Camiler dini ilimlerin tahsil edildiği yerler olmakla birlikte zaman zaman oralarda fen bilimleri de okutulmuştur. Mesela Endülüs’teki Kurtuba camiinde ikindiden sonra fizik ve kimya derslerinin okutulduğunu görmekteyiz.

Camiler, İslâm beldelerinin âdeta manevi tapusudur. Müslümanlar bir ülkeyi fethettikleri vakit ilk yaptıkları iş orada cami inşa etmek olmuştur. Zira kafa ve gönüllerin fethi için buna gerek vardı. Kafa ve gönüller ilim ve imanla fethedilmezse sadece toprakların fethi bir anlam ifade etmez ve böyle bir fetih de kalıcı olmaz.

Bizim millet olarak kimliğimizin inşasında camilerin rolü inkar edilemez. Milli ve dini duygularımızın canlı tutulmasında, birlik ve bütünlüğümüzün korunmasında camilerimizin müspet rolü ortadadır. Bir cumada bir bayram sabahında caddelere taşan cemaatin manzarası gözleri yaşartan, gönülleri coşturan manzaradır. Camilerde toplanan kalabalık; Pazar yerinde, panayırda, stadyumda toplanan kalabalık gibi değildir. Orada bağırıp-çağırma, kavga-gürültü yoktur. Orada güven, huzur ve sükûn vardır, dostluk ve kardeşlik, sevgi ve paylaşma vardır. Camide duyulara huzur ve manevi zevki ifade etmesi açısından ülkemizin tanınmış edebiyatçılarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 8 Nisan 1921 de İkdam gazetesindeki bir yazısından kısa bir parça aktaralım. Şehitler için okutulan mevlid münasebetiyle belki ilk defa camiye giden Karaosmanoğlu duygularını şöyle ifade ediyor:

“Dün birden bire kendimi o heybetli cemaatin içinde bulur bulmaz sandım ki hayata yeniden doğuyorum. 10 yaşımdan 32 yaşıma kadar geçirdiğim meşum (kötü) bir devrin o bütün tesirleri, izlenimleri birden bire üstümden sıyrılıverdi. Gençliğimi dolduran bütün o şüpheler, tereddütler, imanımın zayıf düştüğü o buhranlı anlar, bir takım sahte ve fesatçı bilgilerden hasıl olanı şeytani irfanın sıtmaları, hepsi bu mabedin manevi havası ve bu cemaatin sıcaklığı içinde eriyiverdi. Rabbime bin kere hamdü sena olsun ki, dünden beri hakikat ve selametin bir cami ile bir cemaat dışında bulunmadığını biliyorum.”

Gönül huzur ve sükûnunu bulma, birlik ve bütünlüğe erme açısından caminin alternatifi yoktur. Camilerimiz birlik ve bütünlüğümüzün, huzur ve sükûnumuzun sigortasıdır. Herkesin farklı siyasî görüşü, farklı mezhep ve meşrebi olabilir. Fakat aynı dinin mensuplarının ortak buluşma yerleri camilerdir.

Camilerin siyasete alet edilmesi asla doğru değildir. Cami dışında herkesin benimseyip gittiği farklı mekânlar kulüpler, dernekler, merkezler olabilir. Fakat millet fertlerinin hep birlikte buluşabilecekleri, kaynaşıp yek vücut olabilecekleri ortak mekanlara ihtiyaç vardır. Camiler bu mekanların başında gelir. Oraları ortak buluşmanın adresidir. Oralarda herkes eşitliğin, kardeşliğin, dostluğun engin havasını teneffüs eder. O kutlu mekanlar insanların, güzellikler ve temiz duygularla şarj oldukları manevi dolum merkezleridir.

Asırlarca Müslümanların ortak buluşma adresi olan, birlik ve beraberliğimizin sembolü sayılan bu mukaddes mekanlara alternatif mekanlar hazırlamaya kalkışmak fitne ve tefrikadan başka bir anlam taşımaz. Çeşitli siyaset, mezhep, meşrep, tarikat ve sanat gruplarının faaliyetlerini icra edecekleri özel mekanları olması tabiidir.

Fakat bu mekanları camiye alternatif saymak gayr-i tabiidir. Kâdirî, Nakşî, Mevlevî, Bektaşî vs. tekkeleri olagelmiştir. Fakat bunlar hiçbir zaman caminin alternatifi olmamıştır. Caminin bütün Müslümanları cem eden, kuşatan vasfını ihlal etmemek gerekir. Cami biz Müslümanların ortak ve nihai sığınağıdır. Bu dünyadan göçerken bile oradan uğurlanıyoruz. Namaz kılanların helalliği ve hüsnü şehadetiyle dünyaya veda ediyoruz.

Bir dinin iki mabedi olmaz. Bütün Müslümanların ortak mabedi camilerdir. Namazlar oralarda kılınır, cenazeler oralardan kaldırılır. Samah, ayin, zikir, dini mûsikî, özel sohbetler gibi faaliyetler tekke, dergah, cemevi gibi yerlerde yapılır. Buna kimseni diyebileceği bir şeyi yoktur. Tarih boyunca da bu hep böyle olagelmiştir. Bu aynı zamanda kültürel çeşitliliği ve zenginliği ifade eder. Fakat her faaliyeti kendi anlamı ve konumu içinde değerlendirip icra etmek gerekir. Dinî görünümlü hiç bir hareket ve faaliyet namazın yerine ikame edilemeyeceği gibi, bu hareket ve faaliyetlerin icra edildiği yerler de caminin yerine ikame edilemez. Cem evlerini camilerin alternatifi yapma girişimleri milletimizin birlik ve bütünlüğü açısından tehlikelidir, bölücülüğe, tefrikaya kapı açmaktır.

Alevi kardeşlerimizin yakın zamanlara kadar ayin-i cem, Muharrem matemi, baş okutma, düşkünlük, kurban kesme, dolu içme, lokma yeme vs. vesilesiyle sazlı sözlü ilahileri, merasimleri tekkelerde serbestçe icra etmişler ve ayrıca kendilerine bu konuda yardımcı olunmuştur. İlk Osmanlı hükümdarları; Abdal Mûsâ, Abdal Murad, Geyikli Baba gibi şeyhleri zengin vakıflarla beslenmiş zaviyeler açmışlardır. Yeniçeri ocağının Bektaşilikle olan bağı malumdur. Bu ocak da Bektaş zaviyesini temsil eden bir babanın bulunması bu bağın kuvvetini göstermektedir. Bilhassa Balkanların fethinde ve fetihten sonra oralarda dini havanın canlı tutulmasında Bektaşi dervişlerinin rolü oldukça önemlidir.

Devletle barışık yaşadıklarında, Aleviliği ve Bektaşiliği İslam’ın alternatifi görmediklerinde, tekkeyi caminin karşılığı saymadıklarında sünni ve alevi kardeşlerimizin birlikte ve huzur içinde yaşamayı başarmışlar, bu tutum her iki kesim içinde hayırlı olmuştur.

Bu tarihi geleneği bozmaya kalkışıp, sanki birbirlerinin rakibi imiş gibi bir tutum takınmak, bu rekabeti hayırda yarışma değil, tefrika ve düşmanlığı körükleme şekline dönüştürmek ülkemizde yaşayan hiç kimsenin hayrına ve yararına değildir.

Hz. Ali, Hz. Hatice validemizden sonra İslam’a giren ilk kimsedir. Hz. Peygamberin amca oğlu ve damadıdır. Üsdü’l-Ğabe de (4/93-94) belirtildiğine göre Hz. Peygamberle ilk namaz kılan kimse Hz. Ali’dir. Ömrü boyunca camiden ayrılmayan, sabah namazında camide şehit edilen Hz. Ali’nin camiyle olan bağı bu kadar güçlü iken alevilik adına cem evini camiye alternatif kılmaya çalışmak, bu durumu alevi sünni gerginliğine alet etmek her açıdan büyük bir vebaldir.

Camide cem olmak, cem evini Alevi-Bektaşi geleneğinin kültürel anlamda yaşatıldığı bir tekke ve zaviye konumunda devam ettirmek birlik ve bütünlüğümüz, huzur ve dostluğumuz açısından daha yararlıdır. Aklın yolu yararlıda birleşmektir.