> 2014 > Mayıs - Meşrulaştırmalar... > Sağdan Yaklaşmak
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Sağdan Yaklaşmak
Dr. Murat Kaya
2014 - Mayıs, Sayı: 339, Sayfa: 018

İnsanın kendini aldattığı veya başkası tarafından aldatıldığı yolların başında “sağdan yaklaşmak” gelir. İnsanın nefsi veya şeytan, sağdan yaklaşarak, yapılan işi meşrû gösterir. Hâriçten gelen kötü niyetli insanlar da mağdurlarını çoğu zaman sağdan yaklaşarak aldatırlar. Yaptıkları işin doğru olduğuna dâir sahte deliller üretir veya sağlam delilleri eğip bükerler. Böylece vicdanları rahatlatarak yanlış işlerin kolayca yapılabilmesini sağlarlar. Bunlar insanların samîmî duygularını, iyi niyetlerini ve hayır yapma arzularını da çok iyi kullanırlar.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Kendilerinden örtülmüş bulunan gizli yerlerini yine kendilerine âşikâr etmek için şeytan onlara telkinde bulundu: ÇRabbiniz sizi, sonunda ya birer melek olursunuz, yahut ebediyyen kalanlardan olursunuz diye bu ağaçtan men etti, başka sebepten değil!È dedi. ÇHem iyi bilin ki ben sizin hayrınızı isteyenlerdenim!È diye her ikisine de kuvvetle yemin etti. Böylece onları aldatarak mevkilerinden indirdi...” (el-A’raf, 20-22)

“Derken şeytan ona vesvese verdi ve ÇEy Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve hiç zevâl bulmayacak bir saltanatı göstereyim mi?È dedi.” (Tâhâ, 120)

Âdem (a.s)’ın yanlış bir düşüncesi yoktu, sadece Allah’a daha yakın olmak, melekler gibi olmak ve Cennet’te ebedi kalmak istiyordu. Şeytan, bu güzel duyguları kullanarak onu aldattı...

Burada şeytanın kullandığı mübâlağalı üslûba ve yemine de dikkat edelim. Konuşurken aşırı mübâlağalara kaçmak, sahte tevâzûlar göstermek, merhamet ve şefkât duygularını harekete geçirmek, sahtekârların kullandığı en mühim usullerdir.

Diğer mühim bir husus da şudur ki, temiz kalpli insanlar herkesi kendileri gibi zannederler. Herkesin Allah’tan korktuğunu sanarak, “Böyle azamet sahibi bir Zât’a karşı kimse isyâna kalkamaz ve O’nun adına yalan yere yemin edemez” diye düşünürler. Nitekim Hz. Âdem ve Hz. Havvâ da, hiç kimse yalan yere Allah’a yemin etmez zannetmişlerdi. Lâkin hakikat hiç de öyle değildi. Allah’ı hakkıyla tanımayan câhil insanlar, dünyevî eğitimleri hangi seviyede olursa olsun, akla mantığa hiç uymayan yanlış işler yaparak Allah’ın emirlerini görmezden gelebiliyor, hatta O’nun adına yalanlar uydurabiliyordu. Bu durumu, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’den Kur’ân dinleyerek müslüman olan ve hakikati gören cinler de şöyle ifade ederler:

“Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar, saçma sapan şeyler uyduruyormuş. Doğrusu biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemez, sanmıştık!” (el-Cin, 5)

Akl-ı selim sahibi kimseler, Allah Teâlâ’nın azametini ve kudretini bildikleri için, böylesine yüce bir Rabbe karşı hata yapmaktan korkar ve titrerler. Ama câhil, gâfil ve sefih insanlar maalesef Allah adına yalanlar söyleyerek insanları aldatıyor, böylesine büyük bir cürmü işleyebiliyor...

Bu sebeple Cenâb-ı Hak bizleri îkâz ediyor:

“Ey İnsanlar! Rabbinizden korkun! Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası adına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin! Bilin ki, Allah’ın va’di haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o çok aldatıcı olan şeytan, sizi ÇAllahÈ ile aldatmasın!” (Lokman, 33; Fatır, 5. Krş. el-Hadîd, 20)

Şeytan insanı, ilerde tevbe edersin, affedilirsin, Allah Ğafûr ve Rahîm’dir, diye ümidlendirir, günahlara cesaretlendirir. Zâten şeytan, Cennet’ten kovulduğunda Cenâb-ı Hakk’a karşı büyük bir cür’etle şöyle demişti:

“Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için Sen’in doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve Sen, onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın!” (el-A’râf, 16-17)

Bu âyet-i kerimelerden anlaşıldığına göre şeytan insana sadece sağdan yaklaşmakla kalmıyor, her yolu deniyor, her yönden saldırıyor. İnsanlardan ve cinlerden olan adamlarını da bu yolda kullanıyor. O hâlde şeytanı sadece cinler arasında aramamalı. İnsanlardan da şeytanlar vardır. Onlar da önden, arkadan, sağdan ve soldan yaklaşırlar. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler (ve vesveseler) telkin eder dururlarÉ” (el-En’âm, 112. Krş. en-Nâs, 4-6)

“ÉŞeytanlar kendi dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlarÉ” (el-En’âm, 121)

“ÉŞüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (el-A’raf, 27, 30)

Bu hile ve aldatmaları dünya hayatındayken anlayıp kendisini kurtarabilenlere ne mutluÉ Burada anlayamayıp da âhirette gözünü açanlar için ise fırsat kaçmış, iş işten geçmiş olacaktır. Onların, aldatıldıklarını farkettikleri andaki perişan hallerini ve pişmanlıklarını resmeden şu manzara, hepimiz için ibret olmalıdır:

“(Allah Teâlâ, meleklerine emreder:) ÇZâlimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri toplayın da Sırât’a, Cehennem köprüsüne doğru götürün! Onları tevkif edin, çünkü onlar sorguya çekilecekler!È

Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz? Hayır bugün onlar teslim olmuşlardır. Bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Tâbî olanlar, önderlerine:) ÇSiz bize sağdan gelip dururdunuz (sûret-i haktan görünürdünüz)!È derlerÉ” (es-Sâffât, 22-28)

İnsanın; Cenâb-ı Hak, O’nun dini ve dünyaya geliş maksadıyla ilgili bilgileri sağlam ve doğru olmazsa, aldatmada usta olan varlıklar onu kolayca aldatıverirler. Hem de sûret-i haktan görünerek ve sağdan yaklaşarak... Sonra da menfur emellerine ulaşma yolunda o insanın her şeyini kullanırlar. Bu sebeple insanın çok uyanık olması, doğru bilgi kaynaklarını bulması ve bilinmesi zarûrî olan temel bilgileri edinmesi lâzımdır.