> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Hakkı Hak Batılı Batıl Görebilmek
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Hakkı Hak Batılı Batıl Görebilmek
Semih Yolaçan
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 026

İnsanoğlu, yaratılışından itibaren hak ve batılın mücadele ettiği dünya sahnesinde bir oyuncu konumunda olmuştur. Bu oyuncular, kendi iradeleri ile ya hak ya da batıl taraftarı rolünü seçerler ve seçtikleri rollerini kusursuz bir şekilde oynama gayreti içerisinde olurlar. Hakkın tarafında olan insanoğlunun göstermiş olduğu gayret elbette ki normal karşılanırken batıl ehlinin bu yanlış gidişat üzerindeki gayreti oldukça tuhaf bir durumdur. Neden batılda ısrar eder insanoğlu? Nedir bu konuda onu gayrete sevk eden?

İnsanoğlu ilahi buyruklardan yüz çevirirse doğru olan yoldan sapar. Bunun sonucunda da küfür batıklığına saplanıp kalır. Bu bataklık bazen öyle bir kuşatır ki insanı adeta onda fena bulur. Bataklıkla aynileşir. Gıdası bataklık olur. Düşünen beyni, gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili bataklıktır artık. Bu sebeple hak ile batıl ekseni kaymış ve tüm doğruları o batıl bataklığı olmuştur. Ayeti kerime bu gerçeği şu şekilde haber verir:

“Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf 36-37)

Bu hezeyanları sebebi ile kendilerini, var ve bir olan, varlığında şüpheye mahal olmayan Allah Teala’ya davet eden peygamberlerine: “Tanrıları, tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir!”1 derken kendilerini hakkın savunucusu olarak görmektedirler.

Bu da yetmiyormuş gibi debelenip durdukları bataklık içinde kalmaya devam ettiklerinden dolayı kendilerini şanslı görürler ve: “Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı”2 diye sevinç naraları atarlar.

Batıl bataklığına düşmeye görsün insan, ne faydası ne zararı olan, ne işiten ne gören, kendi elleri ile yonttuğu putları kırıldığında ağzından çıkan “tanrılarınıza yardım edin!”3 feryatlarını kulakları işitir de kendi yardımlarına muhtaç zavallılara taptıklarını beyinleri idrak edemez.

Bu bataklık kimi zaman kibir olur ve iblise: “Ben ondan (Adem’den) daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın4 Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim.”5 dedirir.

Kimi zaman kıskançlık olur bu bataklık, Kabil’i çepeçevre kuşatır. Kim bilir neleri paylaştığı can ciğer kardeşine: “Andolsun seni öldüreceğim”6 dedirir. Tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’ın kardeşlerine: “Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!”7 dedirttiği gibi.

Bazıları makam mevki bataklığında boğulur. Öyle ki bu hırs Firavunu ilahlık iddiasına sevk eder ve “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!”8 diye seslenen Firavuna acziyetini unutturur. Firavun hak ve batıl ekseninde öyle bir kayma yaşamıştır ki etrafındakilere: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.”9der. Aynı hastalığa tutulmuş olan Nemrut ise tabir yerindeyse Allah Teala ile boy ölçüşmeye kalkıp “Ben de öldürür ve diriltirim”10 der kendi yaratılmışlığını unutarak.

Şehvet bataklığı da ayrı bir imtihandır insanoğlu için. Bu bataklıkta saplanıp kalan Lut Kavmi kendilerini hakka davet eden peygamberlerine: “Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?” dediler.”11 Batıl gözlerini o derece kör etmişti ki sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.12 Bu sebeple yaşamış oldukları akıl tutulması Lut Kavmini: “Onları (Lût’u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış!”13 deme noktasına getirmişti.

Mal sevgisi de aşırı denecek bir noktaya vardığında gözleri kör edip hakka perde olur. Malı veren asıl Malikül Mülkü unutturur. Kendisine: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.”14 diye nasihat eden kişilere, Karun: “O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, ”15 der.

Hepsi de batıl davalarındaki samimiyetlerinde sadıklardır. Asla taviz vermezler. Fakat Allah Teala:

 “Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir”16 buyurarak dikkatlerimizi çeker ve Habibi Edibine hitaben:

“Sen “Allah” de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!”17 buyurur.

Bu elbette ki göz ardı edilemeyecek bir uyarıdır. Tabii ki sağlıklı, fıtratı bozulmamış gözler bu uyarıdan nasip alacaktır. Rabbimizden bizleri, hidayete erdirdikten sonra ayakları kayanlardan eylememesini niyaz ediyoruz. Hakkı hak batılı da batıl olarak görebilmeyi ardından da batıldan sakınıp hakka ittiba eden kullarının arasına katmasını diliyoruz. Amin.

Dipnotlar: 1) Sa’d 5. 2) Furkan 42. 3) Enbiya 68. 4) Araf 12. 5) Hicr 33. 6) Maide 27. 7) Yusuf 9. 8) Naziat 24. 9) Mümin 26. 10) Bakara 258. 11) Hicr 70. 12) Hicr 72. 13) Araf 82. 14) Kasas 77. 15) Kasas 78. 16) Kehf 103-104. 17) Enam 91.