> 2014 > Haziran - "Büyük Kurtuluş" Planı > Berât Programı Hakkında
"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Berât Programı Hakkında
Ali Hüsrevoğlu
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 011

Allah tarafından insana verilen bütün nimet ve imkanlar kaybı durumunda telafi edilebilir olarak verilmişken, hayat/ömür nefes nefes hesaplanarak bir defaya mahsus olarak verilmiştir. Hiçbir canlı, bir kullandığı nefesi ikinci defa kullanma imkânına sahip değildir. Bu konuda “yâ rabbi boşta bulundum/ daldım/ farkedemedim/ bir şans daha tanı” gibi dilek ve mazeretler geçersizdir. Bu konuda insanı uyanık tutması için gönderilen Kur’ân âyetleri yoruma imkan bırakmamaktadır: “Bunlardan birilerine ölüm çıkageldiği vakit ‘Rabbim ne olur beni dünyaya geri döndür, belki/yok yok kesinlikle ben kalan zamanda işe yarar birşeyler yaparım’ der. Fakat aslâ! Bu sadece onun böyle bir durumda gevelediği laflardan ibarettir.” (Mü’minûn, 99-100)

Fâtır Suresi otuzaltıncı ve otuzyedinci âyet-i celîlesi ise bu konuda celal tecellisini ifadelendirmektedir: “Küfredenlere/verdiğimiz nimeti görmeyenlere/görmezden gelenlere cehennem ateşi vardır.”

Bunlar hakkında sonlandırıcı karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar, ateş azabından da hiç bir şey hafifletilmez. İşte küfrü/nankörlüğü kendilerine meslek edinenlere böyle karşılık veririz. Onlar orada korkunç çığlıklar/ feryadlar içindedirler: “Ey Rabbimiz, çıkar bizi şuradan, dünyada yapmakta olduklarımızdan daha başka, işe yarar bir şeyler yapalım” derler. Biz, düşünüp öğüt almak isteyenin düşünmesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi size? Üstelik sizi böyle bir duruma karşı uyarıcı da geldi. Öyleyse tadın bu azabı. Zâlimler için yardımcı diye bir şey yoktur.”

Burada dikkat edilirse olay gerçeği/gelmesi muhakkak bir sonu/uyarıcılarla belirtilmiş bir felaketi görmemekle/görmezden gelmekle/vurdumduymazlıkla başlıyor. İnsanın kendisine zulmüyle ve bu zulmün karşılığını görmesiyle sonuçlanıyor. Buhârî’nin Ebû Hüreyre’den rivayet ettiği bir hadîs-i şerifde Peygamber Efendimiz, “Allah eğer bir kimseye altmış yıl ömür vermişse onun mazeret üretme imkânını tüketmiştir” buyuruyor.

Küfürden, küfrü netice veren sözlerden elimizden geldiği kadar uzak durmaya çalışıyoruz da kendimize zulmetmekten hiçbir zaman geri duramıyoruz. Halbuki dua mecmualarında yer alan ve hadis kaynaklı dualardan birinde “Kendine zulmeden bir kulun yapması gereken tevbeyi yapıyorum yâ Rabbi” diyoruz, “kendimize câhilce zulmetmekten vazgeçmiyoruz.” (Ahzâb, 72)

İki büyük ve öncelikli sıfatları Rahman ve Rahîm olan yüce Rabbimiz bize zamanı bütün bir kütle halinde değil, küçük parçalara ayrılmış, her bir parçasının kıymetini bilerek ve idrâk ederek kullanabilmemiz için asırlara, çağlara, dönemlere, yıllara, aylara, haftalara, günlere, saatlere, dakikalara, saniyelere, sâliselere ve daha küçük birimlere ayırarak vermiştir. Bir fizikçiden maddenin dördüncü boyutunun bir saniyesinin kaç binlere bölünebildiğini dinlemek ve bu bilgiye ulaşan insanın aylarını, yıllarını ve de ömrünü boşa harcayıp da üzüntü duymadığına ne demeli bilmiyorum.

Rabbimiz, bu sınırlı ömrümüzün pişmanlıkla bitmesini istemediği için bize önümüzdeki yıl programımızı ve düşüncelerimizi soruyor. İsteklerimizi alıp değerlendirmek ve onları bize vermek istiyor. Bu sebeple her kamerî takvimin Şa’ban ayının on beşinci gecesinden bir sonraki aynı geceye kadarki süre için kullarından her birinin yıllık hayat programını/kaderini yazıyor. Mesela bir yıl içinde evlenecek, hacca gidecek, vefat edip bu dünyadan ayrılacak... insanın dünyasını ve ahiretini ilgilendiren ne kadar önemli konu varsa hepsi yıllık programa alınıyor. Biz bunu bir yıl içinde işlediğimiz günahların bağışlanma gecesinden ibaret sanıyoruz. Halbuki bir yıl sonrası için dilek ve düşüncelerimiz bizden isteniyor.

Eğer bu geceye sağlık ve âfiyetle erişecek olursak, ve de Allah’dan ne isteyelim diye bana soracak olursanız ben şunları istemeyi planlıyorum: Yârabbi önce bize bedelsiz verdiğin îmânımızı koru. Bunun için sana çok teşekkür ediyoruz ama bedelini ödemediğimiz hiçbir şeyin kıymetini bilmiyoruz, bizi bağışla ve îmânımızı alma. Çünkü Peygamberimiz, bir zamanlar gelip müslümanların öyle karanlık fitnelerle imtihan edileceklerini, sabah mü’min olanın akşama kâfir, akşam kâfir olanın sabaha mü’min çıkacağına karşı uyarmıştı:


Yâ ilâhî saklagıl îmânımız
Verelim îmân ile tâ cânımız

Ey Rabbimiz, mâdem ki bütün insanlığın derdini bize yükledin ve Türkiye’yi tekrar bütün müslümanların umudu haline getirdin, bize en kısa zamanda en hayırlı bir yönetici kadrosu ve en iyi bir yönetim sistemi nasib et. Yöneticilerimizi yalnızca sana secde eden, senden başkasına kulluk etmeyenlerden seçmeye bizi başarılı kıl. Mâdem ki hükümetler halklarının aynasıdır, bizi bu konuda dünyaya mahcub etme. Bize öyle bir ihsanda ve ikramda bulun ki kendimizi, manevi değerlerimizi, aziz vatanımızın can damarlarını ve nesillerimizi kaybettiğimiz yıllarımızı bir daha kaybettirmemek üzere bize yeniden ver. Senin herşeye gücün yeter. Buna inanıyoruz. Bizi de kendine öyle bağla ki biz de karşımıza çıkan hiçbir problem karşısında ezilmeyelim, başarıya ulaşalım.

Yâ Rabbi, bize verdiğin her bir nefesin kıymetini bilmeye ve boşa harcamamaya muvaffak et. Programsız, rastgele yaşadığımız ömürler, arka arkasına birçok nesillerin mahvolmasına yaradı. Bugünden sonra nesillerimizi senin yolunda tutacak imkanları bize bahşeyle... Âmin.