> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Sırât Üzerine Kancalar Asmak
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Sırât Üzerine Kancalar Asmak
Dr. Murat Kaya
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 024

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle haber verir:

“Bir defasında birtakım insanlar:

«‒Yâ Rasûlallah! Kıyamet gününde biz Rabb’imizi görecek miyiz?» diye sordular.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

«Önünde hiçbir bulut yokken güneşi görme hususunda itişip kakışarak bir zarar ve sıkışıklığa uğrar mısınız?» buyurdular.

Sahâbîler:

«‒Hayır yâ Rasûlallah!» dediler… Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle devam ettiler:

«İşte şüphesiz sizler kıyamet gününde Cenâb-ı Hakk’ı böyle göreceksiniz. Allah Teâlâ o gün bütün insanları bir araya toplar ve: “Kim neye tapıyor idiyse onun peşine düşsün!” buyurur. Bunun üzerine dünyadayken güneşe tapanlar güneşin ardına, ay’a tapanlar ayın peşine düşer, tâğûtlara tapanlar da onların ardına takılıp giderler. Yalnız bu ümmet, içinde münafıkları da olduğu hâlde yerinde kalır. Allah Teâlâ onlara, evvelce tanıdıklarından farklı bir sûrette tecellî edip: “Ben sizin Rabb’inizim!” buyurur. Onlar (Rabb’lerini o tecellî ile tanıyamadıkları için); “Sen’den Allah’a sığınırız, Rabb’imiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır, (yerimizden ayrılmayız). Rabb’imiz bize geldiğinde biz O’nu tanırız!” derler.

Allah Teâlâ onlara bu defa da tanıdıkları sûrette tecellî edip: “Ben sizin Rabb’inizim!” buyurur. Onlar da: “Sen bizim Rabb’imizsin!” der ve O’na (emrine veya meleklerine) tâbî olurlar.

Bundan sonra cehennem köprüsü kurulur. Ümmetini onun üstünden en evvel geçiren ben olurum. O gün rasûllerin duaları “اَللّٰهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ: Allâhumme sellim sellim: Allah’ım, selâmet ver, selâmet ver!”dir. Sırat Köprüsü’nde saʻdân dikenlerine benzer birçok çengeller vardır. Sizler saʻdân dikenlerini gördünüz mü?»

Sahâbîler:

«‒Evet gördük yâ Rasûlallah!» dediler. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) devamla şöyle buyurdular:

«İşte bu çengeller saʻdân dikenlerine benzerler. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını Allah Teâlâ’dan başka kimse bilemez. İşte bu çengeller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli sebebiyle helâk olur, kimi yere serilip (günâhı nisbetinde) yara aldıktan sonra kurtulur. Nihayet Allah Teâlâ kulları arasındaki meselelerde hükmünü tamamladıktan sonra, cehennem ehlinden Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet edenler içinden dilediklerini çıkarmayı murâd edince meleklerine, onları çıkarmalarını emreder. Melekler onları secde izlerinden tanırlar. Zîrâ Allah Teâlâ, cehenneme, Âdemoğlu’nun secde izlerini yakmayı haram kılmıştır. Melekler onları, kavrulup simsiyah olmuş vaziyette cehennemden çıkarırlar. Üzerlerine “Hayât Suyu” denilen bir su dökülür de sel uğrağında biten yabanî reyhan tohumları gibi hızla canlanırlar. İçlerinden birinin yüzü cehenneme dönük olarak kalır:

«Yâ Rabbî! Kokusu beni zehirliyor, alevi de yakıyor, ne olur yüzümü Cehennemden başka tarafa çevir!» der. Bu şekilde dua etmeye o kadar devam eder ki nihâyetinde Cenâb-ı Hak:

«İstediğini verirsem sen başka bir şey daha istersin!» buyurur. O kul:

«İzzetine yemîn ederim ki hayır! Sen’den, bundan başka bir şey istemeyeceğim!» der.

Allah Teâlâ onun yüzünü Cehennem’den başka tarafa çevirir. Bir müddet sabreden kul dayanamayıp:

«Yâ Rabbî, beni Cennet’in kapısına yaklaştır!» der. Cenâb-ı Hak:

«Sen başka birşey istemeyeceğine dâir söz vermemişmiydin! Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu! Ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefâ etmez birisin!» buyurur.

O kul bu şekilde duâ etmeye devam eder. Nihâyetinde Cenâb-ı Hak:

«Bu istediğini verirsem sen başka bir şey daha istersin!» buyurur. O kul:

«İzzetine yemîn ederim ki hayır! Sen’den, bundan başka bir şey istemeyeceğim!» diyerek Allah Teâlâ’ya, başka bir şey istemeyeceğine dâir birçok ahidler, sözler ve mîsâklar verir. Bunun üzerine Allah Teâlâ onu cennetin kapısına yaklaştırır. O kul, cennetin içindeki güzellikleri görünce, Allah’ın dilediği kadar bir müddet sükût eder ama yine dayanamaz:

«Yâ Rabbî! Beni Cennet’in içine koy!» der. Cenâb-ı Hak:

«Sen başka birşey istemeyeceğine dâir söz vermemişmiydin! Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu! Ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefâ etmez birisin!» buyurur. O da:

«Yâ Rabb! Beni mahlûkaatının en bedbahtı kılma!» der ve bıkıp usanmadan duâ etmeye devam eder. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona güler (râzı olur). Râzı olunca da Cennet’e girmesine izin verir. Cennet’e girdiğinde o kula:

«Şunları şunları da iste!» diye (hatırlayamadığı ve bilmediği şeyler de hatırlatılır.) O da ister. Sonra yine:

«Şunları şunları da iste!» denir. O da uzun uzun taleblerde bulunur. Nihayet bütün arzu ve istekleri bitince Allah Teâlâ ona:

«Bunların hepsi ve bir o kadarı daha, (hatta on misli) hep senindir.» buyurur.”

Ebû Hüreyre (r.a) der ki: “Bu adam, cennete en son giren kimsedir.” (Buhârî, Rikâk, 52)

Diğer bir rivâyette Allâh Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“…Sırat’tan ilk geçenleriniz şimşek süratiyle geçerler… Sonra rüzgâr gibi, sonra kuşun uçuşu ve bir adamın hızla koşması gibi geçerler. Onları bu şekilde amelleri geçirir. Bu esnâda sizin Peygamberiniz de Sırat’ın başında durur ve devamlı olarak: رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ

«Yâ Rabbî, selâmet ver, selâmet ver!» der. İnsanların amelleri kendilerini Sırat’tan geçiremez hâle gelinceye kadar bu durum böyle devam eder. Hatta bir kişi gelir, yürümeye güç yetiremez de sürünerek gitmeye çalışır. Sırât’ın iki tarafında asılı çengeller vardır. Bunlar emrolundukları insanları yakalamakla vazifelidirler. İnsanların bir kısmı bu çengeller tarafından tırmalanmış ve yaralanmış vaziyette kurtulur, bir kısmı da cehenneme atılıverir.” (Müslim, İman, 329)

“Sırat köprüsünde mü’minin şiârı: «رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ: Yâ Rabbi, selâmet ver, selâmet ver!» duasıdır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 9/2432)

Benzer bir rivâyeti de Hz. Âişe (r.a) nakleder:

“Bir defasında Cehennem’i hatırlayıp ağladım. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) beni bu vaziyette görünce:

«–Âişe, neyin var?» diye sordu.

«–Cehennemi hatırladım da ağladım. Siz peygamberler kıyâmet günü âile fertlerinizi hatırlar mısınız?» dedim.

Allah Rasûlü (s.a.v) şu karşılığı verdi:

«–Üç yer vardır ki oralarda kimse kimseyi düşünmez:

1. Mîzan’da ameller tartılırken, terazinin hafif mi yoksa ağır mı geldiğini öğrenmeden,

2. “…İşte buyrun kitabımı okuyun!” (el-Hâkka, 19) deyinceye kadar amel defterleri verilirken, defterinin sağından mı, solundan mı, arkasından mı verileceğini bilmeden,

3. Bir de cehennemin sırtlarına Sırat Köprüsü kurulduğunda. Köprünün iki yanında pek çok kancalar ve sert dikenler vardır. Allah Teâlâ bu kancalar vasıtasıyla mahlûkâtından dilediğini yakalayıp cehenneme atar. İşte kişi bu kancalardan kurtulup kurtulamayacağını öğrenmedikçe kimseyi düşünemez».” (Hâkim, IV, 622/8722)

İşlenen her günah, Sırât Köprüsü’nün üzerine asılan bir kanca ve çengeldir. Onlar oradayken Sırât’ı geçmek ya çok zor veya imkânsızdır. Artık dileyen bu kancaları çoğaltsın, dileyen de tevbe ve istiğfâr ile oradan çıkartsın!