> 2014 > Mayıs - Meşrulaştırmalar... > Güzellik Üretimi
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Güzellik Üretimi
İdris Arpat
2014 - Mayıs, Sayı: 339, Sayfa: 044

Gâye olmayınca gaflet basıyor. Gaflet, “uydum kalabalığa” tavrıdır. Herkes gibi olmak yâni. Herkes gibi olmak, kendini yaşamamaktır, rol yapmaktır. Vicdanının gösterdiği istikâmette değil, alkışın geldiği yönde ilerlemektir. Tribünlere oynamaktır, ilkesizliktir.

Gâye nedir? Hedefi büyük tutmaktır. Meselâ, dünyanın en etkili romanını yazmak, küresel ölçekte ses getiren bir ilim adamı olmak, Kur’ân-ı Kerîmi, murâd-ı ilâhîye en uygun bir şekilde açıklayan müfessir olmak gibi niyetler gâyedir. Hemen belirtelim ki, nihâî gâye Allah rızasıdır.

Hedef çok büyüktür ve uzaklardadır. Dağ başındaki bir yıldız gibi sanki. Ona ulaşmak için dağa çıksan, o karşı dağda parlayacaktır. Belki ona ulaşmak hiç mümkün olmayacaktır ama, biz ona ulaşmak heyecanıyla, hatırı sayılır bir mesafe almış olacağız.

İnsan gençliğinde “dünyayı kurtarmak” hevesiyle yanar tutuşur. Gün gelir kendi mahallesinin, kendi akraba grubunun, kendi ailesinin bile onun istediği çizgiye gelmesinin bir hayâl olduğunu görür. Lâkin o, kendisine biçtiği bu rol sayesinde çok canlı ve yorucu mücadeleler vermiş, kapasitesini kullanmış, toplum hayrına yaşamıştır.

Acaba İslâm dininin “ihsan” dediği şey bu mu? Yâni, “Allah’a, O’nu görüyormuş gibi kulluk etmek.” Kulluğumuzu Allah’ın müşâhadesi altında icra ettiğimizin şuurunda olmak.

Allah’ı (c.c.) seviyorsak, O’nun rızası gâyelerin gâyesi ise elbette yaptığımız her bir işi O’na beğendirmek isteyeceğiz. İşimizi beğendirmek durumunda olduğumuz makam çok büyük bir makamsa, elbette iş hususundaki hassasiyetimiz, titizliğimiz artacaktır. Bir de iş sevdiğimiz bir işse, bir ibadet heyecanıyla yapıyorsak işte bu, tam sanatkârane bir tutumdur, işiyle bütünleşme hâlidir. “Allah güzeldir, güzelliği sever” beyânı da duyarlılık ve heyecanımızı zirveye taşıyacaktır.

Sanat nedir? Güzellik üretimidir. Müslüman kimdir? Güzellik üreten insandır.

“Kullarıma söyle; sözün en güzelini söylesinler.” (İsra, 53) âyet-i kerimesini pekâlâ, “Müslümanlar söz sanatlarında hep zirvede olsunlar” diye de anlamak mümkündür.

Güzel yaşanmış, aşırılıktan uzak, dengeli bir hayatta bir sanat eseridir.

“İnsan ya okunmaya değer bir kitap yazmalı, ya da yazılmaya değer bir hayat yaşamalı.”

Öldükten sonra unutulup gitmemenin yolu bu anlayıştan geçiyor. Her ikisi de bir sanat eseridir. Güzel yazılmış bir kitap ta, güzel yaşanmış bir hayat ta iz bırakır.

Allah (c.c.), âlemin her bir tarafında nice bin güzellik yaratarak bizi güzellik üretmeye mi teşvik ediyor? “Ben güzelliği seven bir Allah’ım. Güzellikler yaratışım bundandır. Kullarım da güzellik üretsin” mi demek istiyor?

Müslümanı, “güzellik üreten insan” diye tarif ettiğimizde, kendiliğinden üretkenlik, verimlilik boyutu da devreye girer. Yani sürekli güzellik üreteceksiniz. Üretmiyorsanız, ya da ürettiğiniz güzellik değilse, maksat hâsıl olmuyor demektir. Sürekli yaratan Allah’ın üreten kulları olur.

Yanlış anlamamak gerekir; buradaki güzellik bütün alanları kapsar. İman, ibadet, ahlâk, hukuk, mimârî, çevrecilik, edebiyat, mûsikî, belli ölçüler dâhilinde resim. Kelimenin kapsamını alabildiğine genişleterek söylüyorum; müslüman hayatı güzelleştiren insandır. Kulluk dediğimiz işte budur. Bunu yaparken temel gâye Allah rızasıdır. Güzel duygular ve vecd hâli de işin peşin mükâfatıdır.

Başa dönersek, idealizm ve “ihsan sırrı”nın kaybedilmesi nedir? İnsanın hayatı maddesiyle yaşamasıdır. Gönül dünyasının ölümüdür. Gâyeyi unutmak, vâsıtada boğulmak ve bitmektir.

İslâm dünyası maalesef, asırlardır üretkenlik, keşf ve icât heyecanını yitirdiği gibi estetik hissini de yitirmiştir. Koca bir dünya, dinini bir-kaç ritüelden ibaret sanarak, biteviye onları tekrar edip durmuştur. Asırlar var ki ümmet-i Muhammed hayata bir şey sunamamış, ırz ve namusunu koruyamamıştır. Sopa yemeyi kanıksamış, kan ve can vermeyi sürdürmüştür. Zillet ve esaret zincirlerini kolye sanmıştır. Aklını kullanmakta, ilim ve düşünce üretmekte yaya kalmıştır. Tozu dumana katamadığından, tozu dumanı yutmak zorunda kalmıştır.

Bu neden böyledir? Altı bin küsur ayet-i kerimeden, bir o kadar hadis-i şeriften neden verimsiz bir din anlayışına gidilmiştir?

Bu sorunun cevabı dikkatli, azimli, hakkın hatırın âlî tutan, ilim ve düşünce namusuna sâhip ilim ve tefekkür adamlarını beklemektedir.

* * *

Ardı arkası kesilmez çalışmalara soyunmak... Devamlı düzenli, planlı, programlı çalışmalar müslümana yakışmaktadır, “Umutsuzluk ölümdür” ama umutsuzca da olsa çalışmak tembellikten iyidir.

Geçim probleminin halledilmesi ana meseledir. Bu, ölümlü dünyada ayakta durabilmenin, hayatta kalabilmenin temel şartıdır. Ayakta durabilme gayretleri çok şanslı şerefli bir iştir. Ne ki, her şey bundan ibaret değildir. Hayatın hedefleri arasında toplum hayrına yaşamak, daha güzel dünyalara yol açmak, daha nezih, daha maneviyat yoğun atmosferler oluşturmak ta vardır. Bu işler ufku geniş, hayal dünyası zengin, gözlerini ve dikkatini Arş-ı Âlâ’ya çevirmiş vakıf insanları beklemektedir. Netice de bu insanlar, çalışmalarının bereketini ölümlü dünyada, ölümlü insanlara bırakır ve giderler.

Bir ömür bir tek gayeye adanmıştır; Allah rızası. O’nun razı oluşu ne güzelliklere yol açacaktır.

Riyâ ve gösteriş dediğimiz zillet, insanların gözüne girme arzusu insana yakışmamakta, tevhide uymamaktadır.

Hayır, insan bir başka insanın kulu-kurbanı değildir ve olmamalıdır.

* * *

Bir şeyleri gerçekleştirme arzusu insanı canlı tutuyor. Gâyesi bitenin heyecan ve hareketi de bitiyor. İnsan, gönlünde istek ve arzuları canlı tutmalı, istek ve arzuların bitmesi hareketsizliktir. Ve hareketsizlik ölümdür.