> 2014 > Nisan - Din Samimiyettir > Ah İnsan!
Din Samimiyettir
338.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Ah İnsan!
Salih Zeki Meriç
2014 - Nisan, Sayı: 338, Sayfa: 050

Zulme tarih konulur mu? Ne zaman başladı zulüm? Ne zaman son bulur? Hâbil’in suçu neydi mesela? Kâbili hangi duygu sürükledi zâlimliğe?

Ey İnsan, küçük bedeninle büyük cürümler işledin, farkında mısın? Zulümle âbâd olamayacağını bile bile. Hem kardeşine kıydın hem kendine. İnsanlık onurunu, fıtratın getirdiği o güzel duyguları yok ettin bir bir. Halbuki Allah seni en güzel şekilde yarattı. En üstün, en şerefli bir varlık yaptı. Ama unuttun sen; değerini, şerefini, Rabbinin sana ne kadar kıymet verdiğini. Sözünü unuttun. ‘Evet, sen bizim Rabbimizsin’ ikrarını unuttun.

Aldanma dedi Şeytanın iğvalarına. Nefsin isteklerine aldanma. Şeytan hep peşinde. Sağından, solundan, arkandan, önünden geldi. Ve sen aldandın. Zalimlerden oldun.

Seni Yaratan, senden huzuru, barışı, selameti tesis etmeni isterken sen güçle, kaba kuvvetle var olmayı tercih ettin, mazlumların âhını aldın.

Ah insan!

Tarihini gözyaşı, acı ve hüzünle inşa ettin. Niçin? İçinde engel olmadığın o güçlü olma ve en büyük olma hevesi yüzünden mi? Kim bilir nice mazlumun iniltisi gelir eğilip kulak versek yeryüzüne. Şu toprağın altından nice feryatlar yükselir bir duyabilsek!

Ah insan!

Yüzyıllar geçti. Ne yıllar değiştirdi senin kötü hasletlerini, ne sen fark ettin ne kadar acı bir durumda olduğunu.

Zaman geldi, Firavun oldun. Bazen Kârun, bazen de Nemrut. Mazlumların kanı üzerinde yükseldi tahtın. Ebu Cehil oldun kimi zaman. Utbe oldun Bilal’in göğsünde. Benliğin yükseldi kölelerin zayıf ve cılız bedenlerinde. Hamza’nın ciğerlerinde kan oldun.

Zulme doymadın; İnsanlığın İftiharının sırtına deve işkembesi koyarken. Doymadın Habbab bin Eret’in bedenini kızgın demirle dağlarken. Sümeyye’yi, Yâsir’i develere bağlayıp şehid ederken.

Rabbin emanetini üstlendin. Ancak zalim ve cahil oldun. Dağların, taşların korkup alamadıkları emaneti alma cesaretini yine gösterdin.

Kerbela’da Hüseyin’e göz koydun. Katline ferman çıkardın. Kızgın çöl topraklarını sulayan kanın Efendiler Efendisinin soyu olduğuna aldırmadan.

Ah insan!

Şu dünyayı acı ile doldurmaya var mıydı hakkın? Mazlumların ekmeğini elinden almaya? Hakkın var mıydı masumların istikbalini yok etmeye?

İnsanlığın yüzkarası asır; yirmi birinci yüzyıl. Maske­lerin süslü olduğu yüzyıl. Demokrasinin, adaletin, insan hakkının sözde var olduğu yüzyıl.

Zalim yine zalim. Yıllar değişse de Firavunlar sadece şekil değiştiriyor.

İşte Bosna. Daha dün gibi. Yüzbinlerce Kardelen gibi serpilmiş Bosna’nın yamaçlarına masum çocuklar. Helvadan putlarını yiyen canavar yine insan. Kendini inkâr eden, gözlerini kapatan yine insan.

Ah insan!

Filistin’in gözlerindeki yaşı görmüyorsun hala. Yıllarca mermilerin ortasında savaş oyunları oynayarak büyüyen çocukların hayallerini.

Kurşun kurşun delinirken başından, göğsünden, gözünden bir nefeslik canı olan yavrular, zulmünle nereye varacaksın ey insan?

Neydi paylaşamadığın ta Âdemden beri?

Filistin’de insanlığın yüzüne çalınan kara bir leke oldun.

Şimdi Suriye’desin. Suriye’de insanlık ölüyor. İnsanlar ölüyor. Anne karnında bebekler, savunmasız insanlar acımasızca katlediliyor.

Dünyanın her tarafından ah’ı gelir insanlığın.

Yok mu sabahı bu karanlık gecenin? dediği gibi şairin. Yok mu bu zulüm düzeninin tekerine çomak sokacak? Yok mu dindirecek acılarını her gün bir bir yıkılan yavru bedenlerin?

Yok mu sessiz çığlıkların sesi olacak?

Yok mu yok mu?

Nereye kadar bu zulüm. Nereye kadar?

Ah insan!