> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Aman İbadetlere Dikkat
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Aman İbadetlere Dikkat
Prof. Dr. Süleyman Derin
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 016
İçinde bulunduğumuz mübarek Üç Aylar, ibadet hayatımızı gözden geçirmemiz için bize ihsan edilmiş güzel bir fırsattır. Salik önce farzlardan başlayarak nafilelere doğru ibadetlerini tek tek ele almalı ve bunları daha güzel nasıl yapabileceğinin derdinde olmalıdır. İmam Rabbani mektuplarının pek çoğunda bu konuyu ele almış, tasavvufi hayatın merkezine farzların ciddiyetle ifasını yerleştirmiştir. “İslam beş temel üzerine kurulmuştur” hadisini şerh ettiği III. cilt 17. Mektubunda şöyle der: İtikadımızı tashih ettikten sonra Müslümanın ikinci vazifesi amellere sarılmaktır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İslam beş temel üzerine kurulmuştur”. Hadiste ilk sırayı namaz aldığı için İmam bu konuya özel ehemmiyet verir. Aslında içinde bulunduğumuz Üç Aylar namazlarını tam kılamayan kardeşlerimiz için bulunmaz bir fırsattır. Zira namaz İmam’a göre içinde hiçbir ibadette olmayan nice sırları barındırır: Namaz, Allah’a ve Rasulü’ne imandan sonra ibadetlerin en üstünüdür. İman gibi namazın da güzelliği onun kendi zatından kaynaklanmaktadır. Diğer ibadetlerin güzelliği ise zâtî değildir, başka sebeplere dayanır... Namazda kıraat, rükû, secde, kıyam, celse ve diğer rükünlerde dikkati elden bırakmamalı ve bunları en güzel şekliyle yerine getirmelidir. Rükünleri eda ederken ruhî sükûnet ve itminanı elde etmeye gayret etmeliyiz. Namaza gevşek davranmamalı ve namazları daima ilk vakitlerinde kılmaya özen göstermelidir zira emirleri yerine getirme konusunda ağırdan almak itaatsizlik ve edepsizlik anlamına gelir. İmam beş vakit namaza ilaveten bizlere teheccüt uyarısında bulunur. Hele Ramazan ayında sahura kalkıp da teheccüd kılmamak maneviyat ehli bir mümin için düşünülemez: Teheccüt namazı bu tarikat ehli için sanki farz mesabesindedir. Bunun için gayret sarf edilmeli ve bir zaruret olmadıkça teheccüd terk edilmemelidir… Seher vakitlerimizi istiğfar, tevbe, iltica ve tazarruyla geçirmeli, günahlarımızı hatırlayıp pişmanlıkla yakarmalıyız. Ahiret azabının korkusunu içimizde hissederek istiğfar etmeliyiz… Kuşluk namazını kılmak mümkün olursa bu salik için büyük bir devlettir. Namazla geçen tüm bu vakitleri ganimet bilmek gerekir. İmam Rabbani namazdan sonra ikinci olarak zekat konusunu gündeme getirir, bu konudaki ihmalkarlığı münafıklığın bir alameti olarak görür: Mallarımızın zekatını vermek de dinin yapılması zorunlu emirlerindendir. Şu halde hak eden kimselere zekatımızı severek ulaştırmalı, kabul etmelerinden dolayı da onlara minnettar olmalıyız. Allah subhanehu, “size verdiğim nimetlerden kırkta birini fakir kullarıma verin ki, ben de size bol bol mükafat vereyim” buyururken, malımızdan kıymetsiz bir miktarı verme konusunda duraksamak ve cimrilik etmek insafsızlığın son noktası değil de nedir? Allah’ın emirleri karşısında ağırdan almak, kalbin hastalığından ve semavi hükümlere yakinî iman sahibi olamamaktan kaynaklanır. Kalp tasdik etmediği sürece sadece dilden kelime-i şehadeti söylemek kafi değildir. Nitekim münafıklar da bu kelimeyi manasını ciddiye almadan dilleri ile söyler dururlar. Halbuki yakinî imanın göstergesi sadece konuşmak değil, dini vazifeleri gönül rahatlığıyla ve severek yerine getirmektir. Bugün esefle söyleyebiliriz ki İslam’ın farzları arasında zekat ile ziraat mahsullerinin zekatı olan öşür çokça ihmal edilmektedir. İnsanlar namaz ve orucu daha fazla oranda yerine getirirken, dünya sevgisinin kalpleri bürümesi sebebiyle zekat vermek nefislere çok ağır gelmektedir. Halbuki Kur’an-ı Kerim çoğu yerde namaz ile zekatı bir arada zikretmektedir. Bu konuda yapılan bir başka ihmal ise ciddi bir hesap yapmadan zekat niyetine özellikle Ramazan ayında az çok bir infakta bulunmaktır. Halbuki zekat iyice hesap edilmeli ve hak edenlere verilmelidir, böyle yapılırsa Allah katında son derece kıymetli bir ibadet olur: Zekat niyetiyle verilen üç beş kuruş, sadaka niyetine verilen nice altından daha değerlidir. Zira biri farz diğeri nafiledir. İmam Rabbani’ye göre şeytanın tuzaklarından biri de insana farzları ihmal ettirip onu nafilelere yönlendirmesidir. Farzlar ihmal edildiği zaman nafilelerin salike layıkı veçhile faydası olmayacaktır: Farz ibadetlere kıyasla nafile ibadetlerin ne kıymeti olabilir ki. Keşke nafilelerin farzlara oranla sevabı okyanusa göre bir damla kadar olsaydı (Bu kadar bile değeri yoktur). Melun şeytanın hilelerinden biri de, insanları farz ibadetlerden alıkoyup bunun yerine onları nafile ibadetlere teşvik etmesi ve onları zekat vermekten yüz çevirtmesidir. İmam’a göre Ramazan orucu da müminin gelişiminde son derece önemlidir. Özellikle son senelerde Ramazan ayının sıcak ve uzun yaz günlerine gelmesi bazı Müslüman kardeşlerimizin oruç tutmamalarına sebep olmuştur. İmam bu konuda şöyle der: Mübarek Ramazan ayında oruç tutmak dinin zorunlu emirlerdendir. Şu halde oruç tutmaya ihtimam göstermeli ve geçerli bir mazeretimiz olmadan orucu terk etmemeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Oruç cehennem ateşine karşı kalkandır” buyurmuştur. Eğer yolculuk ve hastalık gibi geçerli bir mazeretimiz bulunursa bu durumda o gün orucu kazaya bırakmamızda bir sakınca yoktur; fakat söz konusu mazeret ortadan kalktıktan sonra vakit kaybetmeden orucumuzu kaza etmeli, tembellik ederek onu ertelememeliyiz. Hac konusuna gelince imam bu konuda saliklere fıkıh kitaplarına müracaat etmeyi tavsiye eder. Ömürde bir kere farz olduğu için Haccın farzları ve nafileleri bu kaynaklardan öğrenilmelidir: Dinimizin beşinci rüknü ise Allah’ın evi Kâbe-i Muazzama’yı haccetmektir… Şartlar oluştuğunda hac vazifesini yerine getirmeliyiz. Peygamber Efendimiz “Hac önceden işlenmiş olan bütün masiyetleri yok eder.” buyurmuştur. İmam Rabbani bu tür uyarılara kulak vermeyip de gaflet içinde yaşamaya devam eden müminlere ise şu uyarıda bulunur: Dinimizin haram ve helal hududuna riayet etmeli ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak durmalıyız. Eğer gayemiz ebedi kurtuluşa ermekse daha ne zamana kadar tavşan uykusunda yatacağız ve kulaklarımızı gaflet pamuğu ile tıkayacağız? ... Bir gün zorla uyandırılmadan kendimiz uyanmalı, cehennemi gerektirecek amellerden kaçınmalıyız. Yüce Rabbimiz: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” buyurmuştur. Allah Teala’dan niyazımız cümlemize İslam’ın farzlarını yerine getirme ve haramlarından kaçınma hususunda hepimize uyanıklık nasip etmesidir.