> 2014 > Mayıs - Meşrulaştırmalar... > Mü'min İzzeti
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Mü'min İzzeti
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
2014 - Mayıs, Sayı: 339, Sayfa: 013

"Asıl güç ve izzet Allah’ındır, Resûlünündür ve Mü’minlerindir.."  (El Münafikun 8)

Bilgi ve Bilinç Boyutu

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de hem Allah Teâlâ’ya ait olduğuna hem de inananlar-inanmayanlar ilişkisinde önemli bir yeri bulunduğuna dikkat çekilen İzzet (ÇäÙÒÉ) kelimesi; şeref, onur, güçlü ve üstün olmak, galip gelmek ve saygınlık gibi anlamlara gelmektedir. İzzetü’l-mümin (ÙÒÉ ÇäåÄåæ), tamlama olarak mü’minin şerefi, izzeti ve saygınlığı demektir. Buradaki mü’min kelimesini iman olarak değerlendirecek olursak ( ism-i fâil bi ma’na mastar), bu defa tamlama “iman izzeti (ÙÒÉ ÇäÇêåÇæ)” demek olur. Bu anlamdaki (yani imandan kaynaklanan özgün) izzet, “gerçek izzettir”. Nitekim bir âyet-i kerime’de “âïäò Çääñîçïåñî åîÇäğãî Çäòåïäòãğ ÊïÄòÊğê Çäòåïäòãî åîæò ÊîÔîÇÁï èîÊîæòÒğÙï Çäòåïäòãî åğåñîæò ÊîÔîÇÁï èîÊïÙğÒñï åîæò ÊîÔîÇÁï èîÊïĞğäñï åîæò ÊîÔîÇÁï Deki Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini azîz eder/yüceltirsin (ÊïÙğÒñï), dilediğini de zelîl eder/alçaltırsın (ÊïĞğäñï)É”1 buyurulmak suretiyle gerçek izzetin kaynağı ortaya konulmuş bulunmaktadır. Bir âyet-i kerimede de åîæò ãîÇæî êïÑğêÏï ÇäòÙğÒñîÉî áîäğäñîçğ ÇäòÙğÒñîÉï ÌîåğêÙëÇ “Kim izzet ararsa, bilsin ki izzet tümüyle Allah’a aittir”2 buyurulmuş ve insanın sahip olmak isteyeceği izzetin yegâne kaynağı ve nerede aranması gerektiği açıklanmıştır. Yine bir âyet-i kerimede Resulullah sallahu aleyhi ve sellem’e hitaben “ èîäîÇ êîÍòÒïæòãî âîèòäïçïåò Åğæñî ÇäòÙğÒñîÉî äğäñîçğ ÌîåğêÙëÇ çïèî ÇäÓñîåğêÙï ÇäòÙîäğêåï Onların sözleri/propagandaları seni üzmesin. Hiç kuşkusuz izzet/güç tümüyle Allah’ındır. O her şeyi duymakta ve bilmektedir”3 diye hiçbir düşman propagandasının aslında mümin izzetine zarar veremeyeceği bildirilmiştir.

Bu son iki âyet-i kerimede tümüyle izzetin Allah’a ait olduğunun bildirilmiş olması, pek tabii olarak, izzet kavramının ve niteliğinin, insanlar ve özellikle inananlar tarafından kullanılamayacağı anlamına asla gelmez. Tam aksine insanların sahip olacakları her çeşit izzet, onur ve üstünlüğün, Allah’tan olduğu ve ancak bu durumun farkında olunması halinde bir değer taşıyacağı vurgulanmış olmaktadır. Zira bir başka âyet-i kerimede açıkça, “ èîäğäñîçğ ÇäòÙğÒñîÉï èîäğÑîÓïèäğçğ èîäğäòåïÄòåğæğêæî Asıl güç ve izzet Allah’ındır, resûlünündür ve mü’minlerindir..”4 buyurulmuştur.

Davranış Boyutu

Öte yandan izzet kelimesi, bir kişinin başkaları karşısında üstün bir konumda bulunmasını, ekonomik ve sosyal açıdan güçlü ve etkili olmasını da ifade eder (zâhiri izzet). Bu anlamda “izzet, zayıflık, âcizlik ve alçaklık” anlamlarına gelen “zillet” kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Nitekim bir âyet-i kerimede5 “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever onlar da Allah’ı severler; mü’minlere karşı alçak gönüllü(ezille), kafirlere karşı vakarlıdırlar (eizze)..” Ashâb-ı kirâm’ı tanıtan âyet-i kerimede de “O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert/şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler..”6 buyurulmuştur. Bir önceki âyette “eizze” diye ifade buyrulan tavır, bu âyette “eşiddâ’” kelimesiyle karşılanmıştır. Buradan anlaşılmaktadır ki, “kafirlere karşı vakarlı ve sert/şiddetli davranmak” iman izzetinin davranışsal gereğidir.

Yine bu iki âyet, Müslümanın imandan kaynaklanan izzetinin müminlere karşı alçak gönüllü ve merhametli davranmayı gerektiren köklü (gerçek) bir izzet olduğunu, bunun dışındaki davranışların iman izzetine yakışmadığını göstermektedir. Müslümanlar ya da zayıf kimseler karşısında aslan kesilip düşman ve güçlüler karşısında süt dökmüş kedi tavrına bürünmenin Müslüman davranışı olamayacağını belirlemektedir. Akif merhum bu durumu büyük bir acı ile ve “görülmedik bir zillet” olarak şöyle dile getirmiştir:


Enseden arslan kesilmek, cepheden yaltak kedi...
Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!
7

Mağlubiyet/yenilgi her zaman, güç kuvvet, şeref ve izzet sahibi olmamaktan ileri gelmez. Üstün olanlar da zaman zaman yenilgiye uğrarlar. Fakat bu durum esas olan gerçeği, yani imandan kaynaklanan gerçek izzeti/üstünlüğü gölgelemez ve değiştirmez. Nitekim Uhud Savaşı’ndaki görünürde yenilgiye uğramış olan Müslümanlara Allah Teâlâ èîäîÇ ÊîçğæïèÇ èîäîÇ ÊîÍòÒîæïèÇ èîÃîæòÊïåò ÇäòÃîÙòäîèòæî Åğæò ãïæòÊïåò åïÄòåğæğêæ “Gevşemeyin ve üzülmeyin. Eğer gerçekten inanmışsanız en üstün olan sizlersiniz”8 buyurmak suretiyle, onları hem teselli etmiş hem de değişmeyen gerçeği hatırlatmıştır. Bu durumun tartışılmaz delili ise bir başka âyet-i kerimede وَاللَهُ مَعَكُمْ = Allah sizinledir”9 diye ortaya konulmuş bulunmaktadır.

Kur’an-ı Kerîm’de izzet kelimesi kâfir ve münafıklarla ilgili olarak geçtiği yerlerde, onların İslam esasları karşısında takındıkları anlamsız kibir, gurur ve inat tavırlarını ortaya koymak üzere kullanılır. Bir misal vermek gerekirse, “èîÇğĞîÇ âğêäî äîçï ÇÊñîâğ Çääñîçî ÇîÎîĞîÊòçï ÇäòÙğÒñîÉï ÈğÇòäÇğËòåğ Ona, Allahtan kork!” denilecek olsa, kibri ve gururu onu günaha sürükler”10 buyrulur.

İzzet Arayışları

Kendileri için izzet/üstünlük sebebi olacağını umarak Allah’tan başka yaratıkları ilah edinenlerin bu davranışlarının anlamsızlığı, çarpıklığı, yanlışlığı ve isabetsizliği çok açık bir şekilde “èîÇÊñîÎîĞïèÇ åğæò Ïïèæğ Çääñîçğ ÂäğçîÉë äğêîãïèæïèÇ äîçïåò ÙğÒñëÇ Onlar kendilerine bir itibar ve güç/izzet vesilesi olsun diye Allah’tan başka tanrılar edindiler.”11 âyetinde tespit ve teşhir edilmiştir. Olmayan yerde izzet ve şeref aramanın, boşa gidecek bir davranış olduğu daha baştan bellidir. Ancak küfür mantığı bu durumu kavrayamamaktadır.

Õ èîÇäòâïÑòÂæğ Ğğê ÇäĞñğãòÑğ Èîäò ÇäñîĞğêæî ãîáîÑïèÇ áğê ÙğÒñîÉí èîÔğâîÇâí

“Sâd. Öğüt ve uyarı dolu Kur’an’a and olsun ki kâfirler, bu uyarıya kulak verecekleri yerde, tam bir gurur ve muhalefet duygusu içindedirler”12 ayet-i kerimesi kâfirlerin duygusal ve davranışsal yanlışlarını ilan etmektedir.

İzzet sahibi olmak, izzet aramak elbette güzeldir. Ancak bu izzet, imandan kaynaklanan bir izzet olmak ve gerçek izzetin kendisine ait olduğu Allah Teâlâ’ya yönelik bir arayış olmak kaydıyla.. Çünkü Âkif merhumun büyük bir acı, canhıraş bir feryatla ifade ettiği gibi, “izzet dini İslâmdır”:

“Ey cemaat-i müslimîn! Ta âlem-i ervahda ikrar ver­diğimiz bu din-i mübin, izzet dinidir, azamet dinidir, saadet dinidir. Zillet dini değildir, meskenet dini değildir, sefalet dini değildir.” 13


Çiğnenirsek biz bugün, çiğnenmek istihkâkımız:
Çünkü izzet nerde, bir bak, nerdedir ahlâkımız.

Müslümanları bir tarafa bırakıp, İslam dışı muhit ve gruplara yönelmek suretiyle bir anlamda dünya kamuoyunda kendileri için izzet ve saygınlık aramaya kalkan bireylerin, Müslüman grupların ve yönetimlerin bu yaptıkları da yukarıdaki âyet-i kerimede dikkat çekilen inançsızların yaptıklarına benzer büyük bir yanlıştır. Mümin izzetine temelden aykırı bir tutum ve davranıştır. Oysa Müslümana, merhum Muhammed Hamidul­lah’ın ifadesiyle “En günahkâr Müslüman kardeşimiz, bize kâfirden daha yakındır” düşünce ve yaklaşımı yakışır. Aksi halde gerçek izzet sahibi Müslümanları bırakıp onlara karşı İslam düşmanlarıyla birlikte iş tutan, Müs­lüman­lara karşı savaş ve ihanet girişimlerinde bulunan münâfıkların konumuna düşülmüş olur. Münafık­lar ise, ÇäñîĞğêæî êîÊñîÎğĞïèæî ÇäòãîÇáğÑğêæî ÃîèòäğêîÇÁî åğæò Ïïèæğ ÇäòåïÄòåğæğêæî ÃîêîÈòÊîÚïèæî ÙğæòÏîçïåò ÇäòÙğÒñîÉî áîÅğæñî ÇäòÙğÒñîÉî äğäñîçğ ÌîåğêÙëÇ Mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet, yalnızca Allah’a aittir”14 diye hem teşhir edilmiş hem de pek ciddi şekilde kınanıp uyarılmışlardır.

Herhalde bu gerçeklerden dolayıdır ki, yoldan geçmekte olan bir Allah dostuna,

“-Efendi hazretleri, dua ediniz de ümmet-i Muham­med kurtulsun

diye ricada bulunan Müslümana, o zât-ı muhterem;

“- Evlat, Sen bana ümmet-i Muhammed’i göster, ben sana kurtulduğunu söyleyeyim” diye cevap vermiştir.

O halde yeniden İslâm’a, yeniden imana, yeniden izzete, yeniden şevket ve devlete, yeniden rahmet ve mağfirete hep birlikte hep beraber, haydin mü’minler, haydin kardeşler...

Dipnotlar: 1) Al-i İmran (3), 26. 2) Fâtır (36), 10. 3) Yunus (10), 65. 4) El-Münafıkun (63), 8. 5) El-Maide(5), 54. 6) Et-Feth(48), 29. 7) Safahat, s. 328. 8) Al-i İmran (3), 139. 9) Bk. Muhammed (47), 35. 10) El-Bakara (2), 206. 11) Meryem (19), 81. 12) Sâd (38), 1-2. 13) Bk. M.A. Ersoy, Tefsir yazıları ve vaazlar, s. 304 (DİB yayınları, Ankara, 2012). 14) En-Nisa (4), 139