"Büyük Kurtuluş" Planı
340.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Kurtulmak
Ahmet Taşgetiren
2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 001

Kurtulmak.

Denizde fırtınaya yakalanırsınız, kurtulmak güzeldir.

Deprem olur, kurtulmak güzeldir.

Kaza olur, kurtulmak güzeldir.

İmtihana girersiniz, kurtulmak güzeldir.

İnsanın hayat boyunca kurtulmak gibi bir gündemi olur.

Kur’an insanın önüne ayrı bir “Kurtulma” gündemi koyuyor. Ve o kurtuluşu, gerçek kurtuluş olarak niteliyor; daha Kuran diliyle söylersek “Büyük kurtuluş.”

Dünyada yaşanan güçlüklerin tamamı, geçici bir süre içinde karşılaşılan imtihan noktaları.

İnsan böyle imtihan noktalarında da korku ve ümit arasında gider gelir, bunların tamamı, geçici dünya hayatı ile birlikte sona erer.

Kur’an, “Büyük kurtuluş”u, ebedi hayattaki kurtuluş olarak tanımlıyor. O da, ebedi mutluluk demek olan Cennet ve Cemalullah’la buluşmak olarak ifade edilebilir.

Bir de “Büyük felaket” vardır, Kur’an diliyle ifade edersek “Hüsran” vardır, o da, insanın yolunun cehenneme çıkmasıdır. “Ne kötü sığınaktır orası!”

Allah Teala’nın kurduğu dünya – ahiret sistemi ve onun içindeki insan hikayesi, insanın ebedi kurtuluşa veya hüsrana çıkacak yürüyüşünün hikayesidir.

Ya kazanacağız ya kaybedeceğiz.

Allah Teala insana, ebedi kurtuluşun yollarını da gösteriyor, hüsranın sebeplerini de.

İnsanın sınavı, önce bu yolculuğun farkına varmak, Allah Teala ile ilişkisinin, dünyanın, ukbanın farkına varmak. Bu insanı, büyük bir mes’uliyetle karşı karşıya bırakıyor. Dünyayı, ebedi kurtuluşu kazanacak şekilde değerlendirme mes’uliyeti.

Kimi insan bunun farkında oluyor ve dünya hayatını ciddiye alıyor, kimisi de yine Kur’an diliyle ifade edersek “oyun ve eğlence”den ibaret sanıyor. Dünyayı ebediyyen kalınacak bir yurt gibi telakki ediyor ve dünyadaki mutluluklardan sonsuz huzura yöneliyor, üzüntülerden bitmeyecek bir kahır yükleniyor.

Peygamberler, onların izinden giden Allah dostları insanı “Dünya sizi aldatmasın” diye uyarıyor.

Bu uyarıları dikkate alan duyarlı mü’minler de, yüreklerinde sürekli korku ile ümit, yani “Havf ve reca” hassasiyeti taşıyorlar.

Son nefeste iman ile gitmek, mizanda sevapları ağır gelmek, Rabbin huzurunda yüzü ak çıkmak, kıldan ince kılıçtan keskin olan Sırat Köprüsünü geçebilmek... Bunlar, mü’minlerin kalb sancısı gibi depreşip duran ukdelerdir. Hazreti İbrahim gibi bir Peygamber, “İnsanların yeniden diriltilecekleri günde “Beni utandırma...” (Şuara, 88) diye dua ediyor, rahmet-i Rahman’a sığınıyor.

Hasan Basri rahmetullahi aleyhe izafe edilen bir menkıbe rivayet edilir:

Bir gün yolda giderken çok neş’eli, gülen bir adamla karşılaşır. Ona:

“–Ey kardeşim! Sırâtı geçtin mi?” diye sorar. Adam: “–Hayır.” cevâbını verince tekrar sorar: “–Peki cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceksin? Bunu biliyor musun?” Adam yine: “–Hayır.” diye cevap verir. O vakit Hasan-ı Basrî o adama şunları söyler: “–Allâh sana âfiyet versin! O hâlde niçin bu kadar taşkınca gülüyorsun? Unutma ki, o kıyâmet gününün işi çok çetindir!..” Kuddusi de Hasan Basri Hazretlerinin yüreğindeki yangını, iki mısraya şöyle döker: Geçtin mi sırâtı gülüp oynarsın acep sen Bu ayş ü sefâlarla geçen hale güvenme Evet o gün, çetin bir gündür. Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçtığı, herkesin başının derdine düştüğü gündür. Kurtuluş, işte o hengameyi atlatabilmekte ve selamet sahiline çıkabilmekte, meleklerin selamladığı bir iklime kavuşabilmektedir. Oraya buradan gidiliyor. Dünyadan. Dünya da İslam olmaktan. Rasulü Ekrem Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’in krallara gönderdiği mektupta “İslam ol kurtul” çağrısı yapması Halik-ı Zülcelal’in kurduğu insan - dünya – ahiret düzeninin kaçınılmaz sonucudur. İslam kurtuluştur, kurtuluş İslam iledir. Bu, Rabbani düzendir. Başka kurtuluş yolları gösterenlerin, insanı ve kainatı, Halik Teala’nın yaratışından, tanzim edişinden, ve kıyametle sona erdirişinden başka türlü izah edebilmesi gerekir. Böyle bir izahın imkanı yok. İnsan istese de istemese de bu tanzimatın içindedir ve seyrü seferini o mecrada yapmaktadır. Ebedi kurtuluşu istiyorsa, Halik’ın düzenini idrak etmesi ve ona uyum göstermesi gerekir. Rabbin, elçileri vasıtasıyla önümüze koyduğu “Kurtulma gündemi”ni içimize sindirdikten sonra bize lazım olan şey, “Büyük kurtuluş”a kavuşmak için bizden istenenleri bilmemiz ve ona göre bir “Dünya hayatı” tanzim etmemizdir. Allah’ın elçilerinin getirdiği insanlık düzeni, bütünüyle bir kurtuluş çerçevesidir. Bu açıdan bakıldığında Kur’an-ı Kerim’in ihtiva ettiği bütün bir ölçüler manzumesi, insanoğlunun elinden tutup onu “Büyük kurtuluş”a ulaştırır. Kur’an’ı canlı hayat haline getiren Allah Rasulü (sallallahü aleynhi ve sellem) de izinden gidildiği ölçüde, insanoğlunun yolunu “Fevzü’l- azim – Büyük kurtuluş”a ulaştırır. Allah Teala buyurur: “Ey iman edenler, Allah ve Rasulü, sizi hayat verecek şeylere çağırdığında ona icabet edin.” (Enfal, 24) Dünyada da hayat Allah’ın ve Rasulünün çağrısında, ebedi alemde de... O yüzden Kur’an’a kurtuluş rehberi gibi bakmak, Rasulullah (s.a.v.)’ın elinden kurtuluş yolculuğunun kılavuzu gibi tutmak, bunun için de hem Kur’an’ı, hem canlı Kur’an olarak Rasulullah’ı bütün kalbi dikkatimizle ve rikkatimizle okumak sorumluluğundayız. Okumak, öğrenmek ve yaşamak zorundayız. Kur’an ki, Allah Teala’nın insanoğluna son kurtuluş mesajı olarak, bünyesinde, Hazreti Adem’den, yani ilk insandan bu yana bütün insanlığın dünya imtihanını bizlerin önüne sermiş ve anlatılan bütün insanlık hikayelerinin içinde, bir yandan hüsran örneklerini, bir yandan selamet yollarını işaretlemiştir. Mesela Cenab-ı Mevla’ya “... (insanların) diriltilecekleri gün, beni utandırma!” diye yakaran Hazreti İbrahim aleyhisselam örneğini yeniden hatırlarsak, o duanın devamında şöyle dediğini görürüz: “O gün ne malın bir faydası olur, ne de evlâdın. Yalnızca Allah’ın huzuruna kötülükten korunmuş (selim) bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!” (Şuara, 88-89) Ne mal, ne evlad. Ne şan, ne şöhret. Ne de dünyevi herhangi bir statü. Bunlar o gün kurtarıcı olmayacak. Kurtarıcı olan, “selim bir kalb” olacak. Allah Teala, “Benim huzuruma selim bir kalb ile gelin” buyuruyor. Selim bir kalb, Allah’ın huzuruna çıkacak kıvama gelmesi için emek verilmiş bir kalbtir. Selim kalb, Kur’an’ın ölçülerine göre yoğrulmuş bir kalbdir. Selim kalb, “Allah zikri ile doyurulmuş” bir kalbdir. Selim kalb, ihsan kıvamında, yani Allah’ı görüyormuş gibi bir yaşama disiplini kazanmış, ve vücudun bütün uzuvlarına ilahi ölçü şuuru taşıyan kalbdir. Bu, güzel bir Müslümanın kalbidir. Büyük kurtuluş, güzel Müslüman olmaktadır. Rabbin huzuruna güzel Müslümanlığını götürene ne mutlu!