> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Îmân İkrarı ve İstiğfar
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Îmân İkrarı ve İstiğfar
Cafer Durmuş
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 018

Bakara suresinin son iki ayetinde şöyle buyruluyor:

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. “Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır” dediler.

Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla. Bize rahmetinle muamele et. Sen bizim Mevlâmızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (2/285-286)

Rivayet olunduğuna göre, bir önceki ayet-i kerimedeki “İçinizdekileri açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi hesaba çekecektir” (Bakara suresi, 2/284) fermanı üzerine ashâb-ı kiram telâşa düştüler. Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize namaz, oruç, hac ve cihad gibi güç yetirebileceğimiz şeyler emredildi. Onları yapıyorduk. Şimdi sana indirilen şu âyetin gereğini yerine getirmeye tâkatimiz yetmez” dediler.

Rasûlullah (s.a.); “Yoksa siz de, sizden önce Yahûdî ve hıristiyanların dediği gibi “işittik isyan ettik” demek mi istiyorsunuz” buyurunca, ashâb-ı kiram hep bir ağızdan:

“İşittik ve itaat ettik. Günahlarımızı affeyle ya Rab! Dönüş yalnız sanadır.” dediler. Bakara 285. ayet-i kerimesinde itaat ve teslimiyet bildiren sözleri hep birlikte söylemeye başladılar. Söyledikçe dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı. Buna binaen 286.ncı ayet-i kerimede, güçlerinin yetmeyeceği şeylerden hesaba çekilmeyecekleri müjdesini aldılar. “Gönülden geçenlerden hesaba çekilmek”ten maksadın, bilinçli olarak kötülüğe azmetmek olduğu ve bunun, kaçınılması güç olan havâtırı ihtiva etmediği bildirilmiş oldu.”

* * *

Dikkat edilirse, “Bakara sûresinin ilk beş âyetinde iman esaslarına yer verilmiş, müttaki olmak ve kurtuluşa erebilmek için bunlara inanmanın ve gereğince amel etmenin önemine dikkat çekilmişti. Konumuzu teşkil eden son iki ayette ise İslâm’ın temelini oluşturan Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine imanın, mü’minlerin ayrılmaz bir vasfı olduğu tekrar vurgulanmıştır.

Çünkü mü’min olmak; Allah’ın ve peygamberin emirleri karşısında duyarlı olmaktır. En büyüğünden en küçüğüne kadar bütün tekliflere “işittik ve itaat ettik” diyerek mukabele etmektir. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine imanımızı yeniden ikrar ettik. Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmadık, demektir.

“Ey Rabbimiz! Eğer işittiklerimizin gereğini yerine getirme hususunda kusur ve hatalarımız olursa bizi bağışla!” diye yalvarmaktır. Unutulanlar ve hataen işlenen kötülükler hususunda mağfiret talebinde bulunmaktır. Bizden öncekilerin tabi tutulduğu gibi ağır imtihanlarla sınanmayalım, diye yalvarmaktır. Her şahsın, ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutulacağı bilincini tazelemektir. Kazandığı hayrın kendi lehine, işleyeceği kötülüklerin de kendi aleyhine olacağı inancını tazelemektir.

Böylesi şuurlu tekrarların lüzûmuna binaen Peygamberimiz (s.a.v.); “Bakara suresinin son iki âyetini okuyan, geceyi ibadetle geçirmiş veya kıyamet gününün azabından korunmuş olur.” (Buhârî, Megâzî, 12) buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte ise “Allah Teâlâ, Bakara sûresini iki âyetle sona erdirdi ki, bunları bana arşın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar hem rahmettir, hem duadır, hem Kur’an’dır.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 14) buyurmuştur.

Bu Nebevî tavsiyeye imtisal etmek üzere ecdadımız vakıflarda hususi “cihet” ihdas etmişlerdir. Cami ve mescidlerde imamet, hitabet, hatimhanlık ve Yâsinhanlık cihetlerine ilaveten Âmenerrasûlühanlık ciheti tevcihinde bulunmuşlardır.

Rûhu’l-Beyân’da bu ayetlerin Miraç gecesinde Rasulullah (s.a.v.)’in Cenab-ı Hak ile mükâlemesini ifade ettiği belirtilmektedir. Şimdi bize gereken, bu ayetlerdeki dua cümleleriyle Allah’a yalvardıktan sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in; “Allah’ım! Senin isminle yanımı yatağa koydum. Günahlarımı bağışla.” diye niyaz etmektir. Ölümün kardeşi olan uykuya ibadet dinginliği içinde varmaktır. Namaz için tekrar uyanırken “Ölüme benzeyen uykudan yeniden dirilircesine bizi uyandıran Allah’a hamd olsun. Dönüş ancak O’nadır” demektir. Yeni bir güne tekrar dualarla başlamaktır. Gün içerisinde üzerimize düşen vazifeleri ibadet şuuruyla yerine getirmektir.

Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerle çizilen kulluk çerçevesi bu olmalı.

DÜNYA VE AHİRET NASİBİ

Şûrâ suresinde şöyle buyruluyor: “Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.” (42/20)

“Dikkat edilirse burada ahiret kazancını isteyen bu kişi hakkında, “onun dünyada da nasibi vardır” buyrulmamıştır. Hâlbuki kendisi için taksim edilen rızık şüphesiz insana ulaşacaktır. Herhalde bu, kişinin dünyadaki nasibinin, ahiret sevabı yanında hiçbir şey olmadığını belirtmek içindir.

Çünkü hakka ve hayra hizmet yolundan olmayan, bilakis içine şüpheli veya haramlar karışmış olan dünya amelleri salkım, söğüt, defne, zakkum ağacı ve Ebu Cehil Karpuzu gibidir. Baharda yapraklarının tazeliği göz kamaştırır. Ancak hasat ve harman zamanı gelince bunların hiçbir faydası yoktur.

Bir şekilde hayır ve hakka hizmetle bütünleşerek ahiret amelleri cümlesinden sayılan işler ise üzüm ve hurma ağacı gibidir; kışın bunların manzarası çirkindir. Ancak devşirme zamanı geldiğinde sana tam bir azık ve hazırlık olurlar; ambarda gıda stoku olurlar.

Nitekim Allah Teâlâ Habib-i Ekrem (s.a.v.)’in şahsında bizleri dünya süslerine aldanmaktan sakındırmış ve “Bazı zümrelere kendilerini denemek için verilen dünya hayatının süsüne gözlerini dikme”meyi (Tâhâ suresi, 20/131) emretmiştir. “Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” (Bakara suresi, 2/201) demeyi öğretmiştir. Dünya ve ahiret nasiplerinin değerince kıymet vermeyi tembih etmiştir.