> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Kur’ân ve Sünnet Çizgisinde Soma’nın Milat Olması
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Kur’ân ve Sünnet Çizgisinde Soma’nın Milat Olması
Doç. Dr. Kerim Buladı
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 043

Kalbimizi cidden acıtan Soma hadisesi, işçi, işveren ve idareci arasında âdil ve kardeşçe bir paylaşımın tekrar gündeme gelmesine ve hayatiyet kazanmasına vesile olmasını temenni ederken, ölen kardeşlerimize Allah’tan rahmet diler ve geride kalan aile fertlerine sabır dileriz.

Elim bir maden kazasında kardeşlerimiz hükmi şehit makamına nail oldular. Ülke olarak derin bir acı yaşıyoruz. Elbette millet ve devlet olarak onların geride kalan acılı ailelerine destek olacağız. Bu bağlamda bir nebzecik de olsa ıstıraplarını ve gözyaşlarını hafifletmek için tedbirler alınacak. Ölüm maaşı, konut yardımı, eğitim desteği gibi hususlar gündeme gelecek ve karara bağlanacak. Kısaca onlar yalnız bırakılmayacak. Ancak bütün bunlar, onların canlarını geri getirmeyecek. Şehit yakınlarının ana-baba, eş, çocuk ve akrabaları yas tutacak, gözyaşı dökecek ve haklı olarak derin teessürler içerisinde devlete ve idarecilere sitemleri olacaktır.

Anlatmak isteğimiz bir başka yön vardır. Ülke ve toplum olarak bu feci hadiseden ders çıkarabilmenin yollarını aramaktır. “Bu hadise ibret almak için ve gelişen ülkelerin aldığı tedbirler ve standartları yakalamak için bir milat olsun” temennileri gündeme gelmektedir. Esas bu arada âhirete yakinen inanan bir Müslüman olarak, işçilerimize insanca yaşayabileceği ücretleri verebiliyor muyuz? Kur’ân ve hadislerde ortaya koyulan hak ve âdâlet kavramı çerçevesinde çalışanlara hak ettiklerini tam ödeyebiliyor muyuz? Ülkenin refah payından onlar için ayırdığımız hisse gerçekten adil midir? Varlık sahibi kimseler, lüks ve konfor yaşamlarından birazcık fedakârlık yaparak istihdam ettikleri kimselerin refah payını yükseltmenin planını yapıyorlar mı? Sahiden hala bugün, asgari ücret mantığını işleterek çalışan işçinin yerine kendimizi koyabiliyor, hiç çekinmeden empati yapabiliyor muyuz? Bir mü’min olarak esas sorgulanması gereken hususlar bunlardır. Toplum olarak bu hadiseyi ne kadar canlı tutarsak tutalım, ne kadar çeşitli yorumlar yaparsak yapalım, yukarıdaki meseleleri, âhirete iman merkezli çözmeden Allah katında sorumluluktan kurtulamayız. Bu elim hadise, çalışanların haklarını âyet ve sünnetin çizdiği doğrultuda verip vermediğimizi muhasebe etmeye vesile olmalıdır.

İslam’ın ana kaynakları ücret üzerinde hassasiyetle durmuştur. Bu konuda bazı âyet ve hadisleri zikretmeye çalışalım: “Doğrusu inanıp yararlı işler yapanlara, kesintisiz bir ecir vardır.”1 “...Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanlara vereceğiniz şeyleri eksik vermeyin...”2 “Sonra herkese- asla haksızlığa uğratılmaksızın-kazandığı tastamam verilir”3 gibi âyetler, herkese hak ettiğinin noksansız olarak ödeneceğini açıklamaktadır.

Ücretlerin farklılık arz etmesi tabiidir. Herkes kabiliyetine, çalıştığı işin özelliğine, üstlendiği riske ve sermayeye sağladığı katkıya göre ücret alma hakkına sahiptir. Bu konuda önemli olan, her çalışana taşıdığı sorumluluğun, harcadığı emeğin karşılığını tam olarak vermek ve insanca yaşayabilecekleri ücreti ödemektir.4

Çeşitli hadislerde işçi hakları ve ücretle ilgili önemli açıklamalara rastlanmaktadır. “Esirlere ve hizmetçilere örfe göre yiyecek ve giyecek verilmeli, taşıyamayacağı yük yüklenilmemelidir.”5

Bu hadisteki “örfe göre” sözünü, “günün şartlarına göre” anlamlandırabilir ve piyasanın kabul ettiği normal ve âdil bir takdirin yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. Buna göre, işçilerin günün şartlarına göre ücretinin verilmesi, sosyal şartlarının düzeltilmesi gerekir.

Bir başka hadiste de şöyle buyurulmaktadır: “Allah kıyamet gününde üç kişinin düşmanı olacaktır. Bu üç kişiden biri, bir işçi çalıştırıp ta onun emeğinden faydalandığı halde ücretini vermeyen.”6

İşçinin ücretinin korunması anlamında şu rivayet oldukça önemlidir. Hz. Peygamber tarihten örnek verir. Üç kişinin Allah tarafından imtihan edildiğini söyler. Yolda giderlerken yağmura yakalanan üç kişi, bir mağaraya sığınırlar. Yağmurun tesiri ile yukarıdan aşağı yuvarlanan büyük bir taş, mağaralarının ağzını kapatınca içeride kalırlar. Her biri yaptıkları en samimi amellerini hatırlayarak Allah’a yalvarmaya başlarlar. Bunlardan biri şöyle niyazda bulunur: “Ya Rabbi! ben bir ölçek pirince bir işçi tuttum. İşini bitirdiği vakit: “bana hakkımı ver” dedi. Ben de kendisine ölçeğini arz ettim. Fakat kabul etmedi. Ben de onu ekmeye devam ettim. Nihayet o ektiğim pirinçten çobanlarıyla birlikte bir sürü sığır elde ettim. Bir zaman sonra bana geldi ve: “Allah’tan kork. Benim hakkımı ver” dedi. Bunu üzerine ben “Çobanlarıyla beraber şu sığırları al götür” dedim. Bana “Allah’tan kork. Benimle alay etme” deyince ben: “Seninle alay etmiyorum. Bu sığırları çobanlarıyla beraber al götür” dedim. O da hepsini aldı götürdü. Eğer bunu senin rızanı kazanmak için yaptığımı biliyorsan, bizi bu kayadan kurtar.” Bunun üzerine Allah Teâlâ, onların mağarasının ağzını kapatan kayayı oradan kaldırır. 7

İslam; işverene, işçiye âdil bir şekilde ve zamanında ücretini vermesini emretmiştir. Hz. Peygamber “İşçiye teri kurumadan ücretini veriniz”8 beyanı ile işçiye zamanında ücretin ödemesini istemiştir.

Hz. Peygamber, “Kim bize âmil (işçi, memur) olursa, ücretiyle hanım alsın (evlenebilsin). Eğer hizmetçisi yoksa hizmetçi tutsun. Eğer evi yoksa ev kazansın” buyurmuştur. Hz. Ebû Bekir, daha sonra Hz. Peygamberden şöyle işittiğini nakleder: “Bundan başka servet edinenler ya hıyanet edicidir veya hırsızdır.”9

İnsan için zaruri olan ve yokluğunda insanın hayatiyetini sürdüremeyeceği yiyecek, giyecek ve barınak gibi temel ihtiyaç maddeleri büyük önem taşımaktadır. Kur’ân, çeşitli vesilelerle insanın gerek duyduğu temel ihtiyaç maddelerine atıfta bulunur. Taze et, balık, tahıl, süt, sebze, meyve, bal, yağ vb. yiyeceklerden söz eder.

“(Allah, su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir...”10 “İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O’dur...”11 “Şüphesiz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasında (gelen) içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz.”12

“Sosyal güvence” derken, genelde bugünkü iş hayatında olduğu gibi bir işçiyi sigorta ettirmek, bir miktar maaş vererek boğaz tokluğuna çalıştırmak akla gelmemelidir. Müslüman bir işadamı çalıştırdığı işçinin temel gıda maddelerini ya da hayatın zaruri ürünlerini alabilecek bir miktar kadar aylık ödeme yapmalıdır. Başka bir ifade ile etini, sütünü, balını, sebzesini ve meyvesini alabilecek seviyede ona ücret vermelidir.

Hz. Peygamber, işçisinin şahsiyetine önem verilmesi gerektiğine önemle işaret etmiştir. “Sizden birinizin hizmetçisi, ateşin sıcağına ve dumanına katlanarak pişirdiği yemeği size getirdiği zaman onu beraberinde oturtsun ve o da yesin. Şayet yemek azsa onun eline o yemekten bir ya da iki lokma versin.”13

Ma’rur b. Süveyd anlatıyor. “Ebu Zer’i gördüm. Üzerinde bir elbise vardı. Kölesinin (hizmetçisinin) üzerinde de aynı elbiseden vardı. Bunun sebebini sorunca bana şöyle dedi: Bir adamla münakaşa ettim. Onu annesi sebebi ile yerdim. Beni Peygamber (s.a.v.)’e şikayet etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber ‘Ey Ebu Zer! Gerçekten sen kendisinde cahiliyet adeti bulunan kimsesin. Onu annesi ile mi ayıpladın. Onlar sizin hizmetinizde olan din kardeşlerinizdir. Allah onları sizin ellerinizin altına (sizin idarenize) vermiştir. Kimin elinin altında (idaresinde, hizmetinde) bir kardeşi varsa, yediğinden ona yedirsin, giydiğinden ona giydirsin. Onlara yapamayacakları şeyleri yüklemeyin! Şayet yüklerseniz onlara yardım ediniz.’ dedi.”14

Kalbimizi cidden acıtan Soma hadisesi, işçi, işveren ve idareci arasında âdil ve kardeşçe bir paylaşımın tekrar gündeme gelmesine ve hayatiyet kazanmasına vesile olmasını temenni ederken, ölen kardeşlerimize Allah’tan rahmet diler ve geride kalan aile fertlerine sabır dileriz.

Dipnotlar: 1) Fussilet, 41/8. 2) A’raf, 7/85. 3) Âl-i İmrân, 3/161. 4) Kerim Buladı, Başarılı ve Güvenilir İşadamının Yol Haritası, Hayat yayınları, İstanbul, 2006, s.116. 5) Muvatta, İsti’zân, 16. 6) Buharî, Büyû, 106; İcâre, Rühûn, 4; Ahmed b. Hanbel, 2/358. 7) Buhârî, Edeb, 5, Büyû’, 98; İcâre, 12; Müslim, Zikir, 100; Ahmed b. Hanbel, II, 116. 8) İbn Mâce, Ruhûn, 4. 9) Ebû Dâvûd, Harac, 10. 10) Nahl, 16/11. 11) Nahl, 16/14. 12) Nahl, 16/66. 13) Müslim, Eymân, 42; Ebû Dâvûd, Et’ıme, 51; Tirmizî, Et’ıme, 44; Ahmed b. Hanbel, I, 388; 446. 14) Buharî, Hk, 15; Müslim, Zühd, 74; Eymân, 38.