Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Aziz Okuyucu
Altınoluk
2014 - Mayıs, Sayı: 339, Sayfa: 001

Bu sayımızda İslam - Müslüman ilişkisinde çok önemli bir problemi gündem konusu yaptık.

Meşrulaştırmalar...

Altınoluk, işte bu misyonla yayınına devam ediyor.

İslam - İnsan ilişkisi, İslam - Müslüman ilişkisi ve İslam - Toplum ilişkisi...

Bu alanlarda ortaya çıkan gelişmeleri gözlüyor ve gördüğü problemleri insanın, Müslümanın, toplumun muhasebe alanına taşıyor.

“Meşrulaştırma, meşru olmayanı meşru gibi görme ve yaşama hali” diye tarif edilebilir kısaca.

Hem zihni bir ameliye meşrulaştırma, hem fiili bir ameliye...

Var mı böyle bir durum ülkemizde, İslam dünyasında?

Evet var, hem de vahim boyutda.

İçiçe kuşatmalar altında Müslüman, küresel kültürün ve emperyalist politikaların kuşatması bir, ve iki, her İslam ülkesinde aşağı yukarı 100 yıldan beri süren açık Ğ örtülü sömürge düzenlerinin kuşatması...

İslam’ı ve Müslümanları denetim altında tutan, toplumlara, budanmış bir İslam anlayışı  ve yaşama çerçevesi telkin eden, İslam’ın kendi asli yapısını koruma yönündeki tavrını suç haline getiren, İslam’ı asli çerçevesi içinde yaşamaya çalışan Müslümanın hayat alanını daraltan bir sistem ve ona göre düzenlenmiş toplumsal hayat....

Müslümanı en iyimser şekliyle, “zayıf düşürülmüş mü’min - yani yaşamak istiyorum ama ne yapayım ki etrafım kuşatılmış” psikolojisine sürükleyen bir fiili durum.

Daha ötesinde ise, aşınmalar, aşınmalar, aşınmalar var.

İşte oralarda, gerek küresel kültürün empoze ettiği, gerekse hakim sistemlerin dayattığı algı ve yaşama tarzı paketlerine göre en dar alanlara sığışmış bir Müslümanlık hali devreye giriyor.

Bazan “Dinimiz buna razı olur” mantığı işliyor. Bazan “Dinde şu yok, bu yok” mantığı, bazan “Bizim dinimiz modern bir din, şunlara karşı çıkılmaz” mantığı, bazan dinin hükümlerini 14 asır evvele, bazan sadece Hicaz bölgesine kovalama mantığı...

O zaman da ya Mehmet Akif’in dediği gibi “Galiba göklerde” olan bir Müslümanlık kalıyor geride, ya da aazala azala yaslarda, düğünlerde “dua için” hatırlanan bir iç rahatlatma aracı...

Bu konu üzerinde durmalıyız sevgili Altınoluk okuyucularımız...

Kendimiz için durmalıyız, toplumumuz için durmalıyız.

Kapağımızda raptiyelerle çevrilmiş bir kalb fotoğrafı var. Bu fotoğraf, hani Hazreti Ömer’in “Takva nedir?” sorusunu cevaplandıran Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın cevabını çok hatırlatıyor: “Hani, dikenli yolda yürürken paçalarını toplar, dikenlere basmamaya çalışırsın ya, takva işte o dikkati göstermektir.”

İşte bu hassasiyeti kuşanmak gerekiyor bu gün kalblerin etrafını kuşatan şeytan kurgularından korunabilmek için.

Bu sayımızda ilk bölümünü yayınlanan Ahmet Taşgetiren Bey’in  Nureddin Yıldız Hoca ile yaptığı mülakatla Altınoluk önümüze bir muhasebe zemini koyuyor. Kendi kendimizi yoklamak, süzmek ve yeni kararlara yönelmek bize kalıyor. Rabbim işimizi kolaylaştırsın.

Üç aylara girdik. Sonunda Ramazan-ı şerifle buluşacağımız kutlu mevsime. Regaib kandilini (1 mayıs) idrak ettik. Mirac’a doğru (25 mayıs) ilerliyoruz. Her kandil Rabbimizi hoşnud edeceğimiz güzellikler getirsin hayatımıza.

Sizleri Altınoluk’un yeni sayısı ile başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Allah’a emanet olunuz.